Geçenlerde Yılmaz Özdil’den üzerime mim alınmıştım kendi kendime gelin güvey olup. Bugün yazısını öyle güzel bitirmiş ki aynen buraya kopyalarım. Bunu okuyan türbanlılar da, hemen kafalarından o mereti çıkarıp atmazlarsa, zekalarından şüphe duyarım.
Bağdat Caddesi’ne en lüks ciplerle giren türbanlı sayısı arttı mı? Arttı… Nişantaşı’na kolunda Miu Miu çantayla giren türbanlı sayısı arttı mı? Arttı… Adeta bedavaymış gibi, koli koli altın-gümüş almak için Kapalıçarşı’ya giren türbanlı sayısı arttı mı? Arttı… Vakko’ya giren? Arttı… Kanyon’a, İstinyepark’a giren? Arttı… Viyana’nın en ünlü alışveriş caddesi Graben’e giren türbanlı sayısı arttı mı? Arttı… Londra’nın en pahalı restoranı Hakkasan’a giren türbanlı sayısı arttı mı? Arttı… New York’ta Amerikalıların bile girmeye çekindiği, Takashimaya’ya, Saks’a giren türbanlı sayısı arttı mı? Arttı… Paris’te La Fayette’e, Stuttgart’ta Breuninger’e giren? Arttı… Roma’da Bvlgari’nin, Ferragamo’nun, Fendi’nin sıra sıra dizildiği Via Condotti’ye giren türbanlı sayısı arttı mı? Arttı…
Üniversiteye giren?
Artmadı!
5.5 yıldır kim iktidarda?
*
Hiç düşündün mü acaba… Senin “girişin” sağlanırsa, bu “rant girişi” sağlanabilir mi?

Aralık 5th, 2007 at 03:03
Geçenlerde bir Pazar günü canımın ichi‘yle Japon Kültür ve Enformasyon Merkezi‘nin altındaki Cafe Bunka‘ya, kendimize sushi & sake ziyafeti çekmeye gittik.
Biz yemeğimizi yerken, üç genç kız girdi içeri. Son yılların klasik üniversiteli kız grubu: ikisi türbanlı birinin başı açık. Belli ki, Japon mutfağının tadına bakmaya gelmişler. Hepsi farklı bir şey söyledi, sonra garson arkadaştan hashi’nin (yemek çubuğu) nasıl tutulacağı konusunda biraz ders aldılar. O-Sake içip, günaha girme ihtimaline karşın, Coca Cola ve su içtiler. Gelenlerden azar azar yiyip; biz sushi & sake sefasını genmai-cha & matchaa-shuu sefasına döndürmüşken kalktılar.
Tiplere şöyle bir baktım, yukarıda alıntı yaptığın yazıdakilerle uzaktan yakından ilgileri yok. Harçlıkları, İstanbul’daki herhangi bir Japon restaurantına gidecek düzeyde olmamalı ki, daha uygun fiyatlarla hizmet veren Cafe Bunka’yı tercih etmişler. Yazıda kasdedilenler gibi, Nobu Tokyo‘da sushi ya da sashimi yiyecek hâlleri yok ya!
Ama yine de kafalarından çıkarıp atmazlar o nesneyi. Çünkü bu ülkede sapla samanın, otla bokun birbirine karıştığını anlayamayacak kadar genç ve bilinçsizler.