Tansu Günay is a false positive

Yanlış pozitif bir web günlüğü
Ne Demiş:
Görebildiğinizi düşündüğünüz şeylerin görünmeyen yanlarını göremezsiniz
George W. Bush

İncelediğiniz Etiket: liberal

Doğrusu “koyunun olmadığı yerde..” diye başlar bu atasözümüzün ancak ben, koyunun olmadığı yerlerde mutlu olabildiğim için tersine çeviriverdim. Koyun bulunmayan memleketlerde, sakalından ötürü keçiye çelebi muamalesi yaparlarmış.  Benim demek istediğim ise, keçinin olmadığı yerde koyunu adam sanan memleketler. Şimdi koyunlara da ayrımcılık yapıyorum gibi oldu ya, neyse. Bizim ülkede büyük ve küçük baş hayvanlara yapılanlar yanında benim naçizane ayrımcılığımın lafı olmaz, değil mi?

Yıllar içinde çeşitli kereler kendi çapımda serzenişte bulunduğum, bizim memlekette bazı insanlara bu özgüven nereden geliyor veya bir statünün sadece söylenmesiyle olunabildiği ülke gibi cümlelerle gündeme getirmeye çalıştığım defomuza yeniden değinmek istiyorum. Örneğin, bu topraklar Zeki Müren, Müzeyyen Senar, Hamiyet Yüceses ve daha bir çok üstadı bildiği ve gördüğü halde, neden Hülya Avşar veya Sibel Can gibi müstesna kişileri Türk Sanat Müziği sanatçısı payesi ile ödüllendirmiştir. Zira kendilerinin bu konuda bir eğitim, bilgi veya emekleri olmamaması bir yana, doğuştan gelen, hani arkadaş arasında “bu kızın da sesi pek bi güzel, söylesin de dinleyelim” tarzı amatörce bir kabiliyetleri bile yokken, sadece kendileri veya birilerinin “sanatçı” demesiyle sanatçı olmuş insanlardır. Bunun da artık sektörleşmesiyle, etrafta bir yığın kabiliyetsiz “sanatçı” enflasyonu oluşmuştur.

Zamanında sadece tanımıyorum diye linçe uğradığım rahmetli Barış Akarsu, gerçekten ülkemize damgasını ölümüyle vurmuş, bir yerde efsaneleşmiş bir kişi, bir fenomen haline gelmiştir. Ancak yıllar geçse de, ben zamanında sadece tanımıyor olduğum için eleştirildiğim bu kişiyi artık derinlemesine incelemiş olsam da, kendisinin plajlarda, bildiği 4 akorla “Akdeniz Akşamları”nı üstüste 78 kere çalabilen, sesi de hasber kader dinlenebilir olan sıradan bir yurdum gencinden daha yetenekli olduğunu göremedim.

Hayır, bulmaca çözemiyorum artık. Cumhuriyet’in Milliyet’in falan “uzmanlık” gerektiren bulmacalarına zaten kafam yetmiyor. Daha salak gazetelerin bulmacalarını çözeyim diyorum, 3 sorudan biri olan, “şu sanatçımız” sorularını bilemiyorum.  Öyle kaldık anlayacağınız, çözebileceğim bulmaca yok piyasada.

Ha bu durum gerçekten bizim ülkemizin bir sorunsalı mıdır? Hiç sanmıyorum, 6 kitap yazan bir kişiye Nobel Edebiyat Ödülü verilebiliyor, veya son 5 yılda 4 milyon insanın ölümünden sorumlu bir ülkenin başkanına, aya nükleer bomba attığı gün Nobel Barış Ödülü verilebiliyor. Nobel Fizik ödülü ise, geliştirdikleri çok faydalı bir alet sebebiyle iki fizikçiye birden veriliyor ama ortaya çıkıyor ki bu kişilerin o aleti görmüşlüğü yok. İşin garibi, sonuç itibariyle bu insanların bir yerlere bir şekilde gelebilecek kadar kafaları çalışan insanlar olmasına rağmen bu ödülleri kabul etmeleri. Şimdi bana bir mektup gelse, ve “bu sene Nobel Turizm ödüllerini size vermeye karar verdik” deseler. Lan derim, ben 20 senedir turizm yapmıyorum kafayı mı yediniz? Ama yok, Başkan dünyanın en katil makamında oturduğunu bile bile gidip ödülü alıyor.

Geçenlerde bir grup arkadaşıma Türkiye’de doğru dürüst Liberal bir gazete yok dedim. Bu sebeple de taraf maraf prim yapıyor, siz düzgün liberaller de g.t altına gidiyorsunuz dedim. “Radikal var” dediler. Radikal de okumadığım bir gazete değil, ne zaman liberal oldu diye geçirdim aklımdan. Bir de yazar tavsiye ettiler, Yıldırım Türker. Böyle inek yalamış saçlı, janti bi fotosunu (benimkinden janti olmasın) koymuş köşeye. Nedense böyle bir Tuna Kiremitçi havası var, ama okuyunca anlıyorsunuz, en azından düşünebileni.

