Biz Bu Bayram Yavru Köpek Kurban Ettik
Hem de beş tane…
Şaka yapmıyorum, gayet ciddiyim.
Hatta bu satırları, penceremin önünde ağlayan annelerinin sesini duyarken yazıyorum. Bugün milyonlarca dana, koç, boğa veya deve kesenlere yavru köpek kurban etmek garip geldiyse hatırlatmak isterim, birileri sizin önünüze atmasalardı o hayvanları, insanları kesiyordunuz. Kafası çalışmayanın açıklaması değil midir? “Baba, kurban bayramı olmasaydı insanlar çocuklarını kesiyordu”. Eskiler herşeyi bizden iyi biliyor.
Hala şaka yaptığımı sananlar varsa anlatayım. Bundan iki hafta kadar önce, mahallemizin sevimli köpeği bize gelip yardım istemişti. Bu köpek mahellenin insancıl, sürekli kuyruğunu sallayan, tesadüfen bulduğu yavru köpeklere annelik yapan, dünya sevimlisi bir şey.
Bu köpeğe ne yemek vermişliğimiz vardı, ne kömür. Eve gelip giderken, “naber kızım” dememiz veya pencereye çıkıp “napıyorsun kızım” dememiz onun için yeterli bir dostluk seviyesiydi. Bizi her gördüğünde kuyruğunu sallamaya başlar, bizim onunla oynaşma derecemize göre karşılık verirdi. Seviyeliydi.
Bu köpek şu an penceremin altında ağlayan köpek. Adı “Beyaz”. Biliyorum çok yaratıcı değil, ama en azından adı var. Bu köpek 3 hafta kadar önce ortadan kayboldu. Eve gelip giderken, pencereye çıktığımızda onu görmez olmuştuk. Aklımıza kötü şeyler gelmişti elbet, üzüldük.
Ta ki bir hafta kadar sonra, hani o İstanbul’da büyük bir fırtınanın koptuğu o gece çıkıp gelene kadar. Sağanak yağmur, şiddetli rüzgar ve aşırı soğuk olan o gece, Beyaz tıpkı şu anda ağladığı yerde, penceremin altında tıpkı şu an ağladığı gibi ağlıyordu. O gün biraz daha hareketliydi elbette, pencerenin altında ağlayarak yeri kazıyor, sonra koşarak biryerlere gidiyordu. Bunu sürekli yapıyordu. Tabi dayanamadık, indik aşağıya takip ettik. Bir çukurda titreyen yavrularına götürdü bizi. Çukura su doluyordu ve başka bir hayvan sever olsa gerek, tepelerine bir tahta kapatmıştı, ki anneleri erişemesin. Yavrular suda boğulsun veya en azında geceyi suyun içinde geçirsin.
Velhasıl aldık yavruları, bazı godoşlara yolun ortasına bırakmak veya kapıların önüne parketmek daha kolay geldiğinden kullanılmayan otoparkımıza götürdük. Anne hemen üzerlerine yatıp emzirmeye başladı. Mutluydu ama uzun sürmesini beklemiyordum. Abartmıyorum, futbol sahası genişliğinde ve 6 katlı bir otoparktan bahsediyorum. Daha içerisine hiç araba koyulmamış katları var. En alt katına bırakın arabayı, inşaatın ardından herhangi birşey girmiş değil. İşte köpekleri oraya koyduk ama biliyorum ki batacak, hem de özellikle arabalarını yollara bırakan piçlere en çok batacak.
Bunu bildiğim için bu yavruları ve anneleri daha güvenli bir yere taşımanın planlarını yapmaya başladım. Pet Shop Gercegi diye bir sitem daha var ya, bilen bilir. Ordan mütevellit torpilimi ve forsumu kullanmaya kalktım. Hali vakti yerinde barınakları aradım ve beni onlara çok büyük bir hayvan hakları federasyonunun başkanının yönlendirdiğini söyledim. Ve bu yavruları ve anneyi alıp alamayacaklarını sordum. Sıradan red cevabı ala ala devam ettim ve nihayet, hem de internet sitesinden anladığım kadarıyla düzgün bir barınak kabul etti. Ama ufak bir pürüz vardı. Barınağın sahibi mi, müdürü mü neyi olduğunu anlamadığım kadın, beni ona yönlendirdiğini söylediğim başkanın adını duyunca biraz dellendi. Çünkü bu kadına göre, bizim başkan barınakları kapattırmak için bir yasa geçirtmiş, başkana göre ise bu kadını federasyona almadıkları için, kadın bunlarla papaz olmuş. Her ikisinin de beynini s.keyim. Umurumda değiller normal olarak, yavrulara ve annelere bir çatı bulduk mu? Bulduk, tamamdır.
