Asmayalım da besleyelim mi?
Kenan Evren

03:02

2 Yorum »

10 dakika önce yatağa uzanmıştım, uyumayı bekliyordum. Yeni terkedilmiştim, ve her terkedilen gibi terkedeni düşünüyordum. Acaba kendimi öldürsem mi diye düşündüğüm anda sanki arkamdan biri itti. Döndüm, pencere açıktı ve perde bir anda havalandı. Ve saat tam 03:02′ydi o sırada.

O zamanlar 6. katta oturuyordum ve ben apartmandan çıktığım anda henüz deprem bitmemişti. Yukarıda anlattıklarımdan  sonra, 45 saniye içinde altıncı kattan dışarı çıkmayı başarmıştım. Daha sonra, ben merdivenlerden inerken arada bir çarpıp beni duvara yapıştıran trabzanların, normal şartlarda yerinden kıpırdamadığını anlayınca çok korkmuştum.

Bahçede sevgili komşularımla sabah sekize kadar oturduk. Ben tamamdır dedim, bu macera da bitti ve çıkıp yattım. Tüm sülale fertleri ve arkadaşlar sürekli arayarak evden çıkmamı söylediler. Saçmalamayın dedim, hatta yaşlı anneannemi arayıp eve girmesini söyledim. Öğlen 2 civarı bir arkadaşım aradı. Dünyada görebileceğiniz en vurdumduymaz, en umursamaz tiptir, hani derler ya dünya yıkılsa umurunda olmaz diye. O aradı ve dedi ki, “Tansu, lütfen çık evden ağbi, bak ortalık felaket”. Bunu duyunca, 03:02′deki kadar olmasa da, kayda değer bir hızla evi terkettim.

2 Gün sonra Adapazarına gitmeye karar verdik. Bir minivan ayarladık, doluştuk ve yola çıktık. Hereke civarlarında gruptan “vay vay duvara bak amma yarılmış”, “oha çatlağa bak” gibi sesler yükseliyordu. Kocaeli’ne geldiğimiz de sesler, “oha olum, çatı uçmuş”, “yola bak lan 90 derece kabarmış” şekline dönüşmüştü.

Adapazarına girdiğimizde ise kimseden ses çıkmıyordu. Bir nişasta fabrikasına yerleştik ve önümüzdeki onbeş gün sonunda bildiğimiz ve inandığımız bir çok şeyden vazgeçmiştik. Kimse yoktu.

Yüzlerce çarpıcı hikaye var elbette, bunları anlatmanın alemi yok. Kısacası saat her 03:02′yi gösterdiğinde titrememiz gerekliliği. Şimdi normalde, “Allah bir daha göstermesin” demek lazım, ama gösterecek. Yakında bunun için de bir deprem duasına çıkarsak şaşırmamak lazım. İstanbul’da dik duran cami minaresi kalmadığında fazlaca üzülmemek için.

Ben Kimim?

7 Yorum »

Şimdi başlığı görenler Tansu kimliğini mi sorguluyor, felsefeye mi girdi, ne yaptı demişlerdir. Yok, düz anlamıyla ben kimim onu anlatacağım. Zira gerek bizim sitede, gerekse komşu diyarlarda kendimi birşey zannettiğim konusunda sinyaller alıyorum. Açık olarak, en fazla da son yıllardaki internet macerama ağarlık vererek anlatayım.

Arif Tansu Günay 30/06/1976

Doğum yerim Kanlıca, İstanbul. Halen de Kanlıca’da yaşarım. Muhteşem bir yerdir. Yeşilse yeşil dört tarafı ormanla çevrili, maviyse mavi, boğazın kıyısında bir köy, sakin mi sakin, güvenli mi güvenli (gecenin yarısında 6-7 yaşındaki kız çocuğu kuzenimi kendi başına evine gönderebiliyoruz) bir yerdir.

İlk, orta lise yılları sıradan geçti. Liseyi Etilerde okumam sebebiyle Kanlıca’dan açılmış oldum, şehiri tanıdım. Aynı zamanda kürek sporuyla ilgilenmeye başladım. Bir çok istanbul ve Türkiye şampiyonluğum, Milli takımda kürek çekmişliğim ve bir balkan üçüncülüğüm var. Üniversitenin ikinci veya üçüncü yılında küreği sigaraya başlamam sebebiyle bırakmak zorunda kaldım.

