Dün akşam, Adalardan Bostancı’ya ordan da eve dönerken, yolda radyolar arasında kafama göre müzik arıyordum. Öncesinde şunu hemen belirtmem lazım, çok uzun zamandır radyo dinlemiyorum. Arabada sık sık güncellediğim CD’leri dinlerdik ancak bir müddet önce CD player bir kazaya kurban gittiği için bir süredir radyo ile idare ediyoruz.
ılk olarak, ilerde biraz daha kuvvetlendirip ve detaylandırıp sunmayı düşüdüıüm çok enteresan bir komplo teorim var onu açıklıyayım. Bana kalırsa hükümet veya başka güçler düzgün radyoların sinyallerini bloke ediyorlar. Ne şekilde yapılır bu emin değilim, araşıtırıp döneceğim.
Kaldığımız yerden devam edelim, eve dönerken, müzik ararken, bir an için geçmişte “lalalalalal ıooov radyo” ile bildiıimiz sonradan envayi çeşidiyle tanıştığımız benim için yeni bir jingle duydum ve dumura uğradım. Dediğim gibi uzun zamandır radyo dinlemiyorum, ve hangi radyolar son günlerde revaçta, hangileri pop çalar, hangileri arabesk bilemiyorum. Ama duyduğum jingle aynen şöyleydi “Radyo Izdırap, dıdıınnnn”. Böyle radyo olur mu dedim, olurmuş.
Efendim baştan belirteyim de sonradan adım kandırıkçıya çıkmasın, ben yanlış duymuşum, aslen “Radyo ıstanbul”muş. Ama hafta içinde bir günü Adalar’da geçirip, hemen ardından normal şartlarda 10 dakikalık yolu ikibuçuk saate eve dönmek için trafikte harcayan bendeniz , ıstanbul ve ızdırap’ın aslında birbirini çağrıştırabilecek kelimeler olmadığını ama bilinçaltımın bana “kaç git ulan bu şehirden kafayı mı yedin” dediğini anlamıı bulunmaktayım.
İstanbul’un nüfüsü yıllık %28 oranında artıyor. 2000 yılında yapılan nüfüs sayımına göre bu oran resmidir. Eğer 200o yılından beri bu hızla arttıysa, aynı yıldaki sayımda 8.9 milyon olan ıstanbul nüfüsü şu sıralar 20 milyona dayanmış olmalı. Son sayımı hatırlıyorum. Maalesef rakamların gerçekçi olmadığını düşünüyorum. Hele ki, artık insanlarımız ölmüyor, ortalama 70 yıl olan insan ömrü artık 80. Gelişen tıp, bilnç vs… Hatta bu yüzden alzahimer diye bir hastalııımız var artık. Buna ilaveten, insanlar eskisinden fazla çoğalıyor. Özellikle belli bir kesim. Benim üniversite hayatım boyunca, okuldaki arkadaşlarımın bir çoğu ıstanbul dışından gelmişlerdi. şimdi tamamı İstanbul’da. Kendilerine bir hayat kurmuşlar, çoluğa çocuğa karışmışlar.
Diyecek ve yapacak hiç birşey yok. ıstanbul bu, çekiyor. Ortalama maaş alan iki kişi, kredi yardımıyla İstanbul’da ev ve araç sahibi olabiliyor. Halbuki “ızdırap” sendromu adını verdiğim bu olayla başka ülkeler demokratik yollarla başa çıkabiliyorlar. Örneğin New York’da araba alabilirsiniz uygun fiyata, ama o arabayı nereye koyarsınız bilemiyorum. Çünkü otoparklar, cezalar (uygulanıyor elbette) vs oldukça pahalı. Yani tıpkı buradaki gibi ortalama maaş alan birisi, NewYork’ta da araba sahibi olabilir ama kullanabilmesi için biraz daha maaş gerekir. ıstanbul’da böyle mi? Hayır. ıstediğin yere koy, koyamıyosan zaten yollar bunun için var, bekle on dakkalık yolda ikibuçuk saat.
Elbette bunlar büyük saçmalığın bir parçası. Herkesin statü atladığına inandırılan bir sistemi yaşıyoruz. Tezgahtarlar satın alma danışmanı, kasiyerler satış departmanı, sekreterler yönetici asistanı, çaycılar ofis boy oldu artık. Bu insanların ötöbüse veya minibüse binmesini bekleyemesiniz herhalde. Krediler de güzel, 250 YTL taksitle araba alınıyor. Ev zaten sorun deıil,Tekirdağ’dan Kocaeli’ne kadar doldur heryeri. Herkes mutlu.
Ben doğduğumdan beri Kanlıca’da yaşıyorum. Çok da gerekmezse Kanlıca’dan çıkmam. Ama artık Kanlıca bile dar gelmeye başladı. Küçük bir kasabada satış danıımanlığı yapmayı düşünüyorum.

Recent Comments