Fotoğraflarını çok severim, filmlerine dayanamıyorum.
Bakar durur karakterler, başı sonu “yaa” ile biten diyaloglar, klişe konular ve filmleri sonuna kadar izleyemeyen ben. Ben ki, iyi film kötü film ayırd etmem. Kötü de olsa film seyretmeyi severim. Nuri Bilge Ceylan’ın filmlerini seyretmeye korkuyorum. Hani dayanamadığınız şeyler vardır, mesela yemekte birinin ağız şapırdatması gibi. Duramazsınız orada. İşte bu cümle başına ve sonuna eklenen “yaa” lar bende öyle bir etki yapıyor. Gerçekten seyredemiyorum.
Ama yıllardır Cannes ve bazı diğer sinema ödüllerini nasıl alıyor bu adam diye düşünmüyorum, zira mantıklı geliyor. İnanılmaz iyi bir göz var adamda, fotoğraflarını sevdiğimi söylemiştim. Koyuyor kamerayı bir dağın karşısına, on dakika izletiyor aynı dağı. Sanıyorum Cannes jurisi de “yaa” kelimesini “cool” birşey sanıyor.
Neyse adamın filmlerini sevmediğimi anladınız sanıyorum. Beklendiği üzere Nuri Bilge Ceylan gene Cannes’da ödül aldı. Şimdi biri alıp gelecek yeni filmini, gene mecburi eziyet yaşayacağım diye kara kara düşünen ben Ceylan’ın ödül konuşmasını duydum.
Şimdi bir de diğer bir sanatçıya bakalım. Orhan Pamuk’u ilk defa lisede okudum. Beyaz Kale adlı, “çalıntı” olduğu önsözünde de belirtilen, sonradan haberlere konu olan müthiş bir kitap. Bitirir bitirmez yeniden başlamıştım, ve o günden sonra Orhan Pamuk’un çıkan tüm kitaplarını ilk günden edinip okudum. Çevreme de fazlasıyla tavsiye ettim.
İnsanlarla Orhan Pamuk’un, çalıntılamaları hakkında da çok tartıştığım olmuştur. Tabii ki Pamuk’dan yana çıkardım hep.
Bugün sevdiğim ve sevmediğim bu iki sanatçıya bakarken, bir çok değerin bir çok başka değeri etkilediğini, sanatçıların yarattıkları ile karakterlerini ayrı ayrı değerlendirmek gerektiğini anlıyorum.
Orhan Pamuk’un yeni kitabını alıp okuyacak mıyım? Hayır
Nuri Bİlge Ceylan’ın yeni filmini gidip/alıp seyredecek miyim? Evet
Ne değişti? Siyasal yönüne girmeden, Nobel ödüllerinin gözümdeki değeri çokça değişti. Bu konularda çok düzümdür. Bir Fenerbahçeli olarak, hak etmediği zaman kazandığı maçlara sevinemem. Aynı bunun gibi, Orhan Pamuk da Nobel’i hak edecek bir yazar değildir. Bir çok eseri esinlenme olması bir yana, böyle bir kriter var mı emin değilim ama, 5-6 kitap yazmakla Nobel alınmaz gibime geliyor. Tabi ödülü almadan önce yaptığı ve en azından tüm kitaplarına para ödemiş biri olarak beni açıkça sattığı o konuşmadan sonra, ödülün verilmesi ile birlikte Nobel’in de değeri hayli düştü benim gözümde. Yani Orhan Pamuk ultra yalak bir insan olsa, ödülü almak için değil beni, annesini de ortaya sürebilirdi belki. Ama Nobel buna kanmalı mıydı? Hayır.
Filmlerini seyrederken bunalıma girdiğim Ceylan ise, fırsat bu fırsattır diyor ve kendisine tek kuruş kazandırmamış olan bendenizi ödülüyle birlikte havaya kaldırıyordu.
Sevgili Ceylan, umuyorum ki meslekdaşın Emir gibi “Bir Zamanlar Bir Ülke Vardı” alt başlıklı filmler yapmazsın günün birinde.
Not:Ayrıca siyah papyon takmış, cahil olsa ceketiyle farklı renkte olurdu.


Ağustos 4th, 2008 at 09:33
“benim yalnız ve güzel ülkem” sözünü duyunca… içimde sızıyla karışık, gurur biraz, biraz öfke ve kesinlikle aşk!
ben ülkeme aşığım. ve başar başaran’ın yeni harman’ın haziran 2008 sayısındaki dehşet yazısından bi bölümü (izinsiz ama) yazmak istiyorum:
“…enkaz altında gibiyiz; bir yerden ışığı gelse dünyanın bağıracak takatımız yok, yalvarıyoruz “bizi görün” diye. çocukluktan gelen bi pataloji dünya atlaslarının arkasında hep bayrağımızı aramak…”