Şehitler Ölmez, Vatan Bölünmez

Kategorilenmemiş Yorum Yap »

15 fidan daha.

Şehitler ölmez, vatan bölünmez.

Şehit askerlerden birinin, diğer iki kardeşi de Güneydoğu’da asker.

Vatan sağolsun.

Vatan sağolsun, bin can feda olsun.

Olsun, bin değil yüzbin can feda olsun

Olsun da, şehitler ölüyor… O hayatlar bitiyor dostlar. Artık düşünmemiz gereken organlarımızla düşünme zamanı. Öbür taraftan ne bir ses veren var, ne bir kanıt.

Şehitler ölmez, vatan bölünmez.

Şehitler ölüyor, ya vatan?

Tuncay Özkan MİT Ajanı Mı?

Kategorilenmemiş Yorum Yap »

Tuncay Özkan MİT Ajanı Mı?

Bu satırların yazarı olan bendeniz için bu sorunun cevabı çok net: Bilmiyorum… Bunu aklınızda tutun.

Tuncay Özkan’a neden MİT ajanı derler bir anlam veremezdim. İşte neden “hiçbir şey göründüğü gibi değildir” derler, buna bir örnek. Anlam veremezdim çünkü Tuncay Özkan’ı bir dönem çok yakından ve detaylı bir şekilde takip ettim. Evet, bir sürü çok gizli belge eline geçiyordu ve geçiyor hala. Bu tür belgelerin çok daha az etkilisini zamanında MİT müsteşarlığı da yapmış olan Mahir Kaynak açıkladığında, MİT tarafından dava açılmıştı. Tuncay Bey’e bildiğim kadarıyla MİT’den bir dava yok. Ama gene de garip geliyordu bana bu iddialar.

Peki bu iddiaları yapanlar neye dayandırıyorlardı? Öncelikle yukarıda belirttiğim gerçeğe. Sonra da MİT eski Kontrterör Daire Başkanı, Mehmet Eymür’un, Tuncay Bey’in Mit ile işbirliği yaptığını açıklamasına.

Buraya kadar beni hala inandırabilecek netlikte bir kanıt yok. Şimdi hepsini unutalım. Tuncay Özkan’ın kim olduğunu da unutalım ve yakın geçmişe bakalım. Bazı değişmez gerçeklerin ışığında inceleyelim.

Dağlıca saldırısı ile verilen 12 Şehit ve 8 esir, Türk’lerin, özellikle de ulusalcı dediğimiz Türk’lerin sabrının taştığı nokta olmuştur. Söylenecek sözün kalmadığı an. Derhal somut bir adım görmezse, ulusalcı kesimin sokağa çıkmayı düşündüğü an. Hatta ilk geceyi hatırlayın.Yurdun dört bir yanında, hiçbir plan veya önceden belirlenmiş program, bir çağrı olmamasına rağmen halk, ulusalcı halk sokağa dökülmüştü kendiliğinden. Artık yerinde oturamayan vatansever, aldı bayrağını çıktı sokağa ve baktı ki komşusu da orada. Bir oldular yürüdüler. Yani halk sokağa adımı atmıştı.

Şimdi bu bir gerçek. Bir diğer gerçek Milli İstihbarat Teşkilatı, asla ve asla halkın ayaklanmasını desteklemez, buna göz yummaz ve hatta buna engel olur. Evet MİT kendi başına bir oluşumu veya hareketi destekleyebilir ama kendi kontrolü dışında gelişen bir harekete göz yummasını beklemek biraz saflık olur. Bu gerçeği de cebimize koyalım.

Halk sokağa çıktı, değil mi? Şimdi, ulusalcılar ve vatanseverler, meydanlarda Tuncay Bey önderliğinde “türbanı Çankaya’ya sokmayacağına” dair ant içenler, o zamanki duygularını hatırlasınlar. Ve arada yaşanılanları, siyasi manevraları, Tuncay Bey’in neler yaptığını, hükümetin tavırlarını vs, herşeyi unutalım. Öfkenizin, bir harekette bulunma isteğinizin son raddeye geldiği an, “hani toplasak şu milyonlarca vatanseveri de” dediğiniz an uykuya daldığınızı düşünün.

…….

…….

Şimdi uyanın!

Ne görüyorsunuz? Ben ne gördüğümü anlatayım. Bastırılmış, susturulmuş, evine geri sokulmuş bir milyon ikiyüzbin adet vatansever görüyorum.

Bu kimin eseridir? Tuncay Bey’in.

