İncelediğiniz Etiket: kürt
Ara verdiğim dönemleri böyle böyle telafi edeceğiz. Açılımla başlayalım…
Bir kere açılım bize ters geldi. Şimdi biz, öz be öz Türk ırkının en güzel örneği, ülkenin sahipleri olaraktan açılım yapmaya kalktık. Yani adına ne derseniz deyin, Başbakan olun “Kürt açılımı” deyin mesela. Bu durumda ne oluyor, biz ülke sahibi Türkler açılım yapıyoruz, yani açılma eylemi bize ait, Kürtler sabit. Veya Alevi açılımı, Aleviler sabit, biz açılıyoruz onlara doğru. Yanlış mı? Değil, eğer ki açılım bize ters olmasaydı.
Zira daha ilk günden gördük ki, bizim açılacağımız Kürtlerin ise sabit kalıp mutlu olacakları bir durum falan yok ortada. Bizim hükümet, gündüz vakti havai fişek patlatırcasına bir çoşkuyla açılımayazdı ki, Kürtler iki vurup bir sayıyor. Yani ismiyle müsemma açılım, hiç de öyle bizim eylemlediğimiz, Kürtlerin ise sabit kaldığı bir olay değilmiş. Ha en baştan buna açılım yerine, “Türk-Kürt ortaya karışık” veya benzeri bir isim verselerdi farklı olurdu. Kürtlerin mazlum bir hali bayağıdır yok.
Netekim tez vakitte anlaşıldı ki, amaç üzüm yemek değil DTP’yi en tepki çekmez anda kapatmaktı.
Çok sevgili liberal arkadaşlarımla da, açılım başlamazdan az önce konuştuğum gibi; Evet, bu sorunun artık başka türlü bir çözümü yok. Ne bizim NATO ordumuz kafalarına yağdıra yağdıra bunları bitirebilecek, ne de onlar bizden toprak yada eyalet falan alabilecekler. Adına açılım dedikleri, ancak yukarıda da belirttiğim sebeplerden başka bir şey olması gereken, barışa ve uzlaşmaya yönelik paket veya paketlerle bu işin çözülmesi gerekir ve de tek yol gibidir. Paragrafın başında da söylediğim gibi, liberal arkadaşlarıma söylediğim şey, bu iş bu hükümetin harcı değil. Bu hükümetin böyle bir derdi yok. Bu şekil bir paketi ancak ve ancak, içerisinde en milliyetçisinin de olduğu, DTP (muadili)’nin de olduğu bir koalisyon yapabilir. Bu gerçeği halk (Türk, Kürt, Laz vs) iyice düşünmeli ve bir dahaki seçimlerde ona göre oy vermelidir. Ya da halk (Türk, Kürt, Laz vs), ben avantama bakarım, bal tutan parmağını diyerek AKP’yi gene başa getirir. Bu sorun da bitmez.
DTP adlı “softcore” terör örgütünün lideri dedi ki:
Abdullah Öcalan’a dönük geliştirilen her türlü politikanın Kürt halkına yönelik olduğu, oradaki en ufak onur kırıcı, irade kırıcı uyulamanın Kürtlerin onur ve iradelerini kırmaya yönelik olduğunu hepimiz biliyor ve görüyoruz.
Öyle diyorsan öyledir.. Ben şahsen Öcalan’ı görürsem, onun beni görmeye fırsatı olur mu veya ne kadar süreyle görebilir beni emin değilim. Kürt müdür, Ermeni midir, başka türlü bir puşt mudur, onu da bilmiyorum ama çevremde fazla nefes alamaz, bundan adım gibi eminim.
Peki, biz “Türk”lerin Apo denen sapığa yaptıklarımız Kürt halkına yönelik derken verilmek istenen mesaj, Apo’nun yaptıkları da Kürt halkına maledilebilir gibi bir anlam da taşıyor mu? Hayır benim askerim, hükümetim veya yetkili herhangi bir merciim Apo’ya işkence yapıyorsa eline sağlık, bu kürt halkına da yapılıyor diyorsan (ki diyorsun), sen bütün Kürtler Apo’dur mu diyorsun?
Bu kafanın sonu belli de, ne zaman?
Paris’te takılan Kürt Enstitüsü ile Amerika’da takılan Washington Kürt Enstitüsü, birlikte gazetelere tam sayfa ilanlar veriyorlar. Önce Le Monde, sonra Herald Tribune, şimdi de New York Times’da yayınlanan ilanda, “Türkiye’de Kürt Sorununa Barışçıl Çözüm” başlığı altında zırvalanıyor.
Zırvalanıyor dediğime bakmayın, anlamadım yazılanları ondandır. Ama ne zaman kendine Kürt diyen, hatta Kürt Enstitüsü diyen birilerinin barıştan bahsettiğini görsem gözlerim yanar. Hani sigarayı bırakırsın, 12-14 saat içinde gözlerin terliyormuş gibi gelir.
