Tansu Günay is a false positive

Yanlış pozitif bir web günlüğü
Ne Demiş:
Asmayalım da besleyelim mi?
Kenan Evren

İncelediğiniz Etiket: şehitler

PKK’ya neden kızıyorsunuz? Silahlı oldukları için mi?

PKK ne istiyor farkında mısınız? Kürt hakları istiyor diyelim, “Büyük Kürdistan” için toprak istiyor diyelim. Ne derseniz onu diyelim. Bu ülkenin bölünmez bütünlüğünü bozmak istiyor eninde sonunda, değil mi? Toprak istiyorsa da böyle, “hayır kardeşim ben Türk değil Kürdüm” diyorsa da böyle. Hele hele silahı eline alıp, dağlarda TSK mensuplarına saldırıyorsa, bu konuda şüphemiz yoktur diyebiliriz.  Bir takım “liberaller”in şüpheleri olabilir, siktirsinler.

Peki neden kızıyorsunuz? Neden kızıyoruz?

Türkiye’nin bölünmez bütünlüğünü bozmak ile, Laik düzeni değiştirmek arasında ne fark var?

Laik düzen değişmedi mi oy birliği ile? Bunun için zamanında kan dökülmedi mi, terör örgütleri yok muydu? Yarın PKK silah bırakıp, kapına bulgurla, kömürle geldiğinde oy vermeyecek misin? Şimdi “hödö hödö” ölmez bölünmez diye haykırdığın şehitlerin kanına tükürmeyecek misin?

Sen marabasın, ağan ne derse o oluyor farkında değil misin?

Değilsin tabi. Sen marabasın. Senin oy verdiğin AKP’li cumhurbaşkanı da, başbakan da, bakanlar da PKK’nın beslendiği tüm kişi ve kurumlarla dost ve müttefik, salak mısın?

Yarın, bugünkü terörist kapına bulgurla geldiğinde vermeyecek misin kanını? Vermedin mi ey yavşak?

Ey Şehit anaları, bacıları, kardeşleri, karıları, evlatları! Bugün de sözün bittiği yer diyorlar, dün de öyle dediler. Söz sizler için zaten hiç olmadı. Ne şeref ne onur, elinizde hiçbirşey kalmayacak. Yaktığın ağıt sen düşünüp de kafayı yeme diye sadece. “şehitler ölmez” yalnızca bir inanç, bir temenni. Ölüyorlar, hem de senin bildiğin gibi değil, sana öğretilen gibi değil.

Karanlığın içinden bir ateş düşüyor vücütlarına. Ne dua edebiliyorlar ne bir şehadet. Son anıları ne bir sevgili ne ana kucağı. Gözleri kapanıyor, bir hayat bitiyor. Senin içinde bir umut var sadece, cennet diyorsun. O gözler kararınca, doğmadan önce neredeyse, oraya gidiyor.

Etiketler: , , ,

15 fidan daha.

Şehitler ölmez, vatan bölünmez.

Şehit askerlerden birinin, diğer iki kardeşi de Güneydoğu’da asker.

Vatan sağolsun.

Vatan sağolsun, bin can feda olsun.

Olsun, bin değil yüzbin can feda olsun

Olsun da, şehitler ölüyor… O hayatlar bitiyor dostlar. Artık düşünmemiz gereken organlarımızla düşünme zamanı. Öbür taraftan ne bir ses veren var, ne bir kanıt.

Şehitler ölmez, vatan bölünmez.

Şehitler ölüyor, ya vatan?

Etiketler: ,

Sakarya’da, İnönü’nde, Afyon’dakiler…

Çanakkale’dekiler…

Şemdinli, Midyat, Dağlıca’da düşenler…

Ülkemin yarısının seçtiği Başbakan size “Kelle” dedi.

Mahkeme onu suçlu buldu bugün…

3 Kuruş…

Şaka değil, Yalan değil…

Üç Yeni Kuruş…

Etiketler:

Dağlıca şehitleri halkın canını fazlaca sıkınca Hükümet şehit haberlerine sansür getirmeye uğraştı. Hatta bu niyeti reddedilince peşini bırakmadı. Belki hala uğraşıyorlardır.

Sebep açık, terör tırmandıkça, ocaklar söndükçe hükümete yükleniyor halk. Çünkü biliyorlar asıl sorumluları. ama halk kim? Amerikan senatosunda, ermeni soykırım tartışmaları sırasında, “Türkiye müttefikimiz, bu karar çıkarsa iyi olmaz” diyenlere karşı şu cümle açıkça kuruldu hatırlatırım; “Türkler bir iki gün konuşup unuturlar”

Neyse efendim, fazla tepki çekmek istemiyorum ama aptal bir milletiz, dillere de destan olduk.

Son dört şehit haberini veriyorum size:

Namaz Dağı’nda kazayla patlayan el bombası ile iki şehit.

Operasyon dönüşü araç kazası sebebiyle bir şehit, 15 yaralı.

Üzerine kaya düşmesi sonucu bir şehit.

Hakkari’de elektrik çarpması sonucu nöbet tutan asker şehit.

Ve bugün, bir uçak kuleye inişe geçtiğini söylüyor, kule onaylıyor. Uçak rotasıyla alaksız bir yerde, bir tepenin ardına düşüyor. Hava temiz, uçağın bakımları tamam.

