Tecavüz Turizmi

Kategorilenmemiş Comments Off

Türkiye’nin nesi meşhur?

Hiç aklınıza elma çayı, halı malı gelmesin. Tecavüzü meşhur. Dün yine bisikletle Türkiye’yi geçen bir başka yabancı kadına tecavüz haberiyle “şaşırdık”. Bu bisikletle bir bağlantısı olabilir mi diye düşünüyorum. Ama asıl bağlantı derinde.

Bunlar bilerek geliyor arkadaşım. Duydular methini ülkemin, bisikletini kapan dalıyor memlekete.

Hatta kendi aralarında yarışma düzenlemişler. Hep beraber Edirne’den giriş yapıyorlar, ilk tecavüze uğrayan en dayanılmaz, son tecavüze uğrayan ise “altın bardak” ödülü alıyor.

Ben bir turizmci olarak, kafi miktarda kadınla alakalı bir dalda olduğumdan, yeni iş alanı arayan turizmcilere önerimdir. Özellikle Kuzey Avrupa ülkelerinden Türkiye’ye tecavüz turları düzenleyin. Boş yok, banko. Bisiklete atın, takın bi gps, gps in sabitlendiği yerden gidin toplayın.

Ey Okur!

Kategorilenmemiş Comments Off

Üreyebildiğin kadar üre! Tavşanlar gibi, fareler gibi, köpekler gibi üre. Üre ki çoğal, çoğal ki daha bi belle anasını bu evrenin.

1, 2, 3 yetmez, dört, beş, altı olsun.

Yukarıdaki cümlede gerçek hayatla alakalı benzerlikler varsa, tamamen tesadüfden ibarettir. Velev ki var, çok da umurundaydı.

Satış Dediğin Böyle Olmalı

Kategorilenmemiş Comments Off

Tuncay ÖZkan ile alakalı her zaman şüphelerim oldu. Önemli değil, Kanalturk’ün satılması da önemli değil ama gene şüpheler içindeyim.

Birinci şüphem an itibariyle Biz kaç kişiyiz platformu ile entegre görünen Kanaltürk sitesinin de satılmış olmasıyla, Biz kaç kişiyiz e ahde vefa ile bağlı bilmemkaçmilyon cesur yürek de satıldı mı? Yani KanalTürk’ün tam anlamıyla zıt bir görüşe satıldığı düşünülürse bu bir felaket olur herhalde.

İkinci şüphem, neden zıt bir görüşe satıldı bu kanal? Yok muydu alacak bir ulusalcı? Yoksa kafası çalışan bir ulusalcı bulunamadı mı? En kötüsü de, acaba Tuncay Özkan bilerek ve isteyerek zıt bir görüşe sattı ki, yeni kuracağı oluşuma rakip bir ulusalcı çıkmasın. Ulusalcılar KanalTürk’e bir çizik atıp Tuncay nerede biz orada desinler mi istedi? Tekelcilik kokusu mu bu?

Bir diğer ve sanıyorum en önemli olan Tuncay ÖZkan’ın bir yıldır bahsettiği etik değerler. Hükümeti istifaya çağırdı beceriksizlikleri yüzünden, Baykal’ı çağırdı, kim başarısız olsa istifaya çağırdı. O zaman Tuncay Özkan ve Kerimcan Kamal hemen istifa etmelidirler. Nereden istifa etmelidirler? Ulusalcı camianın fikir liderliğini derhal bırakmalıdırlar. Çünkü beceremediler. Elbet çıkar birisi.

Aklını Seksle Bozmak

Kategorilenmemiş Comments Off

İslamcı Bir yazar, 14 yaşındaki bir kız çocuğuna cinsel tacizde bulunduğu iddiasıyla hapiste. Hırsızlık değil, cinayet değil, başka bir şey değil. Kız çocuğuna taciz. Daha aşağılık bir kaç suç anca vardır.

Bir Milli Gazete yazarı Mehmet Şevket Eygi , Üzmez isimli şahsın yaptığı tacizin, islami açıdan uygun olduğunu söyledi. TV’de gördüm, sunucu da şaşırdı ve emin olmak için aynen şöyle sordu: Yani islamiyete göre 78 yaşında bir adam, 14 yaşında bir kızla ilişkiye girebilir mi? Yazar kendinden emin cevapladı, Evet. İslam açısından uygun mudur, islam dini o kadar mı sapık belledi ki müslümanları da böyle bir kriter belirledi bilmiyorum ama bu şahısın da kişisel bilgisayarlarını ve gizli ilişkilerini incelemekte fayda görüyorum.

Ardından gene vakit gazetesinde çıkan bir yazıda, bir şeyhin gecede altmış kere cinsel ilişkiye girdiği ve başka şeyh mi aynısı bilmiyorum, bir gecede 1000 karısını hamile bıraktığından bahsediliyor. Ha tesadüf mü bilmiyorum, gecede 60 kere ilişkiye giren şerefsiz de 14 yaşında bir kızla girmiş. Teorik olarak mümkün olmasa da, böyle bir hayalle yaşadıkları gerçek.