Aklıma Türk Yunan dostluğu adına Bülent Ecevit’in yazdığı bir şiirin şu mısrası geldi: “Kardeş olduğunu, sıla derdine düşünce anlarsın”. Kürt enstitülerin ne derdine düştüğünden ve ya ne zaman bir “Kürt” barıştan söz etse gözümün önüne gelen, göğsünden vurulup öldürülmüş bebek fotoğrafından bahsetmeyeceğim.
Canlarım benim, ne kadar sevecensiniz.
“Faşo” bellendik bari elalemin bloglarını da “faşo düşüncelerle” bozmayalım. Hrant konusunda yazmayacaktım ama başka bloglarda yazınca, Sesli’nin nesi eksik dedim.
Olası bir yanlış anlaşılmaya mahal vermemek adına baştan belirteyim, Hrant’ın ve diğer tüm düşünürlerin öldürülmesi beni ziyadesiyle rahatsız eder. Öldürülmesine destek vereceğim kişi ise yoktur. Apo dahil. Ayrıca Hrant Dink ölümünden önce takip ettiğim biri değildi. Ölümünden sonra öğrendim hakkında açılan davaları ve fikirlerini.
Şimdi bakalım Hrant Dink konusuna. Birincisi, Hrant Dink faşisttir. Tıpkı diğer bazı azınlıkların fikir liderleri gibi, özgürlük demokrasi liberalizm ve benzeri fraksiyonlar ışığında düpedüz faşist söylemleri vardır. Örneğin: “Türk’ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, Ermeni’nin Ermenistan’la kuracağı asil damarında mevcuttur”, Bir diğer söyleminde, Ermeni ve Yahudi toplumunundan birlikte bahsederken, “Her ikisinin de özel nedeni aynıdır… Soykırıma uğramış olmak.” demiştir. Yahudilerin bugün İsrail ve diasporada açık bir faşizm yürüttüğü saklanamaz bir gerçektir. “Ben Türk değil Türkiyeliyim ve Ermeniyim”. Ayrıca bir takım yasadışı işlerinde “Fırat” adını, yakalandığı takdirde Ermeni Cemaat’e bir zeval gelmemesi için kullanmıştır. Bu örnekler çok.
Yani, kim (kendisi dahil) ne dersen desin, bunların aksi davranışlar yapmış olması, Ermeni Cemaati de eleştirmiş olması, onu faşistlikten kurtaramaz. Bizim özgürlükçü ve çok liberal aydınlarımıza ve halkımıza bu akımlar, “nerede Türkiye’nin aleyhine çalışan bir mekanizma varsa, özgürlükçü ve daha liberal olmak için bunları desteklemelisin” şeklinde öğretildiği için, Hrant gibi Türkiye ve Türklüğü aşağılamak onlar için bulunmaz nimet, özgürlüklerin en büyüğüdür. (Aynı kesim için PKK bünyesindekiler direnişçidir ama, o “direnişçiler” yüzünden 24 saat eksi 30 derecede, çadırda nöbet tutan subayın izin gününde düğüne gitmesi faşistlik sayılır, işini yapmamak sayılır.)
Türkiye’nin sorunlarını, Türk gibi düşünmeden, Türk gibi hissetmeden, Türk olmanın bir defosuymuş gibi yansıtmanın, Nazi Almanyası’nda SS Subaylarının Yahudileri çene yapısından ayırt etmelerinden bir farkı yoktur. Bu şekilde davranan biri, kendini Türk hissetmiyor demektir ki bu zaten bunlar için ayrı bir özgürlükçü olma göstergesidir ve saklamazlar. Bu durumda, kişisel olarak yaygın kullanım biçimini tasvip etmesem de, “Ya sev ya terk et” cümlesi bu insanları neden rahatsız eder. Nedenini hemen söyleyeyim, çünkü Türkiye toprakları aslında bazıları için Kürdistan’dır, Ermenistan’dır. ÖZgürlükçü arkadaşlarım şöyle düşünsün, bir şirketiniz var ve telefon üretiyorsunuz. Ancak çalışanlarınızdan biri, rakibiniz olan başka bir telefon firmasının çalışanı olarak hissediyor kendini ve bu şekilde davranıyor. Ne yaparsınız?
“Hepimiz Hrant’ız, Hepimiz Ermeniyiz”, bu cümleyi her duyduğumda, Amerika Irak’a girdiğinde, o ana kadar “yaşasın Saddam” nidaları atan halkın Amerikan ordusunu büyük bir yavşaklıkla karşıladığı sahneler gözümün önüne geliyor. “Hepimiz Hrant’ız, Hepimiz Ermeniyiz”, yok canım. bence hepiniz katil, hepiniz Samast olsanız, yani aslında Samast’a sahip çıksanız daha iyi olurdu. Samast ve benzerleri başka gezegenden çünkü, onları Endonezya yetiştirdi de Hrant bizim mahallenin çocuğu. Geçiniz, yemezler. Yiyenlere ve Halaskargazi’yi inletenlere afiyet olsun.
Hrant Dink Öldürülmemeliydi, kimse öldürülmemelidir.
Barzani konuştu:
Kürt halkının kanı bu kadar ucuz değildir
Ağız yapma, kaça olur onu söyle?