Meşhur Alman bilim insanı Albert Einstein şöyle demiş: “Eğer arılar yeryüzünden kaybolursa insanın sadece 4 yıl ömrü kalır. Arı olmazsa döllenme, bitki, hayvan, insan olmaz”. Bunu aklınızda tutun, zira hangi gazeteyi (yerli/yabancı) açsanız, Einstein’ın bu sözü referans gösteriliyor ve yeryüzünde arıların kaybolmaya başladığından dem vuruluyor. Son bir kaç yıldır, senede %30 ile %40 oranında azalıyor arılar. Ve bu hesaba ve Einstein’ın teorisine göre 10 yılımız mı kaldı?

İnsanlığın dikkatini, yeryüzünden insanlığın veya canlı hayatının yok olmasına çekmeye çalışan bilim insanları hep oldu. Hatta sadece bilim insanları değil, siyasetçiler, sanatçılar, sporcular ve duyarlı herkes bu konuda birşeyler yapılması gerektiğini söyleyip duruyorlar. Bkz: küresel ısınma veya global warming. Ancak medya bu arı meselesinde çok ısrarcı. Bakalım neden.
Birincisi Einstein gibi büyük bir bilim insanı arıların ardından dört yıl içinde biz de yok oluruz demiş. Bu medyanın bu konuya bu kadar değinmesinin sebebi olabilir mi? Aslında Einstein şöyle de demiş, “Dünyada mamutların soyu tükendiğinde, insanlığın 2 yıl ömrü kalacak”. Olur mu öyle şey demeyin, demiş işte. Bunu söylediğinin en büyük kanıtı da, arılarla alakalı söylediği şeyler, hani dört yıl içinde biz de arıların peşinden gideriz. Çünkü Einstein bunu da söylememiş elbette, Einstein akıllı adamdı, fizikçiydi, arılardan anlamazdı.
Peki neden böyle bir cümle uyduruluyor ve neden arılara taktık? Yoksa gerçekten yok olmuyorlar mı? Veya daha önemlisi yok olan bir sürü türden neden arılar ön plana çıkartılmak isteniyor. Çünkü arıların ardından dört yıl içinde biz de… demeyin. Yalan o, yok öyle bir cümle.
O zaman arıların ekolojik dengedeki yerine bakalım, arılar yeryüzüne ne sağlıyor? Sadece bal değil elbette, ekolojik bir önemi de var arıların. Tıpkı sizin gibi, tıpkı sivrisinekler, penguenler ve var olan tüm canlıların olduğu gibi, arıların da ekolojik dengeye bir katkısı vardır elbette. Arılar bitki üremesinde büyük rol oynuyorlar. Polenlerin dağıtılmasını sağlayan, rüzgar ve diğer bir takım hayvan arasında önemli bir yere sahip. Tabi aslında bu da insan soyunu ilgilendiriyor, çünkü bitki denen canlı türüyle besleniyoruz. Arılar olmazsa, polenler dağılmaz, polenler dağılmazsa bitkiler büyümez, biz de aç kalırız. Denklem bu, Einstein da bunu söyleyince tamam. Panik başlasın, aman arılara iyi bakın. Arılar olmazsa bu polen denen meret gerçekten dağılmaz mı, dağılır ama arıların dağıttığı gibi kaliteli olmaz.
Peki dağlardan siyanürle altın çıkartmaya devam edersek?
Denizlere kimyasal atık atmaya devam edersek?
Gökyüzüne tuhaf gazlar yaymaya devam edersek?
Yukarıdaki üç faktör tamamen insan kaynaklı olup, araba kullanmak, kıçımızdan başımızdan takı sallandırmak, cep telefonu kullanmak, ve benzeri lüks yaşamak adına yaptığımız şeylerin sonucu. Ve en önemlisi, bu faktörler sonuca vardığında, arıların polen dağıtmayı bırakmasından daha net bir etkisi olacak. Tak diye duracak hayat. Mesela gökyüzüne yaydığımız tuhaf gazlar, ozonu ve belki bilmediğimiz başka bir yerleri yavaş yavaş delerken, gerekli sınır aşıldığında hep birlikte güneş ışınları tarafından gaz ve toz bulutuna dönüşeceğiz. Öyle arılar yok olacak, domates polenleri uçuşmayacak, domates yiyemiyeceğiz de bilmem kaç sene sonra (o da rüzgar da durursa) açlıktan meee meeee, değil. Tak diye yok olacağız. Ansızın.
Domatesi nereden çıkarttın derseniz, şöyle diyeyim: Arılar yok olursa kaç yıl ömrümüz kaldığı belli değil ama, İngiltere’nin yıllık 330 Milyon dolarlık tarım endüstirisi çökecek, bu kesin. Buyrun bunlarda gerçekte arılardan sonra hangi türlerin tehlikeye gireceği: Kiraz, elma, greyfrut, avokado, salatalık, lahana, badem ve brokoli.
Recent Comments