Elbette silmedim, sadece yayından kaldırdım . Siyasi içeriği olan yazıları kaldırdım. Bilen bilir, yorum yayınlamamayı hiç sevmem. İçerisinde çok ağır küfür, hakaret falan olmadığı sürece, her yorumu yayınlamayı bir nevi saygı göstergesi olarak görürüm. Kim olursa olsun, herkesin fikrini söyleme hakkı olduğuna inanırım.
Bu blogda, yıllar önce siyasi konularda çok seviyeli tartışmalar oldu. İslami kesimle, Kürtçü kesimle, liberaliyle, faşistiyle. Fakat, özellikle blogun güncellenme hızı düştükçe gelen yorumlar, ana avrat küfürden daha çok rahatsız etmeye başladı beni. Ben, bu dünyadan göçmüş … devamı
3200 kilo altını, peşinizdeki İtalyan mafyasına, altını taşıyan ve koruyan polise rağmen, Torino’nun orta yerinden çalıp, 600 kiloluk 3 Mini’ye yükleyip İngiltere’ye nasıl kaçarsınız? Filmi izleyenler için bu sorunun cevabı basit gibi görünse de, dört fili bir vosvosa nasıl sığdırırız mantığından çok da uzak olmayan bir soru aslında. Kendi ağırlığı ortalama 600 kilo olan, az biraz modifiye edilmiş Mini’lerin her birine 1100 kilo altını yüklemekle kalmayıp, bu Mini’lerle suç mahallinden kaçarken, motorsikletli ve Alfa Romeo’lu yüzlerce polisle ve Fiat Dino … devamı
Araba kullanırken müzik dinlemek asla, sadece müzik dinlemek veya sadece araba kullanmak değildir. Araba kullanırken müzik dinlemek bir meydan okumadır, davettir, otoyol arkadaşlarına arabanın içinde kim olduğuna dair bir ipucu, kaldırımda yürüyen kızlar için bir önizlemedir. Arabada dinlemek için “ayrıca” alınan kasetler, cd’ler, şimdilerde indirilen mp3′ler, favori radyo kanalımız, plak bile çalanlar vardı arabasında. Hatta ileri gidelim, acaba araba diye bir şey olmasaydı, radyolar günümüze kadar gelebilirler miydi tartışılır.
Kankalarla takılacağımızda dinlediğimiz müzik başka, arabaya bir kadın binecekse bambaşka. Evde … devamı
Twitter denen illete bulaştım bulaşalı, blogu boşverip meramımı konstantre bir şekilde o platforma kusmaya başladım. Bu platformda nedense karşılıklı yazışma imkanı da var. Ancak karakter sınırı olduğundan, derdini tam ve doğru anlatabilmek için kısa mesajlaşma sektöründe kendine hatırı sayılır bir yer edinmiş olman gerekiyor. Ben ise telefonla gelen kısa mesajlara dahi (ki 160 karakter) alışamamış biri olarak, twitter’da salaklaşıyorum. Neyse bundan sonra uzun yazacaklarımı, eskisi gibi burada yazıp tweetleyivericem.
Şimdi başlayalım, twitter’da karşılıklı takipleştiğimiz bir arkadaşım olan hakdogan75‘in bazı … devamı
İlham Behlül Pektaş ne güzel söylemiş. Amir Ateş bestelemiş, Zeki Müren de söylemiş.
Aşağıdaki diyalog, Türk Sanat Müziğinin günümüzdeki iki güzide temsilcisinin bir araya geldiğinde yapabildiği tartışmadan ibarettir. Tartışmanın sonunda ise, tüm fikir adamlarına örnek teşkil edebilecek bir biçimde uzlaşıyorlar. Habertürk’ü bu çok faydalı münazarayı televizyonlarında yayınladıkları için teşekkür ediyorum.
Hülya Avşar: Neyimiz benzetildi?
Gülben Ergen: Başarı diyelim
Hülya Avşar: Hep benzettiler bizi
Gülben Ergen: Başarı ve güzellik sadece sana has bir şey değildi ama … devamı
Bir zamanlar ağızdan ağıza anlatılan, internette şehir efsanesi durumunda gezinen bir hikaye vardı. Dünya genelinde insanlar komadan çıktıklarında, refleks olarak kafalarını tutarlarmış. Yerinde mi değil mi bakmak için. Ancak iş Türklere geldiğinde, komadan uyanan babayiğit hemen cinsel organını kontrol edermiş. Ne kadar yanlış ne kadar doğru bilemiyorum. Kontrolsuz güç, güç değildir düstürüyla milletimizdeki libido oranını düşündüğümde mantıklı gelmiyor değil. Fakat aynı sebepten milletimizin böyle bir hikaye uydurma olasılığı da yüksek.
Ancak, doğru ya da gerçek Türk insanının yapısal bir değişimde … devamı
Sabah sabah ne kadar sosyal terane varsa, hepsinden tanıdık tanımadık bilimum internet böceği veryansın ediyor. Vay İclal Aydın merhume Jacqueline Du Pre’yi bilmiyormuş, Tuna’nın yeni sevgilisi sanmış.
Halbuki kendimize dönüp sormamız gereken soru Tuna nereden biliyor Jacqueline Du Pre’yi olmalıydı. Hatta ileri gideyim, biz neden İclal Aydın’ı tanıyoruz? Yahu, salla merhumeyi, Ruhi Su’yu Neşet Ertaş’ı tanımayan ünlülerle çevrilmişiz İclal mi yıktı hayallerimizi? Daha bir kaç ay önce en çok seyredilen müzik programlarından birinde Kazım Koyuncu’ya sevgilerini göndermişti o sığır.
Doğrusu “koyunun olmadığı yerde..” diye başlar bu atasözümüzün ancak ben, koyunun olmadığı yerlerde mutlu olabildiğim için tersine çeviriverdim. Koyun bulunmayan memleketlerde, sakalından ötürü keçiye çelebi muamalesi yaparlarmış. Benim demek istediğim ise, keçinin olmadığı yerde koyunu adam sanan memleketler. Şimdi koyunlara da ayrımcılık yapıyorum gibi oldu ya, neyse. Bizim ülkede büyük ve küçük baş hayvanlara yapılanlar yanında benim naçizane ayrımcılığımın lafı olmaz, değil mi?
Yıllar içinde çeşitli kereler kendi çapımda serzenişte bulunduğum, bizim memlekette bazı insanlara bu özgüven nereden geliyor veya … devamı