Kadın bana barınakları kapattırmaya uğraşan başkanın, nasıl olup da bir barınak önerdiğini anlamadığını söyledi. Ben de sattım tabi başkanı iki dakkada. Ne dedim hatırlamıyorum bile ama genel geçer, “bu memleketin işleri böyledir” tadında arada başkanı da harcadım. Neyse kadın, getirin köpekleri dedi. Bu kadarını beni ilgilendiren kısmı sanıyordum ki, bu kadın aynı akşam, bizim tüm bu yazışmalarımızı da mesajına ekleyerek bütün hayvan sever aktivist gruplara ve kişilere, başkana hitaben bir giydirme mektubu yazdı. Hani hem barınakları kapatıyorsun hem bize yönlendiriyorsun mağdurları diye.
Tabi durumdan haberi olmayan başkan ve mektubu alan binlerce aktivist ortalığı karıştırdı. Mailler, telefonlar ortalıkta uçuşuyor. Başkan aradı beni, dedi ki bu durumu düzelt. Dedim köpekler? Ben şimdi de bu kadını satarsam köpekleri almaz. Dedi düzelt bakarız.
Düzelttim, başkanı kurtardım. Kadın da beni halleti. İkiyüzlü, ikili oynamak gibi bişeyler yazdı bana. Tabi köpekleri götüremedim.
Ama derler ya düşmanımın düşmanı dostumdur. Bu kadına gıcık kapan diğer barınaklardan biri daha köpekleri almayı teklif etti. Maalesef çok iyi bir yere benzemiyordu. Ama olsun, ertesi gün arabayı hazırladık, naylon serdik, battaniye aldık, ödül maması, sosis vesaire. Yavruları bi leğene koyduk, arabaya aldık. Anneyi sosisle mosisle ikna ettik bindirdik ve yola çıktık. Beyaz bir anda durdu, ne yemek ne yavruları. Aynı tonda ağlar gibi oldu, arabanın önüne kadar geldi, hatta üzerime çıktı. O bize kuyruk salladığı, koşturup oynadığı, büyüdüğü bahçelere öyle bir bakıyordu ki, götürmeyin beni evimden diyordu. Zaten de üzerime çıkmıştı, kullanamıyordum arabayı. Durdum, gerisin geri otoparka döndük.
Beyaz arabadan indi, ne yavruları arabada diye binmeye kalkıyordu ne burnuna kadar soktuğumuz sosisle ilgileniyordu. Küsmüş gibiydi. İndik, hadi kızım, bak şöyle iyi böyle güzel.. Yok, istemiyor.
Tam o sırada bir adam geldi. Ne yaptığımızı sordu. Anlattık. Adam yöneticiymiş. Bize bir kulube çıkarttı, koyun dedi köpekleri. “Biri de birşey derse adımı verin, haberi var deyin” dedi. Nasılsa bu otoparka araba koyan yok, kışı geçirsinler, hem büyümüş olurlar öyle götürürsünüz yavruları barınağa…
Daha ne isterdik. Her akşam yemek götürdük, temizledik. Baktık onlara.
Ta ki bayram arefesinde, otoparktan kulubeyi taşıyan görevlileri görene kadar. Hemen gittik, ne yapıyorsunuz yönetimin haberi var dedik. Adamlar da aynı şeyi söyledi. Bu otoparkda kurban kesilecekmiş, bu sebeple yavrular, kulube, anne dışarı alınacak. Düşündüm, daha bile iyi olabilirdi belki, kulübe de olduktan sonra. Göz önünde. Gerçekten de daha ilk akşam bazı başka insanlar yemek getirdiler köpeklere.
Ama şu an penceremin dibinde ağlayan köpek, bu akşam eve geldiğimde tıpkı o günkü gibi ağlayarak koştu bana. Tüm samimiyetimle söylüyorum, nasıl anlattıysa yavrularımı kurtar diye, nasıl anlattıysa gitmek istemiyorum diye, öyle anlattı gene. Almışlar yavrularımı.
