Datça’yı Uğurlarken

Kategorilenmemiş 1 Yorum »

Bir hayalimiz vardı, allahın “sevdiği” kulu olmanın bedeli İstanbul’a bağımlılıktan kurtulur kurtulmaz, “azıcık aşım ağrısız başım”veya “bir tas çorba, sırtımda bir hırka” felsefesi ile yola çıkıp, burası gibi olmayan memleketlere gitmek. Denizi ayrı deniz, havası ayrı hava olan hani…

Datça’yı ilk gördüğümde kıştı, ben gibi Ege iklimine aşikar bir insanın bile aman aman diyeceği bir kış yaşıyordu yarımada. Soğutmayan, üşütmeyen, yakmayan ve de ısırmayan bir kış. En yüksek dağlarına, en rüzgarlı kıyılarına gittim o kış. Aklımın bir kısmını, kalbimin yarısını bıraktım, döndüm.

Sonra hep Eylül ayında gittim. Nefesimi düzeltiyordu Datça, denizi temiz, havası temiz, insanı temiz. İlk zamanlar, Datça tarihi, Datça kültürünü incelerken, son bir kaç yıldır kendimi Datça emlak sitelerini gezerken buldum, Datça’ya gittiğimde ise, önünde en fazla dikildiğim dükkanlar emlakçılar olmuştu. Rota belliydi, para kazanılacak ve Datça’ya yerleşilecek, minimum bir on sene kazanılacak hayattan.

Ne var ki, bu sene Ağustos ayında gitmek kısmet oldu yarımadaya.

İstanbul fiyatları, İstanbul arabaları, İstanbul hanzoları gördüm, “burası gibi değil gideceğim memleket” şarkısı, burada da anlam kazandı. Geceleri tüm Datça’yı inleten türkü bar şarkıcısından kurtardığımda kulağımı, kornalar çaldı.

Datça da karıştı gitti kaosa dedim, Can Baba’nın seneyi devriyesiydi. Lokma dökmüşler, ruhuna değsin dedik, yedik. Gözümün önüne vurulanlar geldi, aklıma “vurulmuşum düşüm gecelerden kara…” diye başlayan şiir gelirdi normalde ama Datça’da Can Baba’nın evine 10 metre mesafede uyurken şu dizeler geldi:

“sararıp dökülmeden önce kızaran yapraklar

ki onlar

şan verdiler ortalığa bütün bir sonbahar

mevsim dönüp yeniden yeşermeye başlayınca rüzgar

çıplağında o atın yine onlar koşacaklar

o çocuklar,

o yapraklar,

o şarabi eşkiyalar

onlar da olmasa benim gayri kimim var.”

Vurulanların neden vurulduğunu düşündüm, Datça’ya baktım bir daha. Döndüm geldim.

Bir hayalimiz vardı hep, duruyor yerli yerinde.

Pet Shop, Pet Mağazası

Kategorilenmemiş 3 Yorum »

Kendimi hayvansever sanırdım, küçükken kedilere köpeklere süt vermek, komşunun havlayan köpeğine evden birşeyler fırlatmamak, önüme zıplayan kediyi ezmemek için ufak çaplı kazaları göze almak ve benzeri aktivitelerle kendimi hayvansever sanıyordum.

Sonra sevgili hayvan hakları savunucusu ve bu konuda aktif rol oynayan ortağımın, “pet shoplarla alakalı bir birim kuruyoruz, web sitesi üzerinden duyuracağız, yardım eder misin?” demesiyle gerçekten hayvansever oldum. Şimdi anlıyorum ki, ben de kendimi hayvansever sandığım zamanlarda “hayvanseçer” mişim. Bilmiyorum bulaşıcı mıdır, gördükçe anladıkça büyüyen bir hissiyat mıdır, ama artık sokakta bir kediye veya köpeğe kötü davranan insanlara dayılanacak kadar bulaştım bu işe.

Tabi benim uğraştığım birim pet shop olduğu için midir bilemiyorum ama, hayvanlara en zalim davranılan, hayvan haklarının en fazla hiçe sayıldığı yerlerin pet shoplar olduğunu düşünüyorum artık. Maalesef insan bunu hep yapıyor, köle ticareti. Çok değil, daha yüz sene önce rengi farklı insanları köle olarak alıp satmıyor muyduk? Şimdi de aynısını hayvanlara yapıyoruz.

Şimdi size bu işe bulaştığımdan beri gördüğüm, ancak pet shop denen hadisenin mafyalaşıp kadrolaştığı (tehdit alıyoruz evet) için, kanıtsız ve desteksiz kaldığımız şeyleri anlatmak istiyorum. Bir çoğuna inanmak zor biliyorum, ama bunlara inanmamak ancak kendinizi kandırmaya yeter, bu acımasız bir sektör. Bir de pet shop ile koruyucu aile ve yetiştirme çiftliklerini ayırt etmemiz gerekiyor, onu da belirteyim. Burada anlatacaklarım, yetiştirme yapmadan perakende hayvan satan dükkanlarla alakalıdır.

