İncelediğiniz Etiket: radikal
Doğrusu “koyunun olmadığı yerde..” diye başlar bu atasözümüzün ancak ben, koyunun olmadığı yerlerde mutlu olabildiğim için tersine çeviriverdim. Koyun bulunmayan memleketlerde, sakalından ötürü keçiye çelebi muamalesi yaparlarmış. Benim demek istediğim ise, keçinin olmadığı yerde koyunu adam sanan memleketler. Şimdi koyunlara da ayrımcılık yapıyorum gibi oldu ya, neyse. Bizim ülkede büyük ve küçük baş hayvanlara yapılanlar yanında benim naçizane ayrımcılığımın lafı olmaz, değil mi?
Yıllar içinde çeşitli kereler kendi çapımda serzenişte bulunduğum, bizim memlekette bazı insanlara bu özgüven nereden geliyor veya bir statünün sadece söylenmesiyle olunabildiği ülke gibi cümlelerle gündeme getirmeye çalıştığım defomuza yeniden değinmek istiyorum. Örneğin, bu topraklar Zeki Müren, Müzeyyen Senar, Hamiyet Yüceses ve daha bir çok üstadı bildiği ve gördüğü halde, neden Hülya Avşar veya Sibel Can gibi müstesna kişileri Türk Sanat Müziği sanatçısı payesi ile ödüllendirmiştir. Zira kendilerinin bu konuda bir eğitim, bilgi veya emekleri olmamaması bir yana, doğuştan gelen, hani arkadaş arasında “bu kızın da sesi pek bi güzel, söylesin de dinleyelim” tarzı amatörce bir kabiliyetleri bile yokken, sadece kendileri veya birilerinin “sanatçı” demesiyle sanatçı olmuş insanlardır. Bunun da artık sektörleşmesiyle, etrafta bir yığın kabiliyetsiz “sanatçı” enflasyonu oluşmuştur.
Zamanında sadece tanımıyorum diye linçe uğradığım rahmetli Barış Akarsu, gerçekten ülkemize damgasını ölümüyle vurmuş, bir yerde efsaneleşmiş bir kişi, bir fenomen haline gelmiştir. Ancak yıllar geçse de, ben zamanında sadece tanımıyor olduğum için eleştirildiğim bu kişiyi artık derinlemesine incelemiş olsam da, kendisinin plajlarda, bildiği 4 akorla “Akdeniz Akşamları”nı üstüste 78 kere çalabilen, sesi de hasber kader dinlenebilir olan sıradan bir yurdum gencinden daha yetenekli olduğunu göremedim.
Hayır, bulmaca çözemiyorum artık. Cumhuriyet’in Milliyet’in falan “uzmanlık” gerektiren bulmacalarına zaten kafam yetmiyor. Daha salak gazetelerin bulmacalarını çözeyim diyorum, 3 sorudan biri olan, “şu sanatçımız” sorularını bilemiyorum. Öyle kaldık anlayacağınız, çözebileceğim bulmaca yok piyasada.
Ha bu durum gerçekten bizim ülkemizin bir sorunsalı mıdır? Hiç sanmıyorum, 6 kitap yazan bir kişiye Nobel Edebiyat Ödülü verilebiliyor, veya son 5 yılda 4 milyon insanın ölümünden sorumlu bir ülkenin başkanına, aya nükleer bomba attığı gün Nobel Barış Ödülü verilebiliyor. Nobel Fizik ödülü ise, geliştirdikleri çok faydalı bir alet sebebiyle iki fizikçiye birden veriliyor ama ortaya çıkıyor ki bu kişilerin o aleti görmüşlüğü yok. İşin garibi, sonuç itibariyle bu insanların bir yerlere bir şekilde gelebilecek kadar kafaları çalışan insanlar olmasına rağmen bu ödülleri kabul etmeleri. Şimdi bana bir mektup gelse, ve “bu sene Nobel Turizm ödüllerini size vermeye karar verdik” deseler. Lan derim, ben 20 senedir turizm yapmıyorum kafayı mı yediniz? Ama yok, Başkan dünyanın en katil makamında oturduğunu bile bile gidip ödülü alıyor.
Geçenlerde bir grup arkadaşıma Türkiye’de doğru dürüst Liberal bir gazete yok dedim. Bu sebeple de taraf maraf prim yapıyor, siz düzgün liberaller de g.t altına gidiyorsunuz dedim. “Radikal var” dediler. Radikal de okumadığım bir gazete değil, ne zaman liberal oldu diye geçirdim aklımdan. Bir de yazar tavsiye ettiler, Yıldırım Türker. Böyle inek yalamış saçlı, janti bi fotosunu (benimkinden janti olmasın) koymuş köşeye. Nedense böyle bir Tuna Kiremitçi havası var, ama okuyunca anlıyorsunuz, en azından düşünebileni.
Yıldırım Türker hiç de fena yazmıyor da, bu tarz yazarların ortak özelliği olan bazı kurumlara koşulsuz biat ve bazılarına da koşulsuz karşı olma hastalığı onda da mevcut. Aynı gazetede bir zamanlar kusan Perihan Mağden de böyleydi mesela. Atlas Jet uçağının düşüşünden Türk Silahlı Kuvvetlerinin beceriksizliğini çıkartabiliyordu.
Uzatmadan diyeceğimi diyeyim, geçenlerde Radikal’in anasayfasında şöye bir başlık gördüm: “Tabur tabur asker neden intihar ediyor?”, yazarı da Yıldırım Türker. Son bilmem kaç yılda intihar eden 17 askerden, asker derken subay astsubay vs, bahsediyor. Tabur tabur asker… Yahu hadi ben araştırmaya üşeniyorum askerlik yaptın mı yapmadın mı diye. Sen gazetenin ilk sayfasına başlık olacak yazı yazıyorsun, hiç değilse aç bi sözlüğe bak. Tabur 1000 tane askerden oluşur dostum. Sizin bu yazdıklarınız tercüme edilip yabancı gazetelere falan gönderiliyor, ayıptır. Aynı yıllar içinde, “lan bundan da adam olmuyor” diye gazetenden kovulan liberal gazeteci sayısına bir bak istersen sen önce.
Velhasıl, bir gariplik yok. Keçi yok ki.