Browsing the 2008 Ekim archive
Dün gece “Nat Geo Wild” adlı kanalı izliyordum. Aslında, hayvanları insanlardan daha çok seven ve onlara daha fazla değer veren biri olarak, bu ve benzeri kanalları sıklıkla “ana haber” niyetine izliyorum. Dün gece annesiz kalmış iki adet “siyah ayı”nın maceralarını izledim.
Barınakta doğmuşlar, ama aklınıza bizim belediye barınakları gelmesin. Neredeyse doğal ortamlarına yakın bir barınak. Anneleri ölmüş ve bu yavru ayılara ne yapacağız diye düşünen bir grup bilm adamı. Bilim adamlarının başında ise, bu yavruların elinde doğduğu bir bilim kadını var. Saatlerce izledim. Doğal hayatın, her türlüsünden gerçekliğini öğrettiler yavrulara. Bir yaşına geldiklerinde her iki yavru da avlanabiliyor, hakkını koruyabiliyor ve doğal ortam ayıları gibi kendi kendini ikame edebiliyorlardı.
Geceli gündüzlü bir yılını bu ayılarla geçiren, doğdukları günden beri onlara annelik yapan, eğitim veren bilim kadını, bu ayıların artık doğal ortamlarına bırakılmaları gerektiğini düşünmeye başladı. Ve bunu görebilmek için, barınağın dışında tam anlamıyla bir doğal ortam yarattılar. İçinde domuzlar, tavuklar ve çeşitli av hayvanları, ağaçlar bulunan büyükçe bir alan. Ve ayıları buraya bıraktılar.
İncelemeler olumluydu, bu barınak ayıları tıpkı doğal ortamında yaşayan hemcinsleri gibi kendi kendilerini yaşatabiliyorlardı. Ve kesin karar verildi, ayılar doğal ortamlarına salınacak. Ancak karar vermek yetmiyor, bir komisyon toplandı, günlerce tartıştılar. Ayılara annelik yapan bilim kadını, onları çok sevmesine rağmen bırakılmalarını istiyordu. Çünkü bunu haketmişlerdi. Ancak uzun tartışmalar sonucunda komisyon, doğal ortamdaki ayıların, saflığını bozabilir endişesiyle ayıların barınakta kalmasına karar verdi. Evet bu iki yavru ayı, barınakta doğmalarına rağmen çok büyük bir gelişme göstermişlerdi. Bunun için inanılmaz harcamalar yapıldı, bir sürü bilim adamı çalıştı. Ama komisyon, doğal ortamdaki ayıların, belki de binde birlik bozulma ihtimalini göze alamadı ve ayılar barınakta kaldı.
Bir iki hafta sonra ayılardan biri, sebebi bilinmeyen bir beyin kanaması sebebiyle öldü. Bilim kadını çok üzüldü.
Aynı esnada olmasa da, TV’de izlememle aynı anlarda, bizim ülkemizde de bir komisyon toplandı. Adalet Bakanlığına verdikleri öneride, kızların evlenme yaşının 14′e düşürülmesi ve tecavüzde “evlenirim” denildiğinde suç oluşmaması gibi saçma bir kanunun da 14 yaşa indirilmesini istedi. Yani eğer 14 yaşında bir kız çocuğuna tecavüz ederseniz, evlenirim diyerek yırtabilirsiniz. Atatürkçü düşünceyi faşist kabul eden bu islami düşünce ishali elbette kabul edilmeyecektir, ama nerede olduğumuzu görmemiz açısından manidardır. Hüseyin Üzmez adlı pisliğin de 14 yaşında bir kızla ilişkiye girmesi ardından, aynı ishale kapılan bazı dinci yazarların desteklediğini hatırlatıyorum.
Ha unutmadan, üstteki ayılar ve bilim adamları Tayland’dan. Hani adı çocuk seksi sektöründe anılan Tayland.
PKK’ya neden kızıyorsunuz? Silahlı oldukları için mi?
PKK ne istiyor farkında mısınız? Kürt hakları istiyor diyelim, “Büyük Kürdistan” için toprak istiyor diyelim. Ne derseniz onu diyelim. Bu ülkenin bölünmez bütünlüğünü bozmak istiyor eninde sonunda, değil mi? Toprak istiyorsa da böyle, “hayır kardeşim ben Türk değil Kürdüm” diyorsa da böyle. Hele hele silahı eline alıp, dağlarda TSK mensuplarına saldırıyorsa, bu konuda şüphemiz yoktur diyebiliriz. Bir takım “liberaller”in şüpheleri olabilir, siktirsinler.
Peki neden kızıyorsunuz? Neden kızıyoruz?
Türkiye’nin bölünmez bütünlüğünü bozmak ile, Laik düzeni değiştirmek arasında ne fark var?
Laik düzen değişmedi mi oy birliği ile? Bunun için zamanında kan dökülmedi mi, terör örgütleri yok muydu? Yarın PKK silah bırakıp, kapına bulgurla, kömürle geldiğinde oy vermeyecek misin? Şimdi “hödö hödö” ölmez bölünmez diye haykırdığın şehitlerin kanına tükürmeyecek misin?
Sen marabasın, ağan ne derse o oluyor farkında değil misin?
Değilsin tabi. Sen marabasın. Senin oy verdiğin AKP’li cumhurbaşkanı da, başbakan da, bakanlar da PKK’nın beslendiği tüm kişi ve kurumlarla dost ve müttefik, salak mısın?
Yarın, bugünkü terörist kapına bulgurla geldiğinde vermeyecek misin kanını? Vermedin mi ey yavşak?
Ey Şehit anaları, bacıları, kardeşleri, karıları, evlatları! Bugün de sözün bittiği yer diyorlar, dün de öyle dediler. Söz sizler için zaten hiç olmadı. Ne şeref ne onur, elinizde hiçbirşey kalmayacak. Yaktığın ağıt sen düşünüp de kafayı yeme diye sadece. “şehitler ölmez” yalnızca bir inanç, bir temenni. Ölüyorlar, hem de senin bildiğin gibi değil, sana öğretilen gibi değil.
Karanlığın içinden bir ateş düşüyor vücütlarına. Ne dua edebiliyorlar ne bir şehadet. Son anıları ne bir sevgili ne ana kucağı. Gözleri kapanıyor, bir hayat bitiyor. Senin içinde bir umut var sadece, cennet diyorsun. O gözler kararınca, doğmadan önce neredeyse, oraya gidiyor.