Twitter denen illete bulaştım bulaşalı, blogu boşverip meramımı konstantre bir şekilde o platforma kusmaya başladım. Bu platformda nedense karşılıklı yazışma imkanı da var. Ancak karakter sınırı olduğundan, derdini tam ve doğru anlatabilmek için kısa mesajlaşma sektöründe kendine hatırı sayılır bir yer edinmiş olman gerekiyor. Ben ise telefonla gelen kısa mesajlara dahi (ki 160 karakter) alışamamış biri olarak, twitter’da salaklaşıyorum. Neyse bundan sonra uzun yazacaklarımı, eskisi gibi burada yazıp tweetleyivericem.

Şimdi başlayalım, twitter’da karşılıklı takipleştiğimiz bir arkadaşım olan hakdogan75‘in bazı sorularına ve serzenişlerine yanıt vereceğim. Olay sabah sularında, Radikal yazarı, pek de yıldızımın barışık olmadığı, Yıldırım Türker’in yazısını tweetlememle başladı. Yıldırım Türker hükümetin İsrail’e boşuna horozlandığından, hali hazırda tonlarca silahı İsrail’den aldığımızdan bahsetmiş. Elbette TSK’nın da silah alımında parmağı var. Ayrıca bu liste silahla başlayıp, elli farklı devlet ihalesi ve yüzlerce çeşit gıda maddesiyle devam edebilir. 75 milyonluk nüfüsümüz ve sıfıra yaklaşan (bu da TSK’nın suçu olabilir) üretimimizle İsrail için çok çok yolunacak tüyü olan bir kazız.

Herneyse, benim bu yazıyı tweetlememle birlikte hakdogan75 arkadaşım, aynı yazıda TSK’ya ve Genelkurmaya dokundurma olduğunu belirtti. Bu İsrail sorununa derinden bakmamız gerektiğini, bu ilişkilerin merkezinde Genelkurmay ve askeri bürokrasi olduğunu da görmem gerektiğini belirtti. Yanlış anladıysam, twitter’ın 140 karakterinden ötürüdür, özür dilerim.

Şimdi öncelikle şunu bilelim, ben kesinlikle siyah – beyaz birisi değilim, ara renklere de inanırım. Yıldırım Türker’in bir fikrine katılırken, başka bir fikrine katılmayabilirim. Aynı şekilde AKP’nin de bir icraatının vatana ihanet olduğunu düşünürken, bir başka icraatını destekleyebilirim. Hatta TSK için bile yanar döner olabilirim. Belki size inandırıcı gelmeyebilir ama ben hayatınızda tanıyabileceğiniz en TSK karşıtı inanlardan biriyimdir. 45 gün boyunca, televizyonlarda 12 Eylül dönemi işkenceleri adı altında gösterilen muamelelere maruz kalmışlığım var TsK bünyesinde. Ama TSK’nın faydalarını, sağladığı yararı görmeyecek de değilim.

İsrail konusu da böyledir benim için. İsrail kan üzerinden varlığını sürdüren, katil ve hukuk tanımaz bir devlet olabilir. Ancak bu İsrail’in büyük bir devlet olmasını değiştirmez, değiştirmiyor. Devletlerin büyüklüğü, icraat ve diğer devletlerle olan ilişkileriyle ortaya çıkar. Demeçleriyle, hele hele arkasında duramadıkları demeçleriyle değil. İsrail’e savaş açmak hariç, elimizden gelen ne varsa yapmalıyız. Ambargo uygulamalıyız, boykot etmeliyiz, kınamalıyız, elçimizi çekmeliyiz, elçisini göndermeliyiz, aklınıza gelen ne protesto varsa uygulamalıyız. Bunlardan en basitini bile yapamadığımızda, İsrail ile Türkiye arasındaki fark ortaya çıkıyor.

İsrail gelmeyin diyor, vururum. Vuruyor. Türkiye Başbakanı “çok kötü olur haa” derken, bir yandan asla ve asla İsrail’e karşı kullanamayacağımız mermileri satın alıyor, mayınlı arazileri İsrail’e bağışlıyor.Benim Başbakanım İsrail’i eleştirdiğinde, külhanbeyliği ortaya çıkıyor (kimileri sevse de) ama uygulama yok, İsrail bunun karşılığında senin elçini itin kıçına sokup çıkarıyor. Hatta bunu yaparken de asla bel altı vurmuyor, çıkıp “sen kendi Kürt sorununa bak, orda kaç insanın kanı var?” demiyor.

TSK’nın getirildiği konumda, hükümetin İsrail için alacağı yaptırımlar karşısında sesi çıkabilir mi sizce?

Velhasıl, İsrail ile ilişkilerimizde AKP’yi aşan mevkiler var elbette. AKP sadece fırsat bı fırsat oy avcılığı yapıyor, tıpkı türban sorunu gibi. Sahi ne oldu o sorun? İşte ona ne olduysa, İsrail sorunu da o olacak.

Benim yanar döner düşüncem ise, AKP ile aynı aslında. Kimileri AKP’yi İsrail karşısında büyük kahraman ilan etmeye kalkışsa da, AKP’nin amacı ve de uygulaması İsrail ile iyi geçinmek, bence de doğrusu bu. Filistin’in erkekleri ve de Arafat, ilkokul çocuklarını o savaşın ön saflarına, devlet politikası ile ittiğinde, benim için tarihten kazınmaları faydalı ırklar arasına girdiler. İsteyen yardım götürsün, isteyen gitsin savaşsın. Benim için daha önemli gündemler var.