Yıldırım Türker hiç de fena yazmıyor da, bu tarz yazarların ortak özelliği olan bazı kurumlara koşulsuz biat ve bazılarına da koşulsuz karşı olma hastalığı onda da mevcut. Aynı gazetede bir zamanlar kusan Perihan Mağden de böyleydi mesela. Atlas Jet uçağının düşüşünden Türk Silahlı Kuvvetlerinin beceriksizliğini çıkartabiliyordu.

Uzatmadan diyeceğimi diyeyim, geçenlerde Radikal’in anasayfasında şöye bir başlık gördüm: “Tabur tabur asker neden intihar ediyor?”, yazarı da Yıldırım Türker. Son bilmem kaç yılda intihar eden 17 askerden, asker derken subay astsubay vs, bahsediyor. Tabur tabur asker… Yahu hadi ben araştırmaya üşeniyorum askerlik yaptın mı yapmadın mı diye. Sen gazetenin ilk sayfasına başlık olacak yazı yazıyorsun, hiç değilse aç bi sözlüğe bak. Tabur 1000 tane askerden oluşur dostum. Sizin bu yazdıklarınız tercüme edilip yabancı gazetelere falan gönderiliyor, ayıptır. Aynı yıllar içinde, “lan bundan da adam olmuyor” diye gazetenden kovulan liberal gazeteci sayısına bir bak istersen sen önce.

Velhasıl, bir gariplik yok. Keçi yok ki.

Bir insan ne kadar dangalak olabilir?16bolum0760001vv3

“Bu kadar da gerizekalı olunmaz” deriz. Ama olunur, hem de sandığımızdan çok daha fazla salaklığın içinde yaşar gideriz. Ben diyordum benzerlerini, faşist diyenler oluyordu, paranoyak diyenler oluyordu. Anamızı belleyen Ermeni’lerden özür diliyor mu bir grup “aydın”? Yarın Kürtler’den de özür dileyeceğiz. Diyordum ben, bu kafayla yarın ananızı elin kucağına verip öte yandan sırıtırsınız diye. Ne farkı var?

Velhasıl görünen o ki, kurtuluş savaşı yüzünden işgalcileri tepeledeğimiz için de özür dileyeceğiz. Bak gene paranoyak diyor bazıları. Açsın Baskın Oran bir kampanya, dilemezlerse gelin bulun beni.

Al, Atilla Olgaç denen beyinsiz tiyatrocu çıktı bır bır etti. Elleri bağlı (havan topuna, nasıl oluyorsa) Rum askerini tek kurşunla, graaav! Ve hatta 9 tanesini daha.

İnanın bunu duyduğumda gözümün önüne liberaller ve eski solcu yeni liberaller geldi. Yani buraya yazanlar falan değil, direk tanıdıklarım. Bir zamanlar “devrim yapacakken” aniden reklamcı falan olan, koltuk altlarında Taraf taşıyanlar hani. Böyle bir heveslendiler, “lan ne yapsam acaba?”. İmza kampanyası mı, direk bir yerlere atıp tutsam mı TSK zaten hep faşistti falan diye.. Tabi bunların içinde Atilla Olgaç’dan daha dangalaklar olduğunu da unutmamak lazım. Bazıları, hani o analarını elin kucağına ilk oturtacak olanlar hemen yazmışlar zaten sağa sola. “Lan ben demiştim, biz kesin Rumları durup duruken kesmişizdir…” (Bkz ekşi sözlük Atilla Olgaç )

Bunlara gülüyorum da, hani beş salak bir araya geldiğinde bir akıllı etmiyor işte. Rahatsızlık veriyor. Bak şimdi de çıkmış “bunlar yaşanmadı, üzerinde çalıştığım senaryo” demiş. Lan akılsız, ne senaryosu bu? Kime yazıyorsun? Orhan Pamuk ile ibne liberal kontenjanı doldu, yok ordan ekmek artık. Artı senaryo ile Nobel de zor alınır herhalde. Zaten bi Hırtlar Vadisi’ne Oscar vermediği kalmıştı Amerika’nın.

Velhasıl kelam, liberal olalım, olduralım. Özgürlük, özgür düşünce güzel şey. Ama salak olmayalım. Öküzün önde gideni olmayalım. Geriden geriden gidelim.

Liberalizmin tanımı şöyle başlar: “bireylerin ifade özgürlüğüne sahip olduğu…”

Aslında kötü bir alışkanlık değildir yani. Özde liberal bir insanla, ulusalcı da olsanız milliyetçi de olsanız çok rahat anlaşabilirsiniz. Ben anlaşıyorum, ordan biliyorum. Çünkü gerçekten liberal olan bir insan evladı, bireylerin ifade özgürlüğüne sahip olması gerektiğini düşünür (yanılıyorsam düzelt @habudiyar). Bu sebeple de bir liberal, örneğin türbanın kamu alanlarında kullanılmasına karşı değildir. Bunu bir ifade özgürlüğü veya giyinme özgürlüğü hatta bokunu çıkartıp din özgürlüğü olarak görebilir. Haklıdır da.

