2008 Nüfuz Sayımı

Kategorilenmemiş 2 Yorum »

İçişleri Bakanlığı “Adrese dayalı tespit” yöntemi ile ortaya çıkan nüfüsumuzu açıkladı. Buna göre Türkiye’nin 2007 sonu itibarı ile yeni nüfüsü 70 milyon 586 bin 256 kişidir. Peki…

İstanbul’da kilometrekareye 2 bin 400 kişi düşüyor. Toplam nüfüsu ise 12 milyon 573 bin 836 kişi. Peki mi? Değil. Bu hesapta bir yanlışlık var. Ya İstanbul’un çok büyük bir kesiminin ikameti yok, yani kayıtlı bir adresleri yok. Ya da İçişleri sadece “nüfuz” sayımı yaptı ve kişi başına düşen gelire ayar çekildi.

Ben İstanbul’da yaşıyorum, diğer illeri bilemem. Burada kilometrekareye değil 2 bin 500, 12 bin 500 kişi sığdırıyorlar. Hiç bir teknik veriye dayanmadan, sadece göz kararı, bu rakamın yanlışlığına dair bahse girerim.

Akşamcılara; Vol2

Kategorilenmemiş Yorum Yap »

Bu şarkının “yalnızım yalnız” kısımlarını daha önce “ben çok güzel sesler dinledim” diyenlerin tekrar tekrar dinlemelerini öneririm.

BarışAkarsuSeverler için basitleştirilmiş anlatım:

Bkz: sanat

Hadi Onlar Bilmiyorduk Diyecekler. Sizin Mazeretiniz Ne?

Kategorilenmemiş 4 Yorum »

Genç Parti’ye, parti olarak baktığımızda belki de Türkiye’nin uzun zamandır özlemini duyduğu iktidar partisi budur işte diyebilirsiniz. Ancak  Genç Parti’ye, Cem Uzan’ın partisi diye baktığımızda işler karışık.

Son günlerde, çevremde aklı selim olduğuna inandığım insanlar oylarını Genç Parti’ye vermekten bahsediyorlar. bu insanlar 30 yaş üstünde, bu ülkenin yakın tarihindeki tüm mühim olayları bilen (kriz, darbe, yolsuzluk, devalüasyon, zamn vs)  kişiler. Etrafta gezinen parti konvoylarına, tanıtım bürolarına bakıyorum, hepsi senin benim gibi düzgün insanlar. Hani bir iki tanışıklığın olsa çekinmeden evine davet edersin.

Genç Parti’ye dönersek tekrardan, Cem Uzan 2002 seçimleri için Genç Parti’yi  kurdu. Seçim tanıtımını Türkiye’de bir iletişim devi olan Ali Taran’a verdi. Ali Taran zeki adamdır, kendisinin de dediği gibi, Genç PArti Seçim kampanyasını Cem Uzan’ı o güne kadar tanımayan kişilere göre düzenledi. Cem Uzan’ı tanımayanlara anlattı. Nasıl anlattığı ayrı bir konu, ali Taran işini yaptı, hem de iyi yaptı çünkü Genç Parti 2002 seçimlerinden %7.25 oy oranı ile çıktı. Az daha meclise giriyordu, hatta seçim sistemi böyle saçma olmasa Cem Uzan bizzat milletvekiliydi. Çünkü Ali Taran, onu tanımayanlara göre düzenlemişti kampanyasını ve onu tanımayan 2.5 milyon kişi Cem Uzan’a oy verdi.

Şimdi de durum farklı değil, gene Cem Uzan’ı tanımayan milyonlar kendisine oy verecek, belki de bu sefer barajı aşıp milletvekili olacak. Dokunulmaz olacak. Ve ne yapacak?

Bilmiyorum, size soruyorum. Cem Uzan başbakan veya milletvekili olursa ne yapacak?

Her ne yapacaksa, biraz geçmişe bakmakta fayda var. İmar Bankası ile devleti 25 Katrilyon dolandırdığını hatırlıyorum. Babası ve ağbisinin (ki ortakları olur) Türkiye’ye gelemediklerini, polis tarafından arandıklarını hatırlıyorum, Ürdün vatandaşı olduğunu hatırlıyorum, telekulak diye bir operasyon hatırlıyorum ki altından ahlaksız şeylere varan skandallar çıkmıştı, tehditler hatırlıyorum, hırsızlıklar hatırlıyorum vs vs.

Kısacası bu adama oy veren Ali Taran’ın hedeflediği kitle, bu işin sonunda “biz valla bilmiyoduk abey” diyip sıyrılacaklar. Peki 30 yaş üstü Genç Particilere soruyorum. siz ne diyeceksiniz böyle bir adama oy verip dokunulmaz kılınca.

Bir de önerim var slogan olarak:

“Türkiye satılıyorsa, benden iyi kimse satamaz”

C.U:

İstanbul, İstanbul Olalı…

Kategorilenmemiş Yorum Yap »

Dün akşam, Adalardan Bostancı’ya ordan da eve dönerken, yolda radyolar arasında kafama göre müzik arıyordum. Öncesinde şunu hemen belirtmem lazım, çok uzun zamandır radyo dinlemiyorum. Arabada sık sık güncellediğim CD’leri dinlerdik ancak bir müddet önce CD player bir kazaya kurban gittiği için bir süredir radyo ile idare ediyoruz.

ılk olarak, ilerde biraz daha kuvvetlendirip ve detaylandırıp sunmayı düşüdüıüm çok enteresan bir komplo teorim var onu açıklıyayım. Bana kalırsa hükümet veya başka güçler düzgün radyoların sinyallerini bloke ediyorlar. Ne şekilde yapılır bu emin değilim, araşıtırıp döneceğim.

Kaldığımız yerden devam edelim, eve dönerken, müzik ararken, bir an için geçmişte “lalalalalal ıooov radyo” ile bildiıimiz sonradan envayi çeşidiyle tanıştığımız benim için yeni bir jingle duydum ve dumura uğradım. Dediğim gibi uzun zamandır radyo dinlemiyorum, ve hangi radyolar son günlerde revaçta, hangileri pop çalar, hangileri arabesk bilemiyorum. Ama duyduğum jingle aynen şöyleydi “Radyo Izdırap, dıdıınnnn”. Böyle radyo olur mu dedim, olurmuş.

Efendim baştan belirteyim de sonradan adım kandırıkçıya çıkmasın, ben yanlış duymuşum, aslen “Radyo ıstanbul”muş. Ama hafta içinde bir günü Adalar’da geçirip, hemen ardından normal şartlarda 10 dakikalık yolu ikibuçuk saate eve dönmek için trafikte harcayan bendeniz , ıstanbul ve ızdırap’ın aslında birbirini çağrıştırabilecek kelimeler olmadığını ama bilinçaltımın bana “kaç git ulan bu şehirden kafayı mı yedin” dediğini anlamıı bulunmaktayım.

İstanbul’un nüfüsü yıllık %28 oranında artıyor. 2000 yılında yapılan nüfüs sayımına göre bu oran resmidir. Eğer 200o yılından beri bu hızla arttıysa, aynı yıldaki sayımda 8.9 milyon olan ıstanbul nüfüsü şu sıralar 20 milyona dayanmış olmalı. Son sayımı hatırlıyorum. Maalesef rakamların gerçekçi olmadığını düşünüyorum. Hele ki, artık insanlarımız ölmüyor, ortalama 70 yıl olan insan ömrü artık 80. Gelişen tıp, bilnç vs… Hatta bu yüzden alzahimer diye bir hastalııımız var artık. Buna ilaveten, insanlar eskisinden fazla çoğalıyor. Özellikle belli bir kesim. Benim üniversite hayatım boyunca, okuldaki arkadaşlarımın bir çoğu ıstanbul dışından gelmişlerdi. şimdi tamamı İstanbul’da. Kendilerine bir hayat kurmuşlar, çoluğa çocuğa karışmışlar.

Diyecek ve yapacak hiç birşey yok. ıstanbul bu, çekiyor. Ortalama maaş alan iki kişi, kredi yardımıyla İstanbul’da ev ve araç sahibi olabiliyor. Halbuki “ızdırap” sendromu adını verdiğim bu olayla başka ülkeler demokratik yollarla başa çıkabiliyorlar. Örneğin New York’da araba alabilirsiniz uygun fiyata, ama o arabayı nereye koyarsınız bilemiyorum. Çünkü otoparklar, cezalar (uygulanıyor elbette) vs oldukça pahalı. Yani tıpkı buradaki gibi ortalama maaş alan birisi, NewYork’ta da araba sahibi olabilir ama kullanabilmesi için biraz daha maaş gerekir. ıstanbul’da böyle mi? Hayır. ıstediğin yere koy, koyamıyosan zaten yollar bunun için var, bekle on dakkalık yolda ikibuçuk saat.

Elbette bunlar büyük saçmalığın bir parçası. Herkesin statü atladığına inandırılan bir sistemi yaşıyoruz. Tezgahtarlar satın alma danışmanı, kasiyerler satış departmanı, sekreterler yönetici asistanı, çaycılar ofis boy oldu artık. Bu insanların ötöbüse veya minibüse binmesini bekleyemesiniz herhalde. Krediler de güzel, 250 YTL taksitle araba alınıyor. Ev zaten sorun deıil,Tekirdağ’dan Kocaeli’ne kadar doldur heryeri. Herkes mutlu.

Ben doğduğumdan beri Kanlıca’da yaşıyorum. Çok da gerekmezse Kanlıca’dan çıkmam. Ama artık Kanlıca bile dar gelmeye başladı. Küçük bir kasabada satış danıımanlığı yapmayı düşünüyorum.

WP Theme & Icons by N.Design Studio
Entries RSS Comments RSS Log in