Dünyanın bütün meşhurları bu blogu okuyor..
ingiltere kralı, rahmetli başkan kenediiee, taçsız kral pele, bakenbauver, kaleci mayer, nadya komanaçie, biricid bardo, fenerbahçeli cemil...
SesliBlog Marketing Director

Fethullah Gülen Türkiye’ye Gelecek Mi?

18 Yorum »

Malum kendisine vize çıktı. Mevcut anayasal düzeni, “silahlı eylem” yapmaması sebep gösterilerek, bozmaya çalışmadığına hükmedildi. Gelecek mi?

Hayır.

Sizi yorumlardan da kurtarayım, sağlığı el vermez.

Bu arada Taraf gazetesi hakkındaki teorim doğru çıkıyor gibi, demek ki her paranoya saçma değilmiş. Zaman ile aynı matbaada basılması ve bir çok yazarın bu konuda bildiklerinin ufaktan dökülmeye başlaması buna örnektir. Açık Radyo’yu pek takan var mı bilemiyorum ama onun da Fethullah’çı altyapısı araştırılmalı.

Eşşek Gibi Anırmak

14 Yorum »

Bütün iyi niyetiyle söyledi. Devrimler bir gecede herşeyi değiştirdiği için (language da demiş ama ben bu konuda eksiğim herhalde, devrimden önce başka bir dil mi vardı?) travma yaratmış.
Bu zihniyet o yıllarda işbirlikçi olarak işgal devletleri ile çalıştığından, devrimin travma yaratması normaldir. Türk Milletinin işgal altındaki travmasını anlayamazlar.
Aynı şahıs demiş ki, “Eğer beni eleştirenler Devrim Kanunları’nı okudularsa Meclis’in ortasında eşek gibi anırırım.” Ben bir eleştiren olarak Devrim Kanunlarını okuduğumu söyleyebilirim. İddiasının borcunu da peşinen aldığımız için şu an bir talebim yok kendisinden.

Cumhuriyet’ten Korkmak

13 Yorum »

Dün gece şu “Atatürk’ü sevmiyorum” diyen türbanlı kızı seyrettim. Atatürk’ü sevmemek için çok önemli ve haklı bir sebebi olduğunu gördüm. Kafasındaki zindan, cehalet.

Üç beş cümlesinden sonra suratına yansıyan aptallığı hissediyorsunuz. İşgalciler kadınların türbanına el atınca “müslümanlar” kurtuluş savaşını başlatmış.  Tırnak içinde yazıyorum, çünkü bunun müslüman dediği kişiler işbirlikçiler aslında. Neyse, konuşması baştan aşağı cehalet ürünü olduğu için, neden televizyona çıkartılır, neden gündeme taşınır anlayamıyorum ve bu konuyu kapatıyorum. Karşımda bunları gevelese, elime Taraf gazetesi tutuşturmaya çalışana yaptığım gibi, “bi sitti git lan” derim geçerim.

Amma bunun okumuşu vardı asıl dünkü programda. Türbanlı bir yazar kadın, aynen şunları söyledi:

“İnsanlara Atatürk adına zulüm ederseniz, sevmezler tabi.” Zulüm dediği de şunlarmış:

“Atatürk istiyor aç başını, Atatürk istiyor namaz kılma, Atatürk istiyor orda çalışma”

Bunu bu türün okumuşu, yazarlık yapabileni söylüyor. Ancak ne var ki, ben kafamı nereye çevirsem kafasındaki zindanı örtmeye çalışan bir türbanı sarmalamış bunlardan, pis sakallı bol pantolonlu tipler görüyorum etrafta. Akmerkez’de, otobüs yolculuklarında, uçaklarda, Cuma günleri caddelerde namaz kılan insanlar görüyorum. En garibi de, bunların heryerde çalıştıklarını görüyorum. Bu kadın neden bahsediyor?

Ve son olarak, bu cinsin en gelişmiş modeline, bu sabah gazeteleri okurken rastladım. Engin Ardıç bugünkü yazısında (18/06/2008) aynen şöyle diyor:
“Fakat Çekoslovakya olduğu sürece lafı kolaydı da, Slovakya ayrılınca Çek Cumhuriyeti sorun oldu.
Bu devletin adı, tamam da, ülkenin adı nedir?
“Çekistan” diyorum, tuhaf tuhaf bakıyorlar.”

Bakarlar tabi, Çek Cumhuriyeti ülkenin adı. Cumhuriyeti. Česká Republika

Liberal

3 Yorum »

Liberal çok güzel biridir. Hoş görü sahibi, özgürlükçü.