Evet liseden sonra, Boğaziçi Turizm’i kazandım ama herhalde Boğziçinden tiksinen az sayıda kişiden biriyimdir. Okulla birlikte çalışmaya başladım. Turizmin her dalında çalıştım denebilir. Otel, seyahat acentası, tur şirketi vs.
Henüz okurken, kendi şirketimi kurmaya karar verdim, ki Doctus o şirketin adıydı. Türkiye’de olmayan bir dal olan Turizm Planlama yapacaktık. Yapmaya da başladık, hatta son dakikalarda işlerim çok çok iyiydi. Ancak okul bitmemişti. Tek ders yüzünden beş yıldır tek ders sınavlarına giriyordum. Gerçekten hoca taktı derler ya, o durum. İnanmayanları görüyor gibiyim o yüzden anlatmam lazım:
Efendim hem de turizm planlama dersi (bkz: o zamanlar yaptığım iş). 5 senede toplam 10 kere tek ders sınavına girdim. İsmini vermiyim, sevgili 85 yaşındaki bayan hocamız her seferinde aynı dört soruyu sordu. 10 kere aynı dört sorudan imtihana girdim ve kaldım. Şimdi beni geri zekalı sananlara bir cevabım olacak. Bu hoca ölmek vasıtası ile okulu bırakmak zorunda kalınca, bu sınava gittim, yabancı bir hoca vardı, genç bir bayan. Bana gene aynı soruları verdi. Bende aynen kağıda şunları yazdım. Ben bu soruları toplam on kere cevapladım, lütfen cevap kağıtlarımdan birini arşivden çıkarıp bu sınava sayın. Ve evet, geçtim.Ama gidip ne okulla ilişiğimi kestim, ne de diplomamı aldım. Neden mi?
Turizm planlama yaparken ve işler hasber kader, en azından bugünkünden çok çok iyi giderken, Bodrum’da bir iş sırasında beni askere aldılar. Henüz okul bitmemişti işte.Ve o güne kadar ki hayatımın kayışı başladı. yukarıda anlattığım okulu bitirme sınavıa ise askerden izin alıp girdim. Yani askerdeyken bitti okul, bir daha da gitmedim.

Neyse efendim, askerden sonra, hayatım kaydığı için herşeye sıfırdan başlamak gerekiyordu. Kendime bir yıl verdim. Askerde beni ziyadesiyle yormuşlardı, 30 kilo eksik gelmiştim öyle diyim…
Bir yıl dinlencektim, ne yapacağımı tartacaktım vs.. O bir yıl hala bitmedi:)
Web forumları sayesinde güvenliğe merak salıp Doctus’u kurdum. Sebebi de güvenlikten anlayan kişilerin, anlamayanalara yardımcı olmasıydı. Yani sağda solda bahsedildiği gibi ben güvenlikten çok anlarım, uzman adminim vs gibi iddialarım yok. Herkesin içi rahat olsun.

Velhasıl geldiğim noktada, Doctus gibi siteler yaratarak para kaznamaya başladım. Doctus dışındakiler bende saklı. Tek bir ipucu verebilirim, Doctus üzerinde asla bu sitelerden bahsetmedim.

Böyle geldik böyle gidicez mi bakalım.

Gerçek Blogcular Dikkat

Yorum Yap »

Blograzzi’ye üye oldum ve hayatım değişti :)
Elbette o kadar uzun boylu değil ama Blog yazarlığının ve blog kalitesinin, tıpkı zamanında forumlarda olduğu gibi düşmekte olduğunu gördüm ve yıkıldım.

Birincisi uzun zamandır dikkatimi çeken blog çeteleşmelerinin amacını anladım. Biz de bir nevi çeteleştik sayılır ama amacı bilmiyorduk biz. Tüm bu blog hitlerini arttırma, en iyi blog şudur, en aktifi budur sitelerinde bir tür mafyamsı gruplaşma var ve kendileri çalıp kendileri oynar durumdalar. Bunda bu kadar büyük bir problem yok gibi gelebilir ancak problem var. tıpkı benim Barşakarsuseverleri buradan bir türlü kovamadığım gibi, “göbeğini kaşıyarak monitörun karşısında oturan vatandaş” blogu keşfetmek üzere ile keşfetti arasında bir yerde. Elbette adam akıllı keşfedemeyecek ve elbette blog diye, bilmem kim beyle bilmem kim blog grubunun kavga etmesini blog yazarlığı sanarak “hit” olacak.

