Helal Etmiyorum!
Baykal kendine yakışan bir şekilde noktaladı. Hayır, onuruyla istifa etti veya kendini feda etti demiyorum. Kendine yakışanı yaptı ve böylesi çirkin bir olayın faturasını bile CHP’ye kesip gitti. CHP’nin başkanı olduğu andan itibaren, kendini CHP’nin üstünde gören Deniz Baykal, seks skandalıyla siyaset hayatını bitiren bir kişi görünümünü CHP ile özdeşleştirdi.
Baykal gitmiştir, gitmemiştir veya kaset gerçektir, yalandır beni ilgilendirmez. Biz neden eleştiriyorduk Baykal’ı, onu analiz edelim istifanın ardından, ve henüz dönmemişken.
Baykal kendini CHP’nin üstünde görür. Önüne çıkan rakiplerini, o veya bu şekilde alaşağı eder ki demokratik bir ortamda yarışmak zorunda kalmasın bunlarla. CHP, Baykal merkezli bir tek adam partisidir. Tıpkı AKP gibi. İstifanın ardından bunun ne kadar doğru olduğunu gözlerimizle gördük. Ne mi gördük, istifanın hemen ardından, 15 gün sonraki genel kurultayda aday olabilecek kişilere, mezar soyguncusu dendi. Yani, Baykal varken aday olamazsın, yokken hiç olamazsın. İşte günümüz CHP’sinin vizyonu budur.
Bu afişler ve sloganlar beni hep düşündürür. Sloganında “dürüst” yazan adam için acaba dürüst değil mi ki diye düşünürüm. Baykal’ın seçim afişlerindeki sloganına bakalım. “O hep sizi düşünüyor”. Halbuki dün, istifadan hemen sonra gördük ki, Baykal sadece kendini düşünüyor. Bırakın seni beni, CHP’lileri düşünmeyi, partisini bile düşünmüyor. Neden mi? İki örnek vereceğim. Sözkonusu kaset için, yatak odamıza giren kameralar, kişilik haklarının ihlali, mahremiyet vesairedemiyor mu Baykal? Ancak tam istifa ederken şöyle diyor: Bu sadece bana değil, Cumhuriyet Halk Partisine yapılmış bir komplodur. Sayın Baykal kasedi seyretmemiş herhalde. Bu doğrudan ve açıkça Baykal’a yapılmış bir komplodur. Ancak Baykal, giderayak bu faturayı partisine de keserek, belki de komplocuların beceremediğini kendisi yapmıştır.
Halbuki şöyle yapsaydı, çıkıp az ve öz olarak: “bu şahsıma yapılmış bir komplodur. Kişisel meselemdir, başkan olduğum sürece partime zarar verebileceğinden ötürü istifa ediyorum. Kişisel imkanlarımla bu komployla mücadele edip sonuçlandıracağım. O vakte kadar sağlıcakla kalın. ” deseydi. Daha iyi olmaz mıydı?
Kendini düşündüğüne bir diğer örnek de, arkasından bir tane doğru dürüst insan yetiştirmemiş olmasıdır. Şimdi Kemal Kılıçdaroğlu dediğinizi duyar gibiyim, onu sona sakladım. Evet Baykal, yarın bir gün ölürsem, başıma bir iş gelirse arkamdan CHP’yi kim yönetir acaba diye kaygı duymamış bir insandır. Ben bile, ölürsem kalırsam Doctus’a ne olur, kim bakar diye düşündüm ve çevreme güvenilir insanlar topladım. Ki ben gidersem, Doctus kalsın. Ancak görüyoruz ki, Baykal’ın ardında Önder Sav var, Canan Arıtman var, Sevigen var. Yani keşke Baykal olsaydı diyeceğimiz kişiler var sadece.
Analize dönelim. Baykal hakkını helal etti, ve herkesden de hakkını helal etmesini istedi. Ölmüş olsaydı hakkımı helal ederdim ancak şimdi bir iki dakika duracağım. Eğrisiyle doğrusuyla parti yönetti, eleştirdim ettim. Baykal’a verdiğim bir oy vardı, onu da helal eder miyim? Ederdim etmesine ama şimdi değil. Henüz değil.