Şimdi ayıklayalım:

Bizim dinciler liberal. Bunların özgürlük tanımı sadece dinsel ve cinsel özgürlük olduğu için yemiyoruz, çıkartıyoruz bunları.

Eğilip bükülen liberaller, biz bunlara liboş diyoruz. Bunların 0.3 saniyede ulusalcı, komunist, dinci vs olabilme becerileri olduğundan, bunu da yemiyor ve çıkartıyoruz.

Fettoşçular pek bi liberal bu ara ama yorum yok :)

Eski devrimcilerin şöyle bir teorisi var, marksizim ve türevleri çöktüğü için, buna inananların liberalizmden başka çıkış yolu yoktur. El mecbur liberal olacaklardır. Doğrudur, haklılar. Elbette önce okuyup, “Aaaa ben marksistmişim, aaa ben komunistmişim veya marksizmi beğendim öyle olayım” tarzıyla yaşayanlar için, liberalizmden başka bir çıkış yolu yoktur. İmajdan mütevellit çakma karakterli olduklarından, bunları da çıkartıyoruz.

Bir de, benim çevremde de çokça bulunan, facebook profillerine “libertarian” yazıp, açık radyo dinleyip, taraf gazetesi okuyan, evrensel bir bakış açısına sahip, belki de gerçekten liberal olan tipler var. Bunları çıkartmıyoruz, çünkü o zaman kimse kalmıyor ve yazımızın amacı yok oluveriyor.

Şimdi okuyanlara çok ama çok paranoyakça gelecek biliyorum, ama dört bir taraftan kuşatılan ülkemde bunların gerçek olma ihtimali çok fazla. Çok fazla.

Liberal “markası” kaptırılmış durumdadır. Ve son olarak bahsettiğim, bence “gerçek” liberallerin, büyük bir yanlış içinde bulunduklarını görmeleri gerekir. Bir kere yukarıda saydığım bazı tehditleri, tıpkı marksizim okuyup “aaa lan iyiymiş bu marksizm” diyerek marksist olan çakmalar gibi, hoş görme yanlışındalar.

Nerede yanılıyorlar anlatayım. Blogda daha önce yazmıştım ve bir libo arkadaşım “O bahsettiğin gazete bir YTL ile en pahalı gazetedir” demişti. Bahsettiğim de, Taraf gazetesinin Kadıköy’de ücretsiz dağıtılımasıydı. Tıpkı hergün kapımın önüne bırakılan onlarca Zaman gazetesi gibi. Halbuki ben gözlerimle gördüm bedava dağıtıldığını, hatta dağıtan herife “zitti git lan” dedim. Şimdi Taraf üç kuruş yeni türk lirasına düştü sanıyorum.

Sabahları da, liberal olduğuna inanan ve bu yüzden Açık Radyo dinleyen çok sevdiğim biri yüzünden, ağır Ömer Madra ve radyodan okuduğu Taraf gazetesi yorumlarına maruz bırakılıyorum. (Bu faşizmdir, ayrı)

Taraf’ın, Alkım yayınevi tarafından çıkartıldığı, bedava dağıtıldığı, nereden geldiği belli olmayan bir takım kaynaklara sahip olduğu, bazı şeyleri yalnızca onların bildiği gibi gerçekler yüzünden, Açık Radyo’nun da herkese verip veriştirirken (AKP dahil), Fettoş ve Cumhurbaşkanına pek bulaşmaması sebebiyle Fettoşçu olduklarından çok şüpheleniyorum.

Asla Türkiye’nin İran olacağını düşünmüyorum ama, İran’ın Fettoşu Humeyni’nin yurtdışından gelirken, liberaller tarafından desteklendiğini ve o umutların toz olduğunu biliyorum (sdz: Persepolis). Yemeyin dostlarım. Bana kalırsa bu çok büyük bir olasılık ve okuduğunuz gazetenin, dinlediğiniz radyonun ne olduğunun ortaya çıkmasını sağlayın. Ha siz de Tuncay’a inananlar gibi safsanız, eyvallah.

Eyvah Arılar Yok Oluyor

11 Yorum »

Meşhur Alman bilim insanı Albert Einstein şöyle demiş: “Eğer arılar yeryüzünden kaybolursa insanın sadece 4 yıl ömrü kalır. Arı olmazsa döllenme, bitki, hayvan, insan olmaz”. Bunu aklınızda tutun, zira hangi gazeteyi (yerli/yabancı) açsanız, Einstein’ın bu sözü referans gösteriliyor ve yeryüzünde arıların kaybolmaya başladığından dem vuruluyor. Son bir kaç yıldır, senede %30 ile %40 oranında azalıyor arılar. Ve bu hesaba ve Einstein’ın teorisine göre 10 yılımız mı kaldı?