Muhtemelen bir çöp arabasının arkasında…
Ve bayramın ilk günü dostlar, barınak işletmecilerinin, federasyon başkanlarının ve site sakinlerinin kurbanı, beş yavru köpek.
Allah kabul etsin…
Düzenleme: Bir kaç haftadır Beyaz da ortalıkta yok. En son iki hafta önce bizim oralardan bayağı bir uzakda yol kenarında gördüm.
Sitedeki tüm görevliler, özellikle girişte 24 saat duran görevliler, tam bir metre önlerindeki eşşek kadar kulübeden yavruların nasıl kaybolduğunu görmediklerini hep bir ağızdan söylüyorlar. İşin daha da enteresanı değişik bir teori üretiyor hepsi, bizim Beyaz’ın kardeşi başka bir dişi köpek daha var etrafta, onun kaçırmış olabileceğini söylüyorlar. Bir değil, iki değil, üç değil beş yavruyu başka bir köpek bulunamayacak bir yere taşıyacak, ne biz, ne güvenlik ne de anne bunu farketmeyecek. Buldukları üstün zeka ürünü açıklamadan ötürü hepsini geçmişine rahmet…
Her akşam ve sabah o kapıdan geçerken inatla selam veren, soğuk gecelerde çay servisi, ramazanda iftar vakti kendimize söylediğimiz tatlılardan bir iki porsiyon falza söyleyip onlara gönderen ben, an itibariyle onların mantığıyla köpekmişler gibi davranıyorum artık. Yani evin önündeki 5 tane yavru köpeğe sahip çıkamayan, hadi sahip çıkamamak olsa neyse, katleden yavşaklara, ev önündeki bekçi köpeği muamelesi yaraşır.
Ve bu noktada nedense köpeklere çatı araken birbirine giren veya görmezden gelen o “çok büyük” hayvan dernekleri, şimdi savcıyla gelelim, polisle gelelim, çalışanları karakola aldıralım sorgulatalım demeye başladılar. İşleri güçleri şov hepsinin. [Bü bölüme bildiğiniz en ağır küfürü ekleyin]
Çok uzun zamandır gözlerimden yaşlar akıtan başka bir yazı daha okumamıştım.
katılıyorum, beyinlerini skeyim. özünün hayvan olduğunun farkında değiller sorun orda, allah yarattı onları..
Yazının sonuna bir güncelleme ekledim…
Küfür eklemiyorum. Tansu, Yavşaklara yollayacağın yiyecek paketlerimden benimde haberim olsun. Bizim mahallenin kasabına söylerim birazda biz kemik yollayalım. Yalasın yavşaklar.
Yıllar önce mahallemizde 3 yavrusu olan bir köpek dolaşıyordu ara sıra görüp yiyecek bişeyler veriyodum.
Çocuğum daha duvardan duvara zıplıyorum ağaçlara tırmanıyorum o yaşlar işte.
Bi gün okul dönüşü arkadaşlarım anlattı mahallenin sıpaları köpekleri kapının önünde kıstırmış bütün yavruları taşlaya taşlaya öldürmüşler kimsede ne yapıyosunuz dememiş.
Mahalle sakinleri ölü yavruları çöpe atarak üzerine düşen görevi layığıyla yerine getirmiş!..
Annelerini aramaya koyuldum genelde sitenin arkası tenha olduğu için oraya giderdi.
Gittim baktım gerçekten orada
bi duvarın dibine uzanmış yanına yaklaştım yemin ediyorum gözlerinden yaş geliyordu.Yanına oturdum saatlerce ağladım.O günden sonra köpek kayboldu ya çekti gitti yada o veletler yine iş başındaydı bilmiyorum ama hala aklıma geldikçe içim sızlıyor.O zavallı hayvanın bakışlarını, çaresizliğini, acizliğini hiç unutmadım.
Sizin bu yazınızı okuduğumda aklıma geldi paylaşmak istedim…
İnsanlar malesef çocuklarını doğru eğitemiyor küçüğüde büyüğüde aynı…
Yazık insanlar merhametsiz..
Küfür az gelir.
Bu tip şeyleri yapanlar ruh hastası. onları kısırlaştırmalı ki: Üremesinler.