Eğer ki istifaya sebep olan komplo kasedi, Baykal ile herhangi bir “insan” arasında geçseydi, benim için hiç bir değişiklik olmazdı. Özel hayat der geçerdim. Ancak, CHP’ye kitap satıcısı olarak giren, zamanla kalem müdürü, yardımcı gibi görevlere yükselen ve de sonunda milletvekili olmuş biriyle ise bu skandal. Tıpkı Baykal’ın diğer parti içi yakınları gibi, Baykal’la aynı kökendense ırk açısından, Baykal’ın bana bir hesap vermesini beklerim. Ya bana der ki, bu kaset, bu komplo düzmecedir, yalandır, ya da der ki ve de ispatlar ki bu sadece aşktır, mevzubahis hanımın yükselmesinde benle girdiği ilişkinin bir alakası yoktur. O zaman helal ederim hakkımı. Şimdilik hakkımı helal etmiyorum.
Gelelim CHP’ye kimin başkan olacağına. Yukarda da dediğim gibi, Baykal hazretleri kendisinden sonrası için düzgün birini bırakmadığından, yetiştirmediğinden, çevresinde düzgün insan barındırmadığından, gene yine yeniden en iyisi Baykal’ın ta kendisi olacaktır. Kılıçdaroğlu mu?
Bu konuda söyleyeceklerim bazılarımızı üzebilir, bu yüzden iki cümleyle kısaca açıklamak istiyorum. Kılıçdaroğlu Kürttür. CHP geleneğinde, bir Kürt genel başkan olamaz.
Asla asla dememek lazımmış:)
Blogu domaini alma çabam ve dolu olduğunu görmem sırasında keşfettim, iyi de olmuş, güzel ve tok yazılarınız var, sevdim:)
“Kılıçdaroğlu Kürttür. CHP geleneğinde, bir Kürt genel başkan olamaz.”
EEee. Nerede kalmıştık Tansu. yoksa sizin geleneği çıkmak için MHP ve AKP liler kongreye gidip oy mu kullanmış ?…
Yahu… Tamam bu ülkede güvenilen gruplar arasında politika son sırada ama bu sizinkilerde tam limon sıktılar be abi. Gelecek isteyen mutlaka bir yerlere bir partiye payanda olmak zorunda. Ben demokrasi yazdıkça sen de beni böyle suçlamıştın. Peki düşündünmü nasıl olupta hala özel sektörde alnımın teriyle pazara kazandığımı ? Hala niye bir yerlerde danışman filan olmadığımı.
Ülkem için doğru olan neyse onu savunurum.
Evet özgürlükten yanayım. Ama mini eteğe özgürlük öbürünüe yasak diyenede kızmak benim de hakkım sonuçta.
2007 de hatırlıyorsan bu gidişle iç savaş çıkacak demiştin. Bende seni bekliyor olacağım ama merak etme hiç bişey olmaz demiştim. Gördüğün gibi olan bişi yok. Sen ben hala tartışıyoruz. Savaşta çıkmadı.
Yıllar sonra cevap vereyim
Seni hayal kırıklığına uğratacağım ama fikirlerimin arkasındayım.
“Sizin gelenek” dediğiniz, onların gelenekti. Benim de CHP’ye oy vermeme sebeplerimden biriydi. Evet CHP’de bir Kürt genel başkan olamazdı, ama CHP artık o CHP, onların CHP değil. CHP artık bizim CHP.
CHP için benim gibi düşünenlerin kazandığı bir ortam oldu geçtiğimiz dönemler. Baykal’ın kurtlar sofrasına atarak, kurtulma planları yaptığı Kılıçdaroğlu’na yerel seçimlerde oy vermeyen benim gibi insanların sayesinde, Kılıçdaroğlu şimdi başkan.
Bu gidişle iç savaş çıkacak demiştim. Tekrar ediyorum, bu gidişle iç savaş çıkacak. Sen herhalde bu gidişi 7 ay diye düşündün ama uzun bir süreç bu. Tabi bu gidiş devam eder mi bilemiyorum.