İnsanlığın dikkatini, yeryüzünden insanlığın veya canlı hayatının yok olmasına çekmeye çalışan bilim insanları hep oldu. Hatta sadece bilim insanları değil, siyasetçiler, sanatçılar, sporcular ve duyarlı herkes bu konuda birşeyler yapılması gerektiğini söyleyip duruyorlar. Bkz: küresel ısınma veya global warming. Ancak medya bu arı meselesinde çok ısrarcı. Bakalım neden.

Birincisi Einstein gibi büyük bir bilim insanı arıların ardından dört yıl içinde biz de yok oluruz demiş. Bu medyanın bu konuya bu kadar değinmesinin sebebi olabilir mi? Aslında Einstein şöyle de demiş, “Dünyada mamutların soyu tükendiğinde, insanlığın 2 yıl ömrü kalacak”. Olur mu öyle şey demeyin, demiş işte. Bunu söylediğinin en büyük kanıtı da, arılarla alakalı söylediği şeyler, hani dört yıl içinde biz de arıların peşinden gideriz. Çünkü Einstein bunu da söylememiş elbette, Einstein akıllı adamdı, fizikçiydi, arılardan anlamazdı.

Peki neden böyle bir cümle uyduruluyor ve neden arılara taktık? Yoksa gerçekten yok olmuyorlar mı? Veya daha önemlisi yok olan bir sürü türden neden arılar ön plana çıkartılmak isteniyor. Çünkü arıların ardından dört yıl içinde biz de… demeyin. Yalan o, yok öyle bir cümle.

O zaman arıların ekolojik dengedeki yerine bakalım, arılar yeryüzüne ne sağlıyor? Sadece bal değil elbette, ekolojik bir önemi de var arıların. Tıpkı sizin gibi, tıpkı sivrisinekler, penguenler ve var olan tüm canlıların olduğu gibi, arıların da ekolojik dengeye bir katkısı vardır elbette. Arılar bitki üremesinde büyük rol oynuyorlar. Polenlerin dağıtılmasını sağlayan, rüzgar ve diğer bir takım hayvan arasında önemli bir yere sahip. Tabi aslında bu da insan soyunu ilgilendiriyor, çünkü bitki denen canlı türüyle besleniyoruz. Arılar olmazsa, polenler dağılmaz, polenler dağılmazsa bitkiler büyümez, biz de aç kalırız. Denklem bu, Einstein da bunu söyleyince tamam. Panik başlasın, aman arılara iyi bakın. Arılar olmazsa bu polen denen meret gerçekten dağılmaz mı, dağılır ama arıların dağıttığı gibi kaliteli olmaz.

Peki dağlardan siyanürle altın çıkartmaya devam edersek?

Denizlere kimyasal atık atmaya devam edersek?

Gökyüzüne tuhaf gazlar yaymaya devam edersek?

Yukarıdaki üç faktör tamamen insan kaynaklı olup, araba kullanmak, kıçımızdan başımızdan takı sallandırmak, cep telefonu kullanmak, ve benzeri lüks yaşamak adına yaptığımız şeylerin sonucu. Ve en önemlisi, bu faktörler sonuca vardığında, arıların polen dağıtmayı bırakmasından daha net bir etkisi olacak. Tak diye duracak hayat. Mesela gökyüzüne yaydığımız tuhaf gazlar, ozonu ve belki bilmediğimiz başka bir yerleri yavaş yavaş delerken, gerekli sınır aşıldığında hep birlikte güneş ışınları tarafından gaz ve toz bulutuna dönüşeceğiz. Öyle arılar yok olacak, domates polenleri uçuşmayacak, domates yiyemiyeceğiz de bilmem kaç sene sonra (o da rüzgar da durursa) açlıktan meee meeee, değil. Tak diye yok olacağız. Ansızın.

Domatesi nereden çıkarttın derseniz, şöyle diyeyim: Arılar yok olursa kaç yıl ömrümüz kaldığı belli değil ama, İngiltere’nin yıllık 330 Milyon dolarlık tarım endüstirisi çökecek, bu kesin. Buyrun bunlarda gerçekte arılardan sonra hangi türlerin tehlikeye gireceği: Kiraz, elma, greyfrut, avokado, salatalık, lahana, badem ve brokoli.

WP Theme & Icons by N.Design Studio
Entries RSS Comments RSS Log in