Ben ilaç kullanmam. Şu yaşıma kadar, 2 kere ameliyat oldum, orada verdikleri ilaçlar, annemin zorla verdiği en fazla üç seferlik antibiyotik ve kafamın ağrısı arşa vardığında attığım bir aspirinden başka ilaç kullanmadım. Çok ciddi bir rahatsızlık çıkıp, zorunda kalmazsam da kullanmam herhalde.
Toplamda on yıl kadar da kürek çekmişliğim var. Aktif spor anlamında yani, boğazda keyif küreği değil. Sayısını bilmediğim Türkiye şampiyonluğu, bir de uluslararası derecem var hatta. Boğaziçi üniversitesine girdiğimde kürek takımına da gireyim demiştim, antrenör yapmışlardı, o derece yani.
Sonra hayatıma sigara denen şey girdi. Kürek hayatım doğal olarak son buldu. Kürek maratondan sonra dayanıklılık isteyen ikinci spordur ve sigara ile sürdürülmesi imkansız. Şöyle anlatmaya çalışayım, yarışın ortasında krize girilen tek spor kürektir herhalde. Kürek çekenler bilir, yarışta kriz devresi vardır, herşey anlamını yitirir, öyle bir acı hissedersin ki dünyada herşeyden daha çok o yarışı bırakmayı istersin oracıkta. İnsana göre değil yani…

İlaç kullanmam, sporculuk yaptım yani çok sağlıklıyım ben gibi bir noktaya getirmeyeceğim konuyu, merak etmeyin. Milli takıma ilk girdiğimde, her öğünde bir de ilaç verirlerdi. Servis tabağının hemen yanına koyarlardı, “supradyn”. Ben ilaç kullanmam ya, dedim ki içmiyorum arkadaşım ben vitamin falan. Neyse halım, çıksın falım. Tabi kazın ayağı öyle değil, Günde 50 ton halter, 80 km kürekten sonra (Rakamlar uydurma değildir) insanda kelimenin tam anlamıyla parmağını oynatacak hal kalmıyor. İkinci gün başladım “supradyn”e.
Sonra antrenörmüz değişik bir sistem geliştirdi. Yarıştan kırkbeş dakika önce ballı suya bir adet sandoz supradyn atıp bize içiriyordu. Evet iğrenç birşeydi. Ama en azından psikolojik olarak fayda sağlıyordu. Bu arada “supradyn” yasal bir vitamindir. Bir sorun yok yani.
Ancak, günün birinde önemli bir yarıştan önce, antrenörün hazırladığı bu karışım biraz farklı göründü bize. Şişenin içinde su ve bal oluyordu. Supradyn de atınca, karışıp sarımsı bir hal alıyordu ama bu sefer yeşildi ve köpürüp taşmıştı. Biz ekibimle masanın başında bu ilginç manzarayı izlerken, kapıdan antrenör girdi. Hadi hadi, için şunu yarışa gideceksiniz derken araya bir de “uyy biraz fazla mı kaçmış” sorusu sıkışıverdi. Velhasıl biz o şeyi, kötü birşey olduğunu tahmin ede ede içtik. Birinci olduk.
Şimdi malum, Süreyya Ayhan ‘ın doping kullandığı ortaya çıktı. Kendisi de, bana komplo kurdular. İlacı içeceklerime karıştırmışlar dedi. Siz de “lan ne ukala herif her halttan da anlıyor” demeyin diye bir şey yazmadım. Ama biliyordum ki imkansız bir şeyden bahsediyor Süreyya. Sana ancak haberin olmadan antrenörün doping verebilir. E zaten antrenörün de senin takımındır. Yani sen almışsın, o vermiş bir şey farketmez. Hele ki antrenör kocansa…
Velhasıl doping maddelerini de kredi kartıyla satın aldığı ortaya çıktı Süreyya’nın. Ben de kendi spor hayatımı harcadığımı sanardım. Yazık.


Kasım 22nd, 2007 at 05:56
Başlığı nedense “İlaçlar ve Yan Etkileri” diye okumuşum, yazıyı okudum da bir süre kavrayamadım bağlantıyı. Bir de iki sorum var:
1. Sen manyak mısın abi, sigara için uluslarası derece bile aldığın spor hayatını bitiriyorsun?
2. Süreyya Ayhan hakikaten dopingi kendi isteğiyle almış olmasaydı, bu kanıtlanabilir miydi? Daha doğrusu olayda gerçekten suçu olmasaydı aklanıp spor hayatına devam edebilir miydi?
Kasım 22nd, 2007 at 06:10
1. Manyaklık değil, aptallık düpedüz.
2. Hiç bir fikrim yok ama sanmıyorum. Ben Jhonson kendi isteğiyle almadığını her zaman belirtti ama karar değişmedi.
Kasım 24th, 2007 at 11:08
Barış kardeş.profilde bile Tansunun elinde sigara var
öyle bir tutmuşunki benimde içesim geldi şimdi
bence süreyya ayhanı bitiren kocası(aynı zamanda antrenörü) oldu.