Yerseniz…

Etiketler: , ,

Der, ve;

Siz toprak altında ulu köklerimizsiniz.

Yatarsınız alkanlar içinde, diyerek devam eder Nazım.

Son günlerde medyada ve siyasi arenada tartışılan bir konuda, aslında olmadığım bir yerde olduğum sanılıyormuş gibi hissettim ve açıklamak istiyorum.

Malum, PKK tarafından Dağlıca’da 12 askerimiz öldürüldü, 8 tanesi de esir alındı. Bu 8 askerin ne şartlarda ele geçirildiği, geçmişleri, amaçları veya normal şartlarda karşı çıkacağımız hareketleri kesinlikle kamuoyunun kafaya takması gereken bir şey değildir.

Bu sekiz askerin, sekizi de PKK sempatizanı olabilir, sekizi de “kafatasçı” dediğimiz türden radikal milliyetçi olabilir. Beni ilgilendirmez, kimseyi de ilgilendirmemelidir. Bazıları esir tutuldaklarında, PKK’lı teröristlerle birlikte çay içmiş olabilir, hatta o ana kadar çok vatansever olan ve PKK’dan tiksinen bir tanesi saf değiştirmiş bile olabilir. Orada kalmak isteyen bile olsa aralarında problem değil. Ama bu askerlerin hareketlerinden bir sonuç veya değerlendirme çıkarmaya çalışanlar yanlış yaparlar.

Askerliğini yapmamış olanlar bilmeyebilirler, askerliğe adımınızı attığınızda, okumaya üşeneceğiniz türden bir anlaşma imzalarsınız. Hatta bir şehir efsanesi olarak, “o anlaşmayı imzalamazsanız askerlik yapmazsınız” gibi de bir teori vardır. İşte o anlaşma üzerinde ıncık cıncık binlerce detayın toplamından çıkan sonuç şudur; Siz imzayı attığınız andan itibaren, diğer bir deyişle askerliğe başladığınız andan itibaren, TSK’nın malı olursunuz. Tıpkı bir tüfek veya birlik içerisindeki bir bina gibi. Sizin diğer TSK varlığından farkınız, düşünebilme yeteneğinizdir. Bunun için de, bir tüfeğin aksine sizi başkasına değil de, kendinize zimmetlerler. Ha, düşünme ve karar verme yeteneğinde sorun yaşayanları başka birilerine zimmetledikleri de görülür. Bu bağlamda sizin, örneğin kendinize zarar vermeniz suçtur, veya herhangi birinin size zarar vermesi suçtur diyelim, buna kendiniz de dahilsinizdir. Ben mahkemeye verilmiştim yemeklere gitmediğim için mesela.

Şimdi bu sıfatla Dağlıca’da görev yapan askerler de, bu anlaşmayı imzalamış kişilerdir. Yani orda görev yapan kişi, Sütçü Mehmet Efendinin Oğlu Hüseyin değildir, geleneksel deyimiyle “Mehmet”dir. Bunlardan biri öldürüldüğünde, kendi evladınız öldürülmüş gibi hisetmeniz gerekir, bunlardan sekizi kaçırıldığında uyku tutmaması gerekir gözlerinizi.

Şimdi, son günlerdeki tartışmalara bakalım. Bir kısım diyor ki “keşke ölselerdi” ya da “keşke kurtulmasalardı”. Benim de çoğu zaman tavizsiz görünen milliyetçi yanımla, belki bu safta yer aldığım sanılıyordur. Kesinlikle hayır!

Asker değimiz kişiler, an geliyor öyle bir hainlik yapıyor ki, ülkesinin işgal edilmesine sebep oluyor. Yani askerler arasında hain olabilir, neden olmasın? Nerede yok ki?

Kendi başlarına kalan sekiz askerin, düşmanla işbirliği bile yapmış olmasının bir ehemmiyeti yok. Neden keşke ölselerdi diyeyim ki? Keşke hiç esir düşmeselerdi…

Benim net fikrim şudur:

Bu askerlerin kurtulmaları konusunda kişisel olarak “tarifsiz sevinçler” içerisinde değilim. Kurtulacaklardı elbette.

Bu askerler en başta ölselerdi, şu ankinden daha fazla bir üzüntü içinde de olmazdım, diğer oniki askere üzüldüğüm gibi üzülürdüm.

Bu askerler hayatları boyunca PKK propagandası yapsalar umurumda olmaz, herhangi bir PKK sempatizanından farkı yoktur benim için böyle bir durumun.

Bu askerler konusunda benim dert ettiğim tek şey, bizim devlet olarak duruşumuzdur. Devletin, kaçırılan sekiz asker PKK’lıları çok sevdi diye, onları orada bırakma seçeneği yoktur. Alır, sorgular, gereken bir şey varsa yapar.

Ama olmadı, üç tane köpeğe ve ülkemizi işgal altında tutan büyük devletlere ezildik. Göbeğini kaşıyan adam seçti, Başbakan gözümüzün içine baka baka aptal yerine koydu hepimizi “hamdolsun”, göbeğini kaşıyan adam inandı, sevindi… Budur beni geren şey..

Nazım’ın şiiri şöyle biter,

Uyandırın bizi!