Şimdi eğer Tuncay Bey, gerçekten MİT ajanı olsaydı, bundan daha iyisini yapabilir miydi?

Ya Sev, Ya Terk Et!

Kategorilenmemiş Yorum Yap »


Aşırı milliyetçi gruplar tarafından kullanılan bir slogan. Düne kadar net bir şekilde karşısında olduğum bir emir cümlesiydi. İlk duyduğumda bana şunu çağırıştırmıştı, “Türk olmayanlar def olsun”. Artık nasıl bir savunma mekanizması oluşmuşsa, “Türk’ün Türk’den başka dostu yoktur” nasıl işlemişse içime, “ya sev ya terk et” dendiğinde aklıma hemen Türk olmayanlar geliyordu. Dün bu konuda biraz düşündüm. “Ya sev ya terk et” sloganı aslında çok da tuhaf değil. Tabi çarpıtılmaya çok fazla müsait bir yapısı var, bunu baştan söylemek gerek.  Sonra “faşist” damgası yemeyelim gene.

Biraz detaylı düşünüldüğünde, “ya sev ya terk et” cümlesi içinde farklı anlamlar yattığını görebilirsiniz.

Şimdi bu emir kipini biraz açalım. Sevilen ve sevilmediği takdirde terkedilmesi gereken şey vatan. Buna kimsenin itiraz edeceğini sanmam.

Yani eğer seviyorsak, kalabiliyoruz. Bunda da bir gariplik yok. Ama sevmiyorsak, kovuluyoruz. Burası biraz karışıkık. Baştan ele alalım. Seviyoruz ve buradayız. Örneğin ben Finlandiya’yı da seviyorum, ama sevmek yetmiyor herhalde Fin olabilmek için. Ve ya Finlandiya’yi sevmiyorum, ve Türk’üm, bunda da bir gariplik yok değil mi? Ancak bizim konumuzda, sevmiyorsan git dediklerimiz Türkler, hem de Türkiye’den git diyoruz.

Geliyoruz zurnanın zırt dediği noktaya. Şimdi çok büyük bir kesim zaten Türk olmadığını söylüyor. Yok sadece Kürtlerden bahsetmiyorum. İktidarda bulunanlar da Türk olduklarını söylemekten çekiniyorlar. Onlar Türkiye’li, e yüzde 46 gibi bir destekleri olduklarına göre de Türk olmadığını söyleyen kesim için “çok büyük” demem pek de yanlış olamaz. Hele ki meclise bakarsak bunun için, yanmışız. Sanıyorum 30-40 kişi çıkar Ben Türk’üm diyecek. Hadi 100 kişi olsun.

E bu durumda kimi nereden kovuyorsun? Hrant dink duruşmasında, arabanın önüne yazılan ve tartışmalara yol açan “ya sev ya terk et” çıkartması, Hrant Dink Türk olmadığı için miydi? Hayır, müslüman olmadığı içindi. Hrant Dink Türk müydü? Bilmiyorum, kendi bilirdi herhalde ne olduğunu. Ama vatanı terk etmiş olduğu açık. Fazıl Say ise ben sevmiyorum, siz zahmet etmeyin ben kendim giderim diyor. Orhan Pamuk bir milyon doları bir arada gördüğü an topukladı.

Karıştırmayalım, velhasıl herkes işine gelmediğinde birbirine ya sev ya terk et diyor bu memlekette. Şimdi benim işime kim gelmiyor ki, ben ona “ya sev ya terk et” diyeyim. Türkiye Cumhuriyetini islama dayalı bir yönetime götürenlere diyebilirim. Çünkü ben sanıyorum ki, burası Atatürk’ün kurduğu laik Türkiye Cumhuriyeti. Tövbe, sokağa çıkamam herhalde. PKK yanlısı Kürtlere diyebilirim, madem Türk değil Kürt’sün, beni niye geriyorsun? Git, kuruldu Kürdistan, yaşa kendi cinsinle bir arada. Yok, aman diyim. Faşist oluruz o zaman da. Ama İslami düzeni getirmeye çalışanlar bana diyebilirler, ve ya çıksam Erbil’e Türk Bayrağı diksem, bana derler orada. Ama aslında çok açık değil mi? Ben gitsem Rusya’ya, ne biçim memleketr burası, demokrasi yok, şu yok bu yok haykırsam demezler mi bana “git lan manyak” diye.

Biz Türkler, Türklüğe hakaret edenlere, namusumuz bildiğimiz Cumhuriyet’in düşmanlarına, bölünmez vatan bütünlüğünün düşmanlarına, “kardeşim sevmiyorsan gidersin” diyemeyiz.  Dersek vatansever oluruz, dersek atalarımızın mirasını korumuş oluruz. Faşist işte.

