Fazıl Ne Diyor?
Birincisi şunu cebinize koyun, Fazıl Say çok büyük bir sanatçıdır. Fazıl Say elindeki ile dünyanın neresine giderse gitsin baş tacı edilecek bir potansiyele sahiptir. Fazıl Say Türkiye’dedir ve Yunus Emre, Nazım Hikmet oratoryosu ve Metin Altıok Ağıtı (Requiem) gibi eserleri bir arada üretebilecek vizyona sahiptir. Hakkında konuşan tüm politikacılardan, hatta tüm politikacılardan daha geniş bir vizyona sahiptir.
Giderim demiş, gider de… Orhan Pamuk’un gitmesiyle aynı şey değil. Bakın Fazıl Say diyor ki, biz yüzde otuz kaldık, onlar yüzde yetmiş. Bu benim için rejimin tehlikeye girmesidir, bu benim Türkiyem değildir.
AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Fırat “çok üzüntü duymayacağını” açıkladı, bağdaş kurduğu iskemlede ayak parmak aralarını kaşırken. Haklıdır, ben de Dengir bey ülkeyi terketse pek üzüntü duyacağımı sanmıyorum. Çünkü tanımıyorum kendisini, onun da Fazıl Say’a bakış açısı budur muhtemelen.
Ben uzatmak istemiyorum, dediğim gibi Orhan Efendi’nin gidişiyle aynı şey değildir Fazıl’ın giderim demesi. Fazıl giderim derken bile kendini var eden şeyi savunuyor, manşetlerde görüldüğü gibi sadece biz azınlığız demiyor. Müzik dersleri kaldırılıyor diyor, 10 000 Müzik öğretmeni ihtiyaç olmasına rağmen işsiz diyor, ben bazı ülkelere Vize alamıyorum diyor. Fazıl Say vize alamıyor. Ben olsam “giderim” falan demeden giderdim sırf bu yüzden.
Ben sanatçı değilim, hele ki Fazıl Say seviyesinde bir sanatçı hiç değilim. Ben vatansever bir ulusalcıyım ve liberal de değilim. Yani bu ülkede rejim tehlikeye girdiğinde yatağın altından tüfeği çıkaracak olanlardanım. Hatta fazla demokrat falan da eğilim, öyle eğitimle web sayfasıyla falan düzeleceğine de inanmıyorum. Bana faşist bile diyebilirsiniz. Ama Fazıl gerekirse gider diye düşünüyorum, gider ben ve benim gibiler rejimi kurtardığında döner. Kimse de neredeydin demez. Hatta benim elimde olsa, bu gibi bir durumda Fazıl ve aynı seviyede vizyona sahip tüm sanatçıları güvenli bir ülkeye gönderiririm.
Neyse Fazıl yenir mi içilir mi diyenler, anlatayım. Nazım Usta der ki:
Sen de eğer
ötekiler
gibi kazsan,
bir mana
koyamazsan
sözlerime
bak bari gözlerime;
bunlar:
Deli gözbebekleri!
Gözbebekleri!
Ama ne diyor burada derseniz, Fazıl’a bakarız:

Ne bileyim, eğer kendinizi çok “deli” hissediyorsanız birilerini göreve çağırın, güvenli ülkere sığının, alın silahları teröristler gibi dağlara çıkın…
Ya da Engin Ardıç’ın dediği gibi yeni bir parti kurun. Derin, pozitivist ve faşist düşünce dünyanızı halkla, sıradanlarla paylaşın.
Belki halk Fazıl Say gibi piyano çalmasını bilmez en fazla blok flüt çalmıştır ama ülkesi için neyin iyi neyin kötü olduğunu bilir.
Sevgili Orhan,
Söylediklerin nedense geçenlerde yaşadığım bir olayı anımsattı.
Çocuk, annesinin arkasında yavru bir kediyi tekmeliyordu. Müdahale ettim, “napıyorsun, yapma” dedim biraz uzaktan, duymadı çünkü kediye bakıyordu tekmelerken. Tabii ki duysun diye “hüoop aloo genç, napıyosun kendine gel ” diye daha yüksek sesle bağardım.
Annesi duruma el koydu, “neden bağarıyorsun” gibi birşeyler dedi.
Ben de “görmüyorsun, kediyi öldürecek” dedim.. Verdiği cevap şuydu: “Al o zaman evine götür kediyi”.
İyi de ben kedi sevmem ki, köpek severim. ama kadın için arası yoktu, ya tekmele ya al eve götür..