Kaçak hayvan satmayan bir tek pet shop yok. Hayvan satmayan pet shop var, ama hayvan satanların içinde kaçak hayvan satmayan pet shop bulamazsınız. Bunu ispat da edemezsiniz çünkü kadrolaşma gayet başarılı. Bakın bunun en güzel örneği, işbirlikçi bakanlığın yaptığı açıklama: 2006 yılında hiç hayvan ithal edilmemiş. Peki soruyoruz o zaman, 2006 yılında satılan onbinlerce cins kedi ve köpek gökten mi yağdı? Elbette kaçak olarak getirildi. Peki diyeceksiniz ki, kaçak çay içiyoruz daha güzel, kaçak hayvan da alabiliriz. Evet hem hayvansever hem de kalpsiz bir cani olabiliyorsanız, buyrun alın. Herhangi bir pet shopa gidin ve en cins köpeği alın, garanti ediyorum ki kaçaktır. Nasıl mı gelmiştir İstanbul’un en popüler iş merkezinin içindeki pet shopa? Anlatayım, Rusya veya Bulgaristan’da doğduktan bir hafta sonra annesinden alınmış, benzeri onlarca hayvanla birlikte bir çuvala konmuştur ve tanesi 5-10 dolardan ülkemize sokulmuştur. Giriş yapıldıktan sonra, çuval açılmış, ölenler en yakın çöp kutusuna çöp torbası ile atılıp kalanlar 1000-2000 dolar arasında satılmak üzere bir pet shopa getirilmiştir.

Şanslıysa ve sizinle bir ömür geçirecekse bu hayvan (çoğu çeşitli hastalıklar sebebiyle ölür), şunu çok iyi bilin ki bu dostunuz yavruluğunda bunları yaşadı. E iyi işte ben de kurtardım diyorsanız, hayır. Sadece daha fazla hayvanın o çuvallara koyulup getirilmesine finansör oldunuz. Pet shoplardan aldığınız her hayvan, hayvan satan pet shoplardan aldığınız herşey, bir vicdansızın çuvallara kedi köpek yavrusu doldurmasına kaynak oluyor, bunu iyi bilin. İçiniz el veriyorsa, gidin alın.

Eğer bir pet shop’a gideyim de yetkilisiyle konuşayım derseniz, sizi çok güzel ikna ederler.  Ellerinde her türlü belge mevcuttur. Ancak bu belgelerin sahte veya yanlış olduğunu söyleyebiliriz. Her pet shop’un bir veterinerle çalışması zorunluluğu var, pet shoplarla çalışmayan veterinerlerle bir konuşun. Neden çalışmıyorlar? Ayrıca bu belgeler 2006 yılında da vardı, ama açıklama net, ithal yok.. Bu belgeler nasıl çıkıyor, nasıl yazıyor üzerinde “Macaristan’daki şu yetiştirme çiftliğinden alınmıştır” diye?

Hala inandırıcı gelmiyorsam size, gidin en jan janlı pet shop’a. ORada olmayan bir cins hayvanı isteyin. Örneğin “pak” isteyin. Genellikle yoktur. Sizden bir ön ödeme alırlar, muhtemelen 400-500 Euro ve 1500 Euro civarına da iki gün sonra getireceklerini söylerler. Nasıl? İki günde nasıl hayvan getirilir bunu bir düşünün..

Yani şu konuya hiç girmek bile istemiyorum, çünkü az buçuk aklı olanın anlıyor olması gerektiğini düşünüyorum. Bir pet shop’un önünde durup aval aval bakıyorsunuz ya hayvanlara. Hiç mi görmüyorsunuz, o camekanın içinde, nefes almak için deliğe burnunu dayayan köpekleri?

Çözüm nedir?

Eğer illa cins, soyu belli “ciks” hayvanlar alacaksanız, gidin Almanya’dan bir çiftlik veya aile bulup alın, bulamıyorsanız bana mesaj atın, söz bulurum. Ayrıca pahalı da olmayacaktır, emin olabilirsiniz.

Diğer bir çözüm, barınaklardan veya ellerindekini sahiplendirmeye çalışanlardan alın. Bu size çok “bohem” gelebilir ama inanın çok güzel hayvanlar oluyor barınaklarda veya sahiplendirme sitelerinde.

En önemlisi de, bakamayacaksanız, almayın!!!

Daha detaylı bilgiler için Pet Shop Gerçeği adlı siteyi gezebilirsiniz. Hayvan edinmek istiyorsanız da, Hayvan Sahiplendirme sayfasına bakabilirsiniz.

ABD Montauk Sahillerine Vuran Gizemli Yaratık

Kategorilenmemiş 6 Yorum »

Hepinizin bildiği gibi ABD New York’a bağlı bir sahil beldesi olan Montauk’da deniz kenarına değişik bir yaratığın vurduğu bildirildi. Bilmiyorsanız da birazdan muhtemelen HaberTürk “şok şok” haber olarak verecektir. Kafasızsanız ordan okuyabilirsiniz.

Jenna Hewitt adlı kadın tarafından fotoğraflanan yaratığın ne olduğu bilinmiyor. Kabuksuz kaplumbağa, tüysüz rakun falan diyenler var. Bazılarına göre bir aldatmaca, kimilerine göre bir reklam kampanyası. Olağandışı fırtınalar sebebiyle okyanusun dibinde yaşayan ve bugüne kadar bilinmeyen bir yaratık da olduğu teoriler arasında. Uzaydan gelmiş olabilir mi (HaberTürk/SDN sentezi, en salak.)? Olamaz.

Sıkı durun size bu yaratığın ne olduğunu açıklıyorum…

Ergenekon iddianamesinde adı geçmeyen, ancak tarifi verilen liderin ta kendisi. İnanmayan tarif ile karşılaştırsın.

Sarı ve seyrek saçlar.

Göçmen tipli.

Mavi gözler.

Atatürk olacak değil ya canım bu gizemli lider.

WP Theme & Icons by N.Design Studio
Entries RSS Comments RSS Log in