Sonrası kolay, horoz dövüşü seyreder gibi, blog yazarlarına bakılacak, teşekkür botları koyulacak, repler uçuşacak teraziye tıklanacak.

Ben aylar önce, fikir liderliği yapan kuruluşların ahmakça ve etik dışı hareket ettiklerini belirtip hareket planı yapmıştım. Ama bizim gibiler genelde meşgul insanlardır.

Velhasıl zaman kötü, ben blograzzi’den kaçayım ufaktan..

Mim Buldun Yaz! Dayak Buldun Kaç!

Yorum Yap »

Can’ın defterinden ortalanan mimde en güzel yalanlarımızı yazacakmışız.

  • Azzzztr unuttum tamamen.
  • Abi ben o işe baktım, olmuyomuş (işin ne olduğunun dahi unutulduğu durumlarda).
  •  Durumum: Dışarıda
  •  Ya telefon değişti, o yüzden yok senin numara adres defterinde.

Biz de osman‘a paslayarak durumu kurtaralım.

G-String Araştırması Yapan Gazeteci, İlhami Atmaca

8 Yorum »

Renkli Dergisi yazarı Sayın Atmaca, bir makalesinde şöyle buyurmuş. Kalın yazdığım yerlere dikkat edin.

Bu modelin özelliği, kadının haz noktalarına baskı uygulayarak sürekli uyarılmasını sağlaması. G-String, onu kullanan kadına gün boyu her ortamda seksi düşündürmekte ve sekse hazır tutmaktadır. ’Eee ne var bunda’ dediğinizde, g-string tercih edenler arasında tesettürlü genç kızlar ve kadınların da hatırı sayılır miktarda olduğunu söylersem sanırım durum bir hayli nazikleşir. G-string giymiş tesettürlü genç kızlar sıradan bir tesettürlü olarak görünmelerine rağmen, aslında cinsel dürtüleri sürekli uyarılan kadınlıklarıyla hakikatte dini bütün Müslüman genç kızlar ve kadınlar olmaktan başka bir şeydirler. G-string giymiş Katolik, Budist ve Müslüman kadının sosyal realitesi ve hissediş biçimleri ve ihtiyaçları aynileşecektir. Ne kadar farklı görünürlerse görünsünler aynı duyguların ahlaksızca esiri olacaklardır.

Şimdi saf medya bunu eleştiriyor. Sağından solundan vuruyorlar. Aslında bir görüştür, hatta daha çok araştırma yazısına benzemiyor mu?
Sayın Atmaca, örneğin türban hakkında böyle bir araştırma kaleme alsaydı. “Kulak noktalarına baskı uygulayarak… Saç diplerinin uyarılmasını sağlaması… Sürekli bir Allaha yakın hissettirme durumu… vs vs”

Ne düşünürdünüz? Sevgili Atmaca, almış bir türban takmış kafasına, hissettiklerini yazmış derdim ben. Peki g-string için yazdıkları da, özellikle kalın olan kısımlar sanki denemiş ve hissettiklerini yazmış gibi değil mi?

Neyse efendim, ben çevremde g-sring ile tecrübesi olan arkadaşlara sordum soruşturdum. Hepsi İlhami Bey’in en az 2 numara küçük g-string denediğinde hem fikir. Küçük boy g-stringlerin, özellikle erkeklerde, popo arasına meyletme sayeside cinsel bir dürtü uyandırdığının gizli bir gerçek olduğunu söylüyorlar. Ebadına uygun bir g-string deneseydi en azından sekse hazır hissetmeyeceğine garanti veriyorlar. Ha bir de jartiyer giydiğinde neler hissedeceğini fazlaca merak ediyorlar.

Not: Şahsen, İlhami Bey’in “kotex” konusundaki tecrübelerini de merak ediyorum.

WP Theme & Icons by N.Design Studio
Entries RSS Comments RSS Log in