Tansu Günay is a false positive

Yanlış pozitif bir web günlüğü
Ne Demiş:
Sivas katliamı hakkında: Olayı bu kadar büyütmek yanlış, bir futbol maçında da bu kadar insan ölebilirdi.
Tansu Çiller

İncelediğiniz Etiket: barış

Barış mimlemiş, ben de görüyorum.

Dünya’da en nefret ettiğin, içinden hergün sövdüğün şeyler nedir?

Kendimin de üyesi olduğu insalık denen virüstür efendim. Dünya üzerinde adam gibi yaşamak varken, kendine has bir çok saçmalığı icat etmek süretiyle sonunu hazırlayan yegane canlı türüdür kendisi.

Bu blog dünyasında sevmediğin, hakkında kötü şeyler düşündüğün insan var mıdır?

Osman tarafından blog yazarı ilan edildiğinden beri Engin Ardıç. Kendisi hakkında henüz iyi düşündüğüm bir yönü olmadı. Yatacak yeri yok dediğimiz türden.

Çok küfür eder misin?

Sanmam. Maçlarda ederim, trafikte ederim, Açık Radyo dinlerken ederim, haberleri seyrederken ederim, çok küfür ederim evet…

Küfürlü bir blog gördüğünde ne yaparsın?

Şimdi küfür var, küfür var. Yazı içinde küfür geçiyorsa ve rahatsızlık verici meblağdaysa blogdan çıkarım. Diğer durumlarda, yani rahatsız etmeyecek boyuttaki küfürlerden ben de rahatsız olmadığımdan, beğenerek izliyorum.

Bu soruları nasıl buldun?

Valla tıkanmakta olan mim konuları aleminde bir ışık nerdeyse, çok yaratıcı ve çok süper buldum. Barış mimlemiş olmasa küfür ederim :)

Ben de kime mimlesem de başını belaya soksam.. Osmana tabiki.

Etiketler: , , ,

Eksikliğini blogunun adına da yansıtmış insan, zavallı çocuk ve de en önemlisi servet düşmanı anarşik Barış Ünver, zavallı yazısında benim zenginliğimi bir suç olarak görmüş. Zengin olduğum için hakaretler yağdırmış.

Aynısı zamanında ve hala, Bill Gates, Donald Trumph, Sakıp Sabancı, Vehbi Koç ve benzeri isimler içinde yapılmış ve yapılmaktadır. Evet zenginiz. Bu sebeple de çevremizi hakir ve zavallı görmemiz normal değil mi. Üstün zekamız ve benzersiz azim ile kazandığımız paralar ve mevkinin bize bunları yapmaya hak verdiği yanlış mıdır? Siz fakirler, bizler kadar akıllı ve azimli olsaydınız bu hallere düşmezdiniz. Bizim de sizleri küçük görerek bazı gerçekleri kafanıza vura vura anlatmaya hakkımız yok mudur?

Elbette vardır, biz de bu hakkımızı kullanıyoruz. Asıl siz çekememezliğinize ve içerisinde bulunduğunuz servet düşmanlığı anarşikliğin sebebi olan hasete bakınız. Aslında bu tür ön plana çıkan anarşik servet düşmanlarından korkmuyorum, asıl korktuğum kendini belli etmden bu amacı taşıyıp, gizli gizli, sezdirmeden servetlerimize göz dikenler. Bakınız Osman denen şu adama. Yüzeysel incelediğinizde gayet liberal ve moderen bir imaj sergileyen bu kişi, detaylı olarak incelendiğinde kendini hemen ele veriyor.

Örneğin şu yazısında, kadim dostum, akşamları dolar banknotları ile tanesi 250 dolar olan Cohiba purolarımızı yakarak, bin dolarlık don perinyon şişelerinde söndürdüğümüz yol arkadaşım Cem Uzan hakkında iyi birşeyler söyler gibi yapıp hemen yaftayı yapıştırıyor. ‘Kandırıkçılığı becerebilmek”miş, ne kandırıkçılığı? Kim kandırıkçı, sen kendine bak. Ve gene bir diğer yazısında güzel bir şeyler söyler gibi yapıp, golf sopamızı aynı çantaya koyduğumuz Kaya Çilingioğlu ve gece gündüz demeden aynı masada yüzbinlerce doları bahşiş olarak dağıttığımız güzel insan Erdal Acar’a giydiriveriyor. Çatla e mi! E mi!

