Tansu Günay is a false positive

Yanlış pozitif bir web günlüğü
Ne Demiş:
Bir iki gün tartışır, sonra konu unutulur. Bundan dolayı kimse Gül'ün namusuna leke süremez. (Kayıp trilyon davası hakkında)
Nazlı ılıcak, 21/08/08

İncelediğiniz Etiket: tansu

Şimdi size bir hikaye anlatacağım. Müdavimler hatırlar, bir dönem adamın biri musallat olmuştu bu bloga. Başbakanın ağzından küfürler savuruyordu, “Başbakan ananı mı …” gibisinden. Bu adam aslında bir Doctus üyesiydi ve beyinsizliğinden ötürü forumdan atılmıştı. Doctus’da youtube yasağı ile ilgili bir habere de başbakanın ağzından küfürler savurmuştu, adam Başbakanın bi tarafı  bellemiş kendini belli ki.

Şimdi bu adam, artık uğraşılmayacak seviyeye geldiğinde, ben bunu bizzat gidip Ankara Bilişim Suçlarına bakan başsavcıya şikayet etmiştim, dernek üzerinden muhabbettibimiz var. IP adresi, mesajlar, bi de herifçi başbakandan dem vuruyor ya, bayağı bayağı tehlikeli işler açacaktım başına.

Neyse, bir gün foruma girdiğimde en az 8 editör  “ommerk” adlı üye senle konuşmak istiyormuş diye bana mesaj atmışlardı. Bloga girdim, son konuların hepsinde “Tansu Bey sizinle özel olarak konuşmam lazım” şeklinde yorumlar vardı, keza bilinen maillerimde falan da.  Dedim noluyor yahu, hayırdır inşallah.

Bu ommerk meğerse bizim küfürbazmış, kendini başbakanın bi tarafı sanan var ya. Buldum adamı, dedim hayırdır kardaş, nedir derdin heryerden bana ulaşmaya çalışıyorsun?

Bana aşağıdaki mesaj yolladı, virgülüne noktasına dokunmadan yayınlıyorum:

Teşekkür ederim.
Biliyonuz ben eski üyeyim.Bir ara askere gittim geldim.Daha önce sizinle ve bazı üyelerle saçma sapan tartışmalarım olmuştu.
Askerden geldikten sonra benim psikolojim çok aşırı seviyede bozulmuştu aileme bile tartışmaya girmiştim şu an psikolojik bir tedavi alıyorum.Sizin blogunuzda olan yazılarınızdan dolayı size bir antipatim oluştu ve askerden geldiğim dönemde size karşı küfür dolu sözler sarfettim siteye sürekli konuları ben açtım.Blogunuzda olan yazılarda bana ait.
Bana karşı bir dava açmışsınız.Bunları biri bana yapsa ben sizin yaptığınızın daha fazlasını yapardım.sizden özür dilemek istiyom.
Sizi internette araştırdım bulunduğunuz diğer sitelerden yazılarınızı okudum ve şu an köpekler gibi pişmanım.Hala bazı düşünceleriize karşı olsam da.
Beni kabul edip etmemek size kalmış.Ben sadece sizden özür dilemek ve affetmenizi dilemekten başka çarem yok.İsterseniz şu an size bütün bilgilerimi vereyim.Davanız için.
Eğer kabul ederseniz bunu site içