İncelediğiniz Etiket: PKK
Bu sorunun cevabı koşuldan koşula değişebilir. Örneğin askersiniz, takımınız açıklık bir alanda keskin nişancı ateşine maruz kaldı. Saklanacak yer yok, teçhizatınız var ama keskin nişancıyı göremiyorsunuz. Çünkü küçük bir çocuk ve 35 santimlik bir çalının içine gizlenebilmiş. Ama askerleriniz birer birer düşüyor. Ne yaparsınız? Elbette gerekenin ne olduğu açık.
Bir diğer örnek, terörü destekleyen bir gösteri. Müdahale edeceksiniz, su, plastik mermi veya gerçek mermi. Durum neyi gerektiriyorsa onunla müdahale edeceksiniz ama önlerde yaşı 7 ile 14 arası bir çok çocuk var. Canlı kalkan.
Bunu, haklı bir savaş verdiklerine inandığım Filistin de yapardı. Arafat’ı bunu yaptığı ve yaptırdığı için hiç bir zaman sevmedim. Özgürlük uğruna savaştığınızı iddia edeceksiniz ama 8 yaşında bir çocuğa gidip ön saflarda ölmesi için telkinde bulunacaksınız. Ki dünya sesinizi duysun. Filistin’de bu okullarda öğretilirdi çocuklara, gidin şehit olun. Cennetten arsa.
Belki o çocuk aklı erdiğinde İsrail’i haklı bulacak. Buydu özgürlükten anladıkları. Yenilmek diye bir şeyin olduğunu da kabul etmek gerekir bazen. Büyüme özgürlüğünü elinden aldığın çocuğun ilerde ne olacağını bilemezsin. Che mi olur, Atatürk mü?
Şimdi, tam da Kürt soykırımı diye bir saçmalığın paralelinde, bizden çocuk öldürmemizi istiyorlar, bekliyorlar. Bunu nasıl istediklerini bilemezsiniz. Düşünün, Apo’nun saçları kesildi diye yapılan gösteride, 7-8 yaşında bir çocuk Türk polisi tarafından vuruldu. Bu senaryo en az 1 Milyar eder, bu senaryoyu öyle çok istiyorlar ki.
Bu senaryo tutar mı? Söylediğimiz herşeye “paranoyak bunlar” diyerek bizi ezen dıngıl liberallere göre muhtemelen gene saçmalıyorumdur. 15 yıldır yaptığımız tüm paranoyaklıklar tuttu ne hikmetse. Biraz evvel Nihat Genç nefis bir laf etti: “Liberaller batıdan yedikleri fırçaları bize gelip demokrasi, özgürlük diye anlatıyorlar” dedi. Kısacası bu senaryo tutar, hem de tam vaktidir.
Lafın özü, çocuk terörist olmaz. Bir teröristin atı ne kadar teröristse, çocuk da o kadar teröristtir.
DTP adlı “softcore” terör örgütünün lideri dedi ki:
Abdullah Öcalan’a dönük geliştirilen her türlü politikanın Kürt halkına yönelik olduğu, oradaki en ufak onur kırıcı, irade kırıcı uyulamanın Kürtlerin onur ve iradelerini kırmaya yönelik olduğunu hepimiz biliyor ve görüyoruz.
Öyle diyorsan öyledir.. Ben şahsen Öcalan’ı görürsem, onun beni görmeye fırsatı olur mu veya ne kadar süreyle görebilir beni emin değilim. Kürt müdür, Ermeni midir, başka türlü bir puşt mudur, onu da bilmiyorum ama çevremde fazla nefes alamaz, bundan adım gibi eminim.
Peki, biz “Türk”lerin Apo denen sapığa yaptıklarımız Kürt halkına yönelik derken verilmek istenen mesaj, Apo’nun yaptıkları da Kürt halkına maledilebilir gibi bir anlam da taşıyor mu? Hayır benim askerim, hükümetim veya yetkili herhangi bir merciim Apo’ya işkence yapıyorsa eline sağlık, bu kürt halkına da yapılıyor diyorsan (ki diyorsun), sen bütün Kürtler Apo’dur mu diyorsun?
Bu kafanın sonu belli de, ne zaman?
PKK’ya neden kızıyorsunuz? Silahlı oldukları için mi?
PKK ne istiyor farkında mısınız? Kürt hakları istiyor diyelim, “Büyük Kürdistan” için toprak istiyor diyelim. Ne derseniz onu diyelim. Bu ülkenin bölünmez bütünlüğünü bozmak istiyor eninde sonunda, değil mi? Toprak istiyorsa da böyle, “hayır kardeşim ben Türk değil Kürdüm” diyorsa da böyle. Hele hele silahı eline alıp, dağlarda TSK mensuplarına saldırıyorsa, bu konuda şüphemiz yoktur diyebiliriz. Bir takım “liberaller”in şüpheleri olabilir, siktirsinler.
Peki neden kızıyorsunuz? Neden kızıyoruz?
Türkiye’nin bölünmez bütünlüğünü bozmak ile, Laik düzeni değiştirmek arasında ne fark var?
Laik düzen değişmedi mi oy birliği ile? Bunun için zamanında kan dökülmedi mi, terör örgütleri yok muydu? Yarın PKK silah bırakıp, kapına bulgurla, kömürle geldiğinde oy vermeyecek misin? Şimdi “hödö hödö” ölmez bölünmez diye haykırdığın şehitlerin kanına tükürmeyecek misin?
Sen marabasın, ağan ne derse o oluyor farkında değil misin?
Değilsin tabi. Sen marabasın. Senin oy verdiğin AKP’li cumhurbaşkanı da, başbakan da, bakanlar da PKK’nın beslendiği tüm kişi ve kurumlarla dost ve müttefik, salak mısın?
Yarın, bugünkü terörist kapına bulgurla geldiğinde vermeyecek misin kanını? Vermedin mi ey yavşak?
Ey Şehit anaları, bacıları, kardeşleri, karıları, evlatları! Bugün de sözün bittiği yer diyorlar, dün de öyle dediler. Söz sizler için zaten hiç olmadı. Ne şeref ne onur, elinizde hiçbirşey kalmayacak. Yaktığın ağıt sen düşünüp de kafayı yeme diye sadece. “şehitler ölmez” yalnızca bir inanç, bir temenni. Ölüyorlar, hem de senin bildiğin gibi değil, sana öğretilen gibi değil.
Karanlığın içinden bir ateş düşüyor vücütlarına. Ne dua edebiliyorlar ne bir şehadet. Son anıları ne bir sevgili ne ana kucağı. Gözleri kapanıyor, bir hayat bitiyor. Senin içinde bir umut var sadece, cennet diyorsun. O gözler kararınca, doğmadan önce neredeyse, oraya gidiyor.
Paris’te takılan Kürt Enstitüsü ile Amerika’da takılan Washington Kürt Enstitüsü, birlikte gazetelere tam sayfa ilanlar veriyorlar. Önce Le Monde, sonra Herald Tribune, şimdi de New York Times’da yayınlanan ilanda, “Türkiye’de Kürt Sorununa Barışçıl Çözüm” başlığı altında zırvalanıyor.
Zırvalanıyor dediğime bakmayın, anlamadım yazılanları ondandır. Ama ne zaman kendine Kürt diyen, hatta Kürt Enstitüsü diyen birilerinin barıştan bahsettiğini görsem gözlerim yanar. Hani sigarayı bırakırsın, 12-14 saat içinde gözlerin terliyormuş gibi gelir.
Aklıma Türk Yunan dostluğu adına Bülent Ecevit’in yazdığı bir şiirin şu mısrası geldi: “Kardeş olduğunu, sıla derdine düşünce anlarsın”. Kürt enstitülerin ne derdine düştüğünden ve ya ne zaman bir “Kürt” barıştan söz etse gözümün önüne gelen, göğsünden vurulup öldürülmüş bebek fotoğrafından bahsetmeyeceğim.
Canlarım benim, ne kadar sevecensiniz.
Listeler açıklanırken acaba benim de soyadım okunacak mı diye nefesimi tutuyorum. Ateş düştüğü yeri yakar… Her operasyonda, her çatışmada televizyon karşısında ‘Acaba o da var mı?’ diyerek nefesini tutarak seyretme durumunu, ancak bunu yaşayanlar bilir. Sonuçta operasyonlar karşısında ben de kaygı duyuyorum. Acaba yaşıyor mu? diye bir endişeye kapılıyorum. Yani umut ediyorum, diliyorum, inşallah bir şey olmaz. Yaşadığını biliyorum.
Yok, asker anası ya da asker nişanlısı değil. Kocası terörist olan, senin meclisinden, senin milletvekilin…
Başkanları dolandırıcılıktan yargılanıyor.
Bir diğeri, operasyonda ölen “militanlar” da bu vatanın evlatlarıdır diyor.
Bu insanlar bunu, senin verginle maaşını alan güvenlik güçlerinin korumasına güvenerek söylüyor. Seni verginle akşam evinde yemek yiyor, senin verginle aldığı maaşın bir kısmını dağa gönderiyor, senin evladının alnına kurşun olarak dönüyor.
Sen bu kadarsan, yarın daha beteri olduğunda susacaksın…
Bu yazı 26 Aralık 2007′de yazılmıştı. Ekliyorum:
DTP milletvekili Pelvin Buldan’ın kayınbiraderi, Buldan’ın TBMM araç kartına sahip araçla uyuşturucu pazarlığına gittiği ve 90 Kilo uyuşturucuyu kaçırırken yakalandığı bildirildi. Çok Özgür medya elbette kayınbiraderin, sevgili milletvekilimizle bir alakası olmadığını söyleyecektir.
Demekki DTP yi destekleyenler ikiye ayrılıyor; Teröristler ve geri zekalılar. Hala göremeyenler geri zekalı oluyor.