Günaydınım… Nar Çiçeğim
Şavkıması, sana doğru yolların,
sana dogru, denizlerin çağrısı,
Çırıl çırıl ötelerde bir güzel,
günaydınım, nar çiçeğim, sevdiğim..
_Hadi çocuğum bak bi lokma kalmış, onu da ye öyle git…
_ Yaaaa!
_Bak bi lokma ama… Hadi.
_Yaa doydum ben, çok doydum.
_Yok öyle doymak.. şu son dilimi de yemeden hiç biryere gidemezsin..
_Offfffffffffffffffffffffffffff!
Yaz sabahı..
Yukarıdaki diyalogda kendinizi nereye koyarsanız koyun, hangi cinsiyette olursanız olun. Kız çocuğu olun, anne olun, oğlan çocuğu olun veya baba olun.. Yaz sabahı kokusu hep aynı değil mi? Sofrada bir parça zeytin de olsa, yumurtalı ekmek de olsa…
Hayatın anlamının sizi germediği çağlarda çocuktunuz, ve bu hayattaydınız… Başka hayat yok ki.
Büyüdünüz, hayatın anlamının onu germediği bir varlık için endişelendiniz. Sabah kalktınız, yaz sabahı… Yesin de büyüsün istediniz.. O da görsün hayatın anlamını, o da endişelensin hayatın anlamından bihaber çocukları için… Ve böyle sürüp gitsin istediniz…
4 yaşında, 26 yaşında, 53 yaşında hep aynı sabahı istediniz… O sabah için çalıştınız, o sabah için çocuk yaptınız. Her sabah, bu o sabah olsun istediniz.. İsterse son olsun, ama o sabah olsun…
O sabah için eş seçtiniz, o sabah için iş buldunuz. Okuduğunuz kitapta kahramanlar öldü, ağladınız.. O sabah için ağladınız aslında… O şarkı var ya…İyi düşünün, o sabahı anlatır aslında.
O sabahı iyi düşünün. O sabahlar için yattığınızı iyi düşünün.. O sabahta uyanmak elinizde… İyi düşünün…