Siz değerli okurlarım, emeğin ve emekçinin kazancında gözü olmayan gönlü tok, gözü tok insanlar. Sakın bu servet düşmanı komunistlerin oyununa gelmeyin. Bunlar her seferinde güzel birşeyler söylüyormuşçasına alt beyninize servet düşmanlığını işlerler, bunları da bloglarındaki beyin ve kadeh simgelerinden açıkça görebilirsiniz.

Bol kazançlı günler dilerim.

Etiketler: , , ,

Osman paslamış, konumuz “sizi en iyi anlatan şiir veya dörtlük”. Behçet Necatigil.
KİLİM

Kilimde incir çekirdekleri – parlak, pahalı

Elmaslar yerine çekirdek – süs, avunma.

Hatta soluk, ucuz boncuklar olabilirdi,

Cam boncuk, incir çekirdekleri – süs, avunma.

Gezdir parmaklarını : Pürtük ! Çünkü üzüm çöpleri…

Aptallığımızdan kalma üzüm çöpleri, armut sapları.

Ama biz dokuduk bu kilimi, eh bir dereceye kadar !

Değil ele güne çıkacak, değil asılacak duvarlarda.

Çiğnenir – çok çiğ çağ – ayaklar altında yabansı.

Sağlam olabilirdi, saplar aldattı bizi :

Üzüm çöpleri, armut sapları, çekirdek, çok çiğ

Önceden düşünemedik, çok çiğ çağ !

Renkler, oldu bir kere, geçti, renkler…

Düşünmek gerekli başlarken, sen buna

Renk mi diyorsun ? Ben serin – mavi

Ismarlamıştım sana sıcak çaylar yanında.

Çok çiğ çağ. Çaldılar. Çıplak. Mavi, ama bu

Kan oturmuş tırnaklardaki mavi. Geçti,

Geçti, sökülmez, dokundu, sırıtır boşluk, ben sana…

Sakladığım baharlar nerde bu kilim için,

Nerde yıllarca önce, ben sana…

Ne yaptın baharları, baharsız çok çiğ, topraklarda…

Çok çiğ, çiçekler – hiç yok – hani bu kilimde ?

Hani beyaz, beyaz, beyaz… Beyazları ne yaptın ?

Çok çiğ bu kızgın yaz, çiğ bu karakış !

Bari biraz kışlarda … Çıplak, çok çiğ !

Çok çiğ bu çığlık, bu en bol renk : Kara ! Ben sana

Hiç kara koyma dememiştim, nerden düştü, çok çiğ

Paslı borulardan katran, soba zifiri.

Sonra eski patiska perdeler gibi solgun ve sıska

Parmaklarda kirli tütün sarısı.

Çok çiğ kesik öksürük, çiğ çatlak çağıltı.

En güzel renk mi, çok az ! Eğreti, kaçamak, belki !

Belki kimi gecelerde ekleme

Sevinçlerden gelme çağla yeşili – Yanlış !

Eğrelti otlarının yitik yeşili yani,

İki başlı kartalların ölü gözlerinde -

- ki belki, çok az !

Sonra çok az pembe, işe giderken ayrılışlarda

Kimi günler bir süre hani ayaküstü

Çekingen bir gülüş, çekingen çok çiğ çevre -

Pörsük – pembe, solgun güllerde, belki biraz !

Heyy ! bu kilimdeki bu bir sürü merteğin

İşi ne ? Çok çiğ ! Kendi gözümüzde

Çöpler vardı, karartmış önümüzü.

Çöpler, yeterdi kilimde, bol – çok çiğ çağ -

Ama onlar mertek, doğru, çok çiğ ?

Gözlerinin dalışı bile çok çiğ, çünkü…

Çünkü hançer nakışlarda bu çılgın çağrı,

Bu çürük iplik, bu ensiz atkı,

Bizim !

Ve pas, Barış, Tuna ve Volkan‘a gidiyor.