Prova

Kategorilenmemiş Comments Off

Bu manşet ileriki senelerde göreceğimiz ve kimilerinin “şok” olacağı bir vakanın provasıdır. Dünkü ana haber bültenlerinde iki haber dikkatimi çekti. Birincisi prinç ve buğday taşıyan gemilerin açıkta bekletilmesi, ikincisi Başbakanın kayıplarda oluşu.
Ayçekirdeğini dahi yurtdışından alan ülkemin bir süre sonra Arjantin sendromuna kapıldığında çıkacak haberlerin provasıydı dün.
Patatesden başka temel tüketim maddesi kalmadı, fiyatları altın değerinde ve başbakan kayıp.
b

Kimin Oyu Daha Değerli?

Kategorilenmemiş Comments Off

Geçtiğimiz haftalarda güzelce bir kızımız “benim oyumla dağdaki çobanın oyu..” dedi ve gündemi çalkaladı. Bu konuda aslında söylenmesi gereken çok şey var. Birincisi NTV televizyonuna; ağzından çıkanı kulağı duymayan, entellektüel kapasitesi yetersiz kişilere (sanırım) canlı yayın programı yaptırırsanız olacak budur.

İkincisi bu görüşe, yani değişik kesimlerin oyunun değişik değerler ihtiva etmesi görüşüne şiddetle karşı çıkıp ortalığı fikir çamuruna boğan “libo-demokratlarımız” ın demokrasi anlayışı ile gerçekten adını hatırlamadığım güzel kızımızın canlı yayın anlayışı arasında bir fark olmaması. Binlerce yıldır tartışılan bir konuyu gündeme taşımış birisi, en demokratiklerden biri de “o tartışma 60 sene önce kapandı” deme dingilliğini bile gösteriyor. Hadi yahu, hangi demokrasidensiniz siz acaba?

Üçüncüsü ve en acı olanı, binlerce yıldır tartışılıp, sanıyorum ki hiçbir devletin uygulamaya cüret edemediği bu oy sisteminin ülkemizde şahane bir şekilde yıllardır uygulanmakta olduğu gerçeği. Evet barajdan söz ediyorum. Son seçime bakarsak zaten seçmenlerin yüzde yirmisinin oyu “sıfır” değer taşıyor. Bir diğer yüzde otuzunun oyu ancak ve sadece Cumhurbaşkanını ikinci yada üçüncü seferde seçtirebilecek etkiye sahip bir değer taşıyor. E kalan yüzde elli de geliyor uçkur çözerek.

Velhasıl bir deli kuyuya bir taş atmış, taş sekmiş yüzde yirmi artı yüzde otuzun …

Bu Topraklardan Hangi Kadın Geçebildi?

Kategorilenmemiş Comments Off

Ki Pippa geçsin.

Dürüst olun! İlk duyduğunuzda Pippa’nın buradan geçeceğini, kaybolduğunu. Ne düşündünüz?

Gözünüzün önüne, köy meydanından gelinliği içinde geçen Pippa’ya halkın attığı çiçekler, alkışlar, peşinden koşturan çocuklar mı geldi.

Bir kamyoncunun yan koltuğunda ağaçları selamlayarak yoluna giden Pippa mı yoksa?

Pippa size sorsaydı, ben Türkiye’yi tek başıma bisikletle, otostopla geçeceğim, ne düşünüyorsun diye. Ne derdiniz?

Bana artık kızmasın kimse.

Üç değil beş tane yapın. Siz ona layıksınız, o da size layık. Ben sizden değilim.

Ulusalcı Nedir?

Kategorilenmemiş Comments Off

Ulusalcılığı faşizmle çırpmaya kalkan terbiyesizlere,

Hesap vakti gelmişti
Tarih alışkanlığından vazgeçecek
Kimsiz, kimliksiz, kişiliksiz kalanlar şimdi kendi yazgılarını yazacaklar
Ne ezen olmalıydı ne ezilen… Her ulus kendi bağımsızlığını kendisi yaratacak
Eğer siz bu işleri başkaları adına yaparsanız bunun adına emperyalizm denir
Oysa biz emperyalizmi kahretmeye geliyoruz
Hakimiyet milletindir dediğimde acaba ne anlıyorlardı?
Ama anlayacaklardı, savaştıkça anlayacaklardı, kazandıkça anlayacaklardı
Bir gün ressamlar kahramanlık yüzünü kaybederlerse gitsinler Yıldırım`ın resmini yapsınlar, Aksak Timur şimdi yaşasaydı belki de aynı şeyi yapacaktı.
Şu gencecik çocuklara bak!
Yeni Zelandalı, Avusturalyalı, Anzak ve Yunan için anlamsız bir savaşın garip mezar taşları değiller mi?
İşte şimdi bizden öğrenecekler özgürlüğün ne olduğunu, bağımsızlığın ne olduğunu içleri rahat… Yanıbaşımızdaki mezarlarda.
Daha ilk meclis açılırken oradakilerin çoğunun ulus kavramı yoktu
Padişah, hilafet ve ümmet… Bundan başka kişiliği olmayanlarla böyle bir özgürlük Savaşı nasıl kazanılacaktı? Diyelim ki kazandık, bu savaş kimin adına kazanılacak?
Ana kalbi işte;
Düşündüklerimi ve arkadaşlarımı tanıdıkça başıma bir şeyler gelecek korkusuyla anacığım pamuk elleriyle okşamıştı beni…
“Mustafam” dedi, “Korkuyorum. Padişaha karşı mı geleceksin?”
Gün nasıl doğacaksa, sen beni nasıl doğurduysan anacığım…

