Benden Bu Kadar İstanbul
Annem ve babam İstanbul’da doğmuşlar. Annemin baba tarafının İstanbul’dan öncesi bilinemeyecek kadar gerilerde. Babamın babasının kütüğü de, hayatımda bir kere gördüğüm Kapadokya olduğu için, soranlara Nevşehir’liyim diyorum. Ben ise Kanlıca’da doğdum, kütüğüm hala orada.
Geçtiğimiz günlerde bir televizyon programında, başka başka programlardan görmeye alıştığımız bir grup insan, İstanbul’dan önce yaşadıkları, doğdukları şehirleri övüyorlardı. Dizi oyuncusu, yarışma sunucusu ve programa katılan sıradan insanlar, geldikleri şehirlerde ne kadar mutlu ve huzurlu olduklarını anlattılar. Örneğin, sarışın bir dizi oyuncusu, İzmir’de mini etekle dolaştığı ve kimsenin laf atmadığı, taciz etmediğini söyledi. Tunceli’li bir izleyici, Tunceli’de çocukların gece onbir onikiye kadar sokakta oynayabildiğini, bir başka katılımcı Bursa’da gece yarısından sonra ıssız sokaklardan güvenle geçebildiğini anlattı.
Hayatımda ilk defa bir programa telefonla bağlanmak ve çok ağır laflar etmek istedim. Çünkü tüm bu insanların, geldikleri şehirler hakkında yaptıkları güzellemeler bana çocukluğumun İstanbul’unu anımsattı. Daha onların İstanbul’lu olmadıkları zamanı. Arayıp şöyle demek istedim: “Geldiğiniz şehirler sizin gibi vandalları İstanbul’a postaladıkları için, artık huzurlular.”
Ben çocukken yaz geceleri ikiye üçe kadar sokakta oynardık. Herkes, bir bahar akşamı annesi meyva soyarken, başını dizlerine koyduğu o anı huzur olarak hatırlar belki, ama benim hatıralarımda o anı destekleyen, pencereden giren Kanlıca rüzgarının etkisi bambaşkadır. Bugün kim oniki yaşındaki çocuğunun, bisikletle Şile’ye gitmesine izin verir?
Velhasıl ben artık İstanbul’da olmak istemiyorum. Hatta İstanbul’u bir daha görmek de istemiyorum. Mümkün olsa, İstanbul’dan haber de gelmesin isterdim. Artık gidiyorum.