İnsanlığın, dünyanın virüsü olduğuna inanırım ve bu blogda da çeşitli vesilelerle dile getirdim. Eğer bizden daha gelişmiş birileri bizi izliyorsa, dünyanın sonunun insanların düşünmeye başlamasıyla geldiğini yazacaklar tarihe. Kendinin farkında olmayan insan türü. Belki de daha kötüsü olacak. Dünya büyük bir çöl görünümünde dönerken uzayda, gelip bakacaklar ve insanlığı evrenin en salak türü ilan edecekler, bitkiler dahil.
İnsan o kadar defolu ki, hayatın anlamını arar.
Hayatın anlamı.
Hayatın kendisinin belki de tek anlamlı şey olduğunu göremez. Varolmanın ne kadar önemli olduğunu göremez, çünkü düşünür. Şuradan şuraya nasıl daha kolay giderim diye düşünür. Halbuki şuradan şuraya gidebilmek, kendisine verilmiş en büyük anlamdır. Nefes almak. Evreni hissetmek, ellerinde, saçlarında, sırtında…
Ve diğer tüm canlılar öyle bir lanet bırakacaklar ki üstümüze, hiçbir tanrı bizi affedemeyecek. Hangi dinden, hangi tanrıya inanıyorsan inan ya da hiçbirine inanma, evrene inan. Hiçbiri seni affetmeyecek. Hep daha kolay ve daha çok için, evreni dolduran, kirleten insanlığı kimse affetmeyecek. Çünkü o bilinç indiğinde yeryüzüne, neyin daha önemli olduğunun farkında ve düşünebilen canlılar çıkarsa ortaya, kendine verilmiş tek hediyeyi, büyük bir ısrar ve inatla yok eden insan türüne salak muamelesi yapacaklar.

Badem’i geçen sene Datça’da tanıdım. Yolu insanla kesişen her canlı gibi, acınası bir fok balığı. Kanada’da o çok uygar insanlar tarafından türdaşları beyzbol sopalarıyla öldürülürken, Badem burada, Türkiye’de insanların olağanüstü sevgisi ve ilgisiyle karşılaştı. İyi bir şey mi? Badem insanları çok sevdi, onu yaşatan, ona yemek veren insanları çok sevdi. Şimdi bir insan gördüğünde onunla oynamak için denizin dibine çekmeye çalışıyor. Bilmeden, istemeden insanlara zarar verecek davranışlarda bulunuyor. İnsanlık gösterdiği sevgide bile defo taşıyor. Badem bu ilişkinin bedelini ödeyecek. Çünkü virüs ona da bulaştı.

Recent Comments