İncelediğiniz Etiket: hutu
Şimdilerde Ruanda dediğimiz topraklarda üç farklı kabile yaşarmış. Tutsiler, Hutular ve Twalar. Bir kralları varmış, muhtemelen bir de Kraliçeleri vardı.
Sonra Almanlar geldi, Ruanda’yı sömürgeleri yaptılar. Bir Alman hükümeti kurulmadı, Almanlar pek ilgi göstermediler Ruanda’ya. İkinci Dünya Savaşında almanların yenilmesiyle yönetim Belçika’ya geçti. Belçikalılar kurumsallaşma aşamasında Tutsileri kullandılar, Tutsiler Ruanda’nın aydınlık yüzünü temsil ediyorlardı, eğitimli ve zengin. Almanya’nın boşvermişliğini bir kenara bırakıp, bu hiçbir zenginliği olmayan topraklardan Belçika bir pay çıkartmaya çalıştı.
Ancak zamanla, Hutu’ların sayısı artıp da ileride Tutsi’lerin yerine ikdidar olacakları anlaşılınca, Belçika Hutulara yöneldi. Ama fazlaca belli etmeden. Zamanla Tutsilerin Nuh soyundan geldiği, daha ince ve uzun yapılı oldukları gibi ırksal ve etnik ayrımcılığı yaymaya başladılar. Hatta 10 inekten fazlasına sahip olanlara Tutsi denir derecesinde bir noktaya geldi ayrımcılık.

Ve sene 1994′e geldiğinde, iktidardaki Hutu hükümetinin de göz yummasıyla katliam başladı. Devlet başkanının uçağı düşürüldü, ve radyolardan bunun sorumlusunun Tutsiler olduğuna dair yayın yapmaya başlandı. Tüm Hutular, ellerindeki satır ve sopalarla, Tutsileri katletmeye çağırıldı. Öyle de yaptılar. Bir anda Hutu olan birisi, Tutsi olan yan komşusunun evine gidip herkesi öldürmeye başladı.
100 gün sürdü, bir milyon Tutsi öldürüldü. Katliamın ilk gününde, dönemin Birleşmiş Milletler ordusuna ait komutanı bizzat Genel Sekreter Koffi Annan’ı arayıp yaşanan katliamı anlattı. Ancak müdahale etmemesi emrini aldı. Amerika, Birleşmiş Milletler askerlerinin çekilmesini sağladı. Fransa ve ABD, bölgeye müdahale etmemek için, belgelerdeki “soykırım” kelimelerini çıkarttılar.
Fransa son anlarda müdahale etmeye kalksa da, tamamı Hutu olan askerlere destek vermiştir ve 200 000 civarı Tutsi’nin kendi bölgelerinde katledilmesine sebep olmuştur.
Anlatmak istediğim, tüm bunlar 100 günde oldu. Hazırlığıyla birlikte elli yıl. Kitlesel cinnet denen hadise, o kadar ani, o kadar hızlı ortaya çıkar ki, şaşırmaya vakit bulamazsınız. Değişik bir mimleme ile, sosyolog arkadaşım Osman Börütecene ‘ye kitlesel cinnet kavramını paslıyorum.