Karpuz kabuğundan gemiler yapmak, yani olmayacak bir işe girişmek. Misal, Doctus ile bizim yaptığımız karpuz kabuğundan gemi…

Bir de Ahmet Uluçay var karpuz kabuğundan gemiler yapan. Köylü, Kütahya’nın Tavşanlı köyünden. Çocukluğundan beri yönetmen olmayı kafaya takmış bir insan. Köyünde kendi çabalarıyla filmler çekmeye uğraşır dururmuş, çevresine göre “köyün delisi”. Dürüst olmam gerekirse bu filmi ilk duyduğumda bunun bir çeşit pazarlama olduğunu düşündüm. Bir de zaten ödüllü filmler benim açımdan bir sıfır yenik başlarlar, ödüllere kılım. “Karpuz kabuğundan gemiler yapmak” ise ödüle doymayan icnsten bir film.

Velhasıl eninde sonunda elbette seyredecektim de, hem filmden önce yönetmeninin ne kadar enteresan bir kişilik olduğunu duymam, hem de ödül mevzusu bana önyargı kattı bu konuda. Köylüysen ek domatesini ne işin var sinemayla dedim ve elimden geldiğince erteledim bu filmi izlemeyi.

Şu an Karpuz kabuğundan gemiler yapmak adlı filmi izlemiş biri olarak utanıyorum kendimden. Filmden sonra Ahmet Uluçay’ın hayatına yeniden ve daha detaylı bir göz attım. Şu an geçirdiği bir beyin ameliyatı sebebiyle tekerlekli sandalyede yaşıyor.

Filmi izlerken, bu harika oyuncuları neden tanımıyoruz dedik. Yönetmenin diğer filmleri neler acaba dedik. Film boyunca filmin güzelliği hakkında konuştuk. Film bitince, filmin Ahmet Uluçay’ın kendi hikayesi olduğunu da anladığımda aklıma gelen tek şey oldu. Yönetmen olarak da doğulabiliyormuş. Yönetmenlik bir sanatmış. Her karesi, her anı birbirinden muhteşem, her oyuncusu Ahmet uluçay’ın kendi köylüsü olmasına rağmen, değme dizi oyuncularına taş çıkartırcasına rol kesen dört dörtlük bir eser.

Ben hala duyduklarıma inanmakta zorluk çekiyorum, özellikle filmi seyrettikten sonra. Ahmet Uluçay çok büyük ihtimalle Türkiye’nin gördüğü en büyük en kabiliyetli sinemacıdır ve gene büyük bir ihtimalle bir daha böyle birinin gelmesi zor. İzleyelim, izlettirelim bu değeri kaybetmeyelim.