Peki sorun nedir o zaman? “Liberal” dendiğinde beni geren şey ne, bir yanım tanımlara göre bayağı bir liberalken hatta…

Cevap veriyorum, Liberal diye takılan gerzeklerin, özünde liberallerden öne geçmesi. Bu benim problemim midir? Hayır. Liberallerin problemidir.

Peki nasıl oluyor bu?

Cevap veriyorum, örneğin Nazlı Ilıcak denen muhterem, iki gün üstüste AKP’yi eleştirdiği için, bir diğer (yet another libertarian) liberal tarafından susturuluyor. Ama hala da çıkıp, RTE böyle yapmaz diyor. Bu Ilıcak’ın içindeki “bir küçücük kız çocuğu bak, duruyor orada hala” etkisi mi dersiniz? Ben demem, hesap kitap derim, çok değil 5-6 yazısını okuyun anlarsınız.

Bir diğer örnek, her türlüsünden liberalizm ayağına yalaklanmadığı AKP birimi kalmayan Perihan Abla, RTE ona dava açınca birden görmeye başlıyor. Her türlü işbirlikçi faaliyeti, liberalizm ayağına desteklerken her türlüsünden faşizmi görmezden gelen büyük özgürlükçü kadın, faşizm ona çarptığı anda görmeye başlıyor. Ama merak etmeyin bu eski bir olay, çoktan aldı arpasını devam ediyor.

Ve en mühimi, kırık gönüllerin puslu yazarı, baba tarafından yazar Ahmet Altan Efendi.Türkiye Cumhuriyeti’ni bitirecek (PKK dahil) her türlü ifade özgürlüğüne tamam, ama askerin öyle bir hakkı yok. Askerler politika konuşamazlarmış. Yoksa içlerinden bazıları, devleti yönetme sevdasına kapılırlarmış. Bu dengir ve gazetesi hakkında bağlantı vermeye veya alıntılama yapmaya gerek duymuyorum, bugün demiş daha. Ne özgürlük ne özgürlük. Bence direk dillerini koparalım, asker adam konuşup da napacak?

Sonuca gelirsek, kendine özgürlükçü ve liberal diyen bu insanlar ne yazık ki fikir liderleri. Daha önce de söylediğim gibi, bizim akıllı geçinen insanımızda “kitapta yazdığı” şekilde olmak gibi bir alışkanlık var. Kitap marksizm’in arkasından liberal olacaksın diyorsa, bizim eski devrimciler liberal olur.Tıpkı marksist oldukları gibi. Kitap liberalizmi çok güzel anlatıyor belli ki, ama yanlış ellerde. Bu sebeple gerçek liberallerin, eğilip bükülmeyen bir köşeden tutmaları lazım savundukları şeyi. Bu “muhteşem insanlarla” bir yere varamazsınız.

Unutmadan, Taraf Gazetesinde “adına Ergenekon denilen soruşturma kapsamında dün göz altına alınanlarda El Kaide bağlantısı varmış” haberinin resminde Sisi vardı.

Ramazan yaklaşırken,

Altan Kardeşler ekolunden olanlara, Engin Ardıç ve Nazlı Ilıcak  hayranlarına bir teklifim var. Bakmayın bön bön, liberallerler demokratlar size diyorum.

Hatta Altan Biraderler ve Engin Nazlı ikilisine de geçerlidir bu teklif.

Ramazan içerisinde, Ortaköy Meydanının oralarda bira içsenize, hatta sıkıyosa şöyle Cuma namazı çıkışına denk getirin bu “çok normal” olayı.

Bir bira, o kadar. Görelim omurganızı.

Etiketler: , , ,

Ne yasağı?

Son derece demokratik, acayip liberal ve hat safhada laik bir ülkede, AB’ye girmeyi Kuran’dan halli kendine düstür edinmiş bir hükümetin yönettiği ülkede içki yasağı mı olur. Bırak içki yasağını, yasak da neymiş?

İçki satmak elbette serbest, çağdaş bir ülkeden Zabıta içki satışına, hele ki ruhsatlısına bir yaptırım uygulayamaz. Eğer böyle bir uygulama yapılırsa allah muhafaza gelişmiş ve demokratik bir ülke olmaktan çıkar.

Ama başımızda her türlü hırsızlığı, dolandırıcılığı ve yolsuzluğu yoluna uydurmayı bilen bir yönetim varsa Allahına kurban. O vakit bu yönetimin zabıtası da yolunu bilir, gece yarısı sivil giyinip gelir sopalarla içki satan dükkana, içer misin içmez misin?

Neyse siz böyle şeyleri kafanıza takmayın, Nazlı Ilıcak Engin Ardıç falan okuyun.

Türkiye Ilımlı İslam Cumhuriyetidir, unutmayın. Her an başınıza bir kuran inebilir.

Etiketler: , , ,