Bunu benim amacım ve ya düşüncem sanmayın. Bu ülke çok değil 3 jenerasyon sonra bölünecektir. Nerede yanlış yapıldı bilemiyorum. Ama bu ülkenin çocukları gün gelecek bölünmeyi mantıklı bulacaklar. Ne var bunda yahu diyecekler. Tıpkı ne var türbanın Çankaya’ya girmesinde  dedikleri gibi. Tıpkı Yugoslavya gibi. Bakın Yugoslavya size birşey ifade etmiyor değil mi? Ne var ki, bölünür normaldir. Sırbistan olur, Bosna olur. Tekrar ediyorum, çok değil üç jenerasyon sonra gereken demokratikleşme ve liberalleşme sağlandığında, ülkenin bölünmesi gayet olağan bir hal alacaktır. Bunu referandumla bile yaptırabilirler.

Şu Korkak Türkler

Kategorilenmemiş Yorum Yap »

Nasıl anlatılır okumayana bilemiyorum. Turgut Özakman, yetmiş milyonun yüzüne tokat gibi yılların emeğiyle yazdı “Şu Çılgın Türkler”i. Her sayfasında yüzümüzün acı acı yanmasına sebep olan bir tokat. Her paragrafta bir düğüm boğazlarda. Okumayanlar, “nasıl olsa tatilde, deniz kenarında okurum” diye düşünmesin, tatili rezil ederler.

Nasıl bir yokluk, nasıl bir yorgunluk, nasıl bir işgal. Hem de şimdiki gibi farkettirmeden değil. Para bildiğin anlamda “yok”. Yok…

İşgal desen şimdiki gibi, borsanın yüzde yetmişi, bankaların yüzde bilmemkaçı, tersanelerin alayı gibi değil. Bildiğin işgal, silahlı, toplu, tüfekli. İsyan desen, daha iyi fırsat mı var? Onu da şimdiki gibi bastıracak bir ordu, polis yok. “Asimile” lazlar çete kurup gidiyor, bastırıyor Dersim’i.

“Bildiğin” işgal altında olan yerler, yani silahlı milahlı işgal altında olan yerler dışında kalan bölgeler sırf toprak.Ne petrol, ne altın, ne İstanbu, ne vaad edilmiş. Sırf toprak. Vatan toprağı dediğimiz türden, şimdi bir çoğu için bir anlam taşımayan, o yıllarda namusdan öte…

Analar, karılar erkeklerine, “eğer bu toprak için ölmezsen, ne için öleceksin” derlerdi. Şimdi para etmiyor. Toprakları için ölmeyenleri bilmezsiniz belki siz. Yok yok, aslında bilirsiniz. Tüm çevreniz dolu, şimdi İsrail dedikleri topraklar var ya, Irak var ya… Belki yarın size böyle diyecekler. Bir Türkiye Cumhuriyeti vardı, küllerinden doğan. O “sırf toprak”ların değerini bilenlerin analarına, bacılarına, avratlarına borçlu bir ülkeyiz şimdi… Eğer bu toprak için ölmezsen, ne için öleceksin? Ailen için mi? Para için mi?
Neyse uzatmayalım, her ne olduysa gene bu topraklarda oldu. Kişisel özgürlüğünü benimseyemeyen bir topluma demokrasi bu kadar olur. Şöyle yani, ağalık düzeninden kurtulamayan insanlara demokrasi budur. Köpeklere davrandıkları gibi davransalar da, sizi ya besleyip ya korkutup alsalar da oylarınızı, namusunuzu. Sizi belki hatırlarlar gelecekte. Şu korkak Türkler. Beslediği köpekler tarafından vurulan Türkler, düşerken şerefini kurtarmak yerine ruhunu satan Türkler…

Nazım Hikmet Oratoryosu

Kategorilenmemiş Yorum Yap »

Conductor: Ibrahim Yazici
Poetry: Genco Erkal
Piano: Fazil Say
Vocal: Zuhal Olcay
Baritone: Guvenc Dagustun
Child Vocal: Kansu E. Tanca
Flute: Dersu E. Tanca
Glockenspiel: Sezer Yılmazer
Bilkent Symphony Orchestra
State Polyphonic Choir

Fazıl Say - Memleketim(Nazım Hikmet)

Fazıl Say - Kız Çocuğu(Nazım Hikmet)

WP Theme & Icons by N.Design Studio
Entries RSS Comments RSS Log in