Müslüm Gündüz, bir başka seks skandallarıyla tanınan şeyh şıh gibi bir şey, bunların yanında masum kalıyor elbette.

İsmini anmak istemediğim bir diğer yarı-peygamber, ilk “demokratlardan” bir büyüğümüzün kasasından da çocuk donları çıktığı mahkemede yüzüne karşı söylenmişti.

Belli ki bu kesim aklını bu işlerle bozmuş. Yıllardır bahsettikleri özgürlük de, türbana mürbana değil, cinselliklerineymiş. Hadi hepsini geç, yalan dolan olsun. Deniyor ki islamiyete göre, 14 yaşında bir kız ve 78 yaşında bir erkek (burada aslında bir yaş sınırı yok) cinsel ilişkiye girebilirler.

Girsinler…

Sesleniş

Kategorilenmemiş Comments Off

Görülen lüzum üzerine,

Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık. babamız, sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi.
arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken bizler bir mumun ışığında bitirdik kitaplarımızı.
Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya.
Ecelsiz öldürüldük. Dövüldük, vurulduk, asıldık.
Vurulduk ey halkım, unutma bizi…

Yoksulluğun bükemediği bileklerimize çelik kelepçeler takıldı.
İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez. isteseydik, diplomalarımızı, mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık.
Mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık. Yazlık kışlık katlarımız, arabalarımız olurdu.
Yüreğimiz, işçiyle birlikte attı. Yaşamımızın en güzel yıllarını, birer taze çiçek gibi verdik topluma.
Bizleri yok etmek istediler hep.
Öldürüldük ey halkım, unutma bizi…

Fidan gibi genç kızlardık. hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı gözbebeklerimizden.
Yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında, işkencecilerin acımasız ellerine terk edildik.
Direndik küçücük yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla.
Tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi, taptaze inançlarımızı fırlattık boş birer eldiven gibi.
Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden.
Hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi…

Ölümcül hastaydık. Bağırsaklarımız düğümlenmişti.
Hipokrat yemini etmiş doktor kimlikli işkencecilerin elinde öldürüldük acınmaksızın.
Gelinliklerimizin ütüsü bozulmamıştı daha.
Cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı gibi savrulduk.
Vicdan sustu. hukuk sustu. insanlık sustu.
Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi…

Kanserdik.
Ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi dolaşıyordu derilerimizde.
Uydurma davalarla kapattılar hücrelere. hastaydık.
Yurtdışına gitseydik kurtulurduk belki. Bir buçuk yaşındaki kızlarımızı öksüz bırakmazdık.
Önce kolumuzu, omuz başından keserek yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık attık önlerine.
Sonra da otuz iki yaşında bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz.
Öldürüldük ey halkım, unutma bizi…

Giresun’daki yoksul köylüler, sizin için öldük.
Ege’deki tütün işçileri, sizin için öldük.
Doğu’daki topraksız köylüler, sizin için öldük.
İstanbul’daki, Ankara’daki işçiler, sizin için öldük.
Adana’da, paramparça elleriyle, ak pamuk toplayan işçiler, sizin için öldük.
Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutma bizi…

Bağımsızlık, Mustafa Kemal’ den armağandı bize.
Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara.
Mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler, gizli emirlerle başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek istediler.
Amerikan üsleri kaldırılsın dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular.
Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi…

Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk; komünist dediler.
Ülkemiz bağımsız değil dedik; kelepçeyle geldiler üstümüze.
Kurtuluş savaşı’nda emperyalizme karşı dalgalandırdığımız bayrağımızı daha da dik tutabilmekti bütün çabamız.
Bir kez dinlemediler bizi. Bir kez anlamak istemediler.
Vurulduk ey halkım, unutma bizi…

Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık. bir kadın eline değmemişti ellerimiz.
Bir sevgiliden mektup bile alamamıştık daha.
Bir gece sabaha karşı, pranga vurulmuş ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarına.
Herkes tanıktır ki korkmadık. İçimiz titremedi hiç.
Mezar toprağı gibi taptaze, mezar taşı gibi dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere.
Asıldık ey halkım, unutma bizi…

Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar, ağabeyimiz, babamız yaşlarındaydılar.
Ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı ya da susmuşlardı bütün olup bitenlere.
Öfkelerini bir gün bile karşısındakilere bağırmamış insanların gözleri önünde öldürüldük.
hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına,
batı uygarlığı adına, bizleri, bir şafak vakti ipe çektiler.
Korkmadan öldük ey halkım, unutma bizi…

Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma bizi…
Bir gün sesimiz, hepinizin kulaklarında yankılanacak ey halkım, unutma bizi.

Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz şimdi, hep birlikteyiz ey halkım, unutma bizi, unutma bizi, unutma bizi…

Uğur Mumcu-Cumhuriyet 25.8.1975

WP Theme & Icons by N.Design Studio
Entries RSS Comments RSS Log in