İncelediğiniz Etiket: abd
Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’a yöneltilen, “Amerika’dan alınan operasyon izini karşılığında ne vermeyi taahhüt ettiniz?” eleştirilerine kendisi tarafından verilen cevaptır:
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, bir şeyler vermek karşılığı böyle bir işbirliğine girecek kadar şerefsiz değildir.
Not olarak düşmeyi uygun gördüm.
Karayılan ve Bayık’ın “yakalandığı” ve bir kaç gün içinde ABD yetkilileri tarafından teslim edileceği konuşuluyor. Çok büyük bir ihtimalle doğrudur. Yakında bu zavallıların resimlerini ve videolarını görürüz. Elleri kolları bağlı, gözleri bantlı…
Genelde “köpek” olarak tasvir ettiğim PKK yanlılarına haksızlık etmişim. Uygun bir sıfat bulamıyorum. Dün gece haberlerde seyrederken, kütüklerin üzerinden atlayan, kumlarda yuvarlanan teröristleri, inanın acıdım. İçim parçalandı. Nasıl bir oyunun içindeler, nasıl farkında olamazlar. Vur dediler mi vur, gel dediler mi gel. Biraz köpek gibi geliyor kulağa ama şu fark var; köpek bunların karşılığında kemik alır. ABd bunlarla oynayıp duruyor ama henüz bir şey verdiğini göremedik. Ya da acaba ABD peşmergeleri bulunca vaz mı geçti PKK’dan? O zaman eyvahlar olsun
Şimdilerde Ruanda dediğimiz topraklarda üç farklı kabile yaşarmış. Tutsiler, Hutular ve Twalar. Bir kralları varmış, muhtemelen bir de Kraliçeleri vardı.
Sonra Almanlar geldi, Ruanda’yı sömürgeleri yaptılar. Bir Alman hükümeti kurulmadı, Almanlar pek ilgi göstermediler Ruanda’ya. İkinci Dünya Savaşında almanların yenilmesiyle yönetim Belçika’ya geçti. Belçikalılar kurumsallaşma aşamasında Tutsileri kullandılar, Tutsiler Ruanda’nın aydınlık yüzünü temsil ediyorlardı, eğitimli ve zengin. Almanya’nın boşvermişliğini bir kenara bırakıp, bu hiçbir zenginliği olmayan topraklardan Belçika bir pay çıkartmaya çalıştı.
Ancak zamanla, Hutu’ların sayısı artıp da ileride Tutsi’lerin yerine ikdidar olacakları anlaşılınca, Belçika Hutulara yöneldi. Ama fazlaca belli etmeden. Zamanla Tutsilerin Nuh soyundan geldiği, daha ince ve uzun yapılı oldukları gibi ırksal ve etnik ayrımcılığı yaymaya başladılar. Hatta 10 inekten fazlasına sahip olanlara Tutsi denir derecesinde bir noktaya geldi ayrımcılık.

Ve sene 1994′e geldiğinde, iktidardaki Hutu hükümetinin de göz yummasıyla katliam başladı. Devlet başkanının uçağı düşürüldü, ve radyolardan bunun sorumlusunun Tutsiler olduğuna dair yayın yapmaya başlandı. Tüm Hutular, ellerindeki satır ve sopalarla, Tutsileri katletmeye çağırıldı. Öyle de yaptılar. Bir anda Hutu olan birisi, Tutsi olan yan komşusunun evine gidip herkesi öldürmeye başladı.
100 gün sürdü, bir milyon Tutsi öldürüldü. Katliamın ilk gününde, dönemin Birleşmiş Milletler ordusuna ait komutanı bizzat Genel Sekreter Koffi Annan’ı arayıp yaşanan katliamı anlattı. Ancak müdahale etmemesi emrini aldı. Amerika, Birleşmiş Milletler askerlerinin çekilmesini sağladı. Fransa ve ABD, bölgeye müdahale etmemek için, belgelerdeki “soykırım” kelimelerini çıkarttılar.
Fransa son anlarda müdahale etmeye kalksa da, tamamı Hutu olan askerlere destek vermiştir ve 200 000 civarı Tutsi’nin kendi bölgelerinde katledilmesine sebep olmuştur.
Anlatmak istediğim, tüm bunlar 100 günde oldu. Hazırlığıyla birlikte elli yıl. Kitlesel cinnet denen hadise, o kadar ani, o kadar hızlı ortaya çıkar ki, şaşırmaya vakit bulamazsınız. Değişik bir mimleme ile, sosyolog arkadaşım Osman Börütecene ‘ye kitlesel cinnet kavramını paslıyorum.