Güneşe bak doğudan doğacak güneşe bak
Güneşe bak doğudan doğacak güneşe bak,
Gün nasıl ağarıp gelecekse, nasıl ki rüzgar bulut olacaksa
Buluta yağmur, el değecekse
Yağmura toprak can verecekse
Güneşe bak doğudan doğacak güneşe bak
Güneşe bak doğudan doğacak güneşe bak
Ne din, ne ırk… Sen, ben var…
Ne dün, ne bugün… Yarın var…

Sonra ateş, sonra kan, sonra ihaneti gördük. İhaneti ateşle yakıp, aydınlatıp korku korkudan kaçıp, ressamlar bizim resmimizi yaptılar
Gencecik Yeni Zelandalı, Anzak, Avusturalyalı koyun koyuna bağımsızlığın resmini bizden öğrendiler.

Güneşe bak doğudan doğacak güneşe bak
Güneşe bak doğudan doğacak güneşe bak

Aydınlattık
Korku korkudan kaçıp, doğudan doğdu güneş
İlk defa karanlık korktu
İhaneti ateşle yakıp, aydınlattık

İnsanlar bilinçlendikçe kişiliklerini ister, milletler de öyledir
Kabiliyetlerini keşfetmek, zengin olmak isterler
Bu zenginlik başkalarının açlığı pahasına olursa
İşte o zaman iş değişir eninde sonunda hesabı sorulur
Din adına, ideoloji adına başka milletleri boyunduruk altına almak;
İşte biz buna emperyalizm deriz.
Gerçek bir devrimcinin amacı egemenliğin kayıtsız ve şartsız ulusta olmasını sağlamaktır, tam bağımsızlık dünya milletleriyle kardeş olmak demektir, ırk esasına dayanan düşünce unsurları insanlık ailesine üvey evlat yetiştirmek demektir, bilinçlenen bir toplum demokrasiden korkmaz.
Halkını cahil bırakan insanlar eninde sonunda kahrolurlar.
Fakirliği paylaşmakla, zenginliği paylaşmak ayrı ayrı şeylerdir
Sosyal devlet; emeğin ve geniş halk kitlelerinin refahı demektir
Bunun kaideleri bellidir ne üç beş kişi parası ile dünyayı değiştirebilmelidir ne de devlet zalim olmalıdır.

İnsan zekası ve kültürü soyut ve somut kavramlarıyla bir bütündür
Sanata, bilime ve söylediğin türküye ekmek kadar acıkıyorsan ne mutlu sana
Barış zeka ürünüdür, savaş aklı olmayanlara aittir eğer uğruna savaşacak bir şeyin varsa o olsa olsa özgürlüğündür, bağımsızlığındır, zaman akacak ve gidecektir hiçbir şeyi tabulaştırma dogmalara karşı koy büyük devrimlere gereğin kalmayacak kadar devrimci kal yeter

Eğer bir milletin kurtarıcıya gereksinimi yoksa artık millet olmuştur!
Sakın kurtarıcı bekleme, yoksa sana karşı olan vazifemi yapamadım sayarım!

Bir Devrimcinin Güncesi, Mustafa Kemal
Fikret Kızılok

Mare Nostrum

Kategorilenmemiş Comments Off

En uzun koşuysa elbet Türkiyede de Devrim,
O, onun en güzel yüz metresini koştu
En sekmez lüverin namlusundan fırlayarak…
En hızlısıydı hepimizin,
En önce göğüsledi ipi…
Acıyorsam sana anam avradım olsun,
Ama aşk olsun sana çocuk, aşk olsun!

Can YÜCEL


Mare Nostrum: Bizim Deniz

WP Theme & Icons by N.Design Studio
Entries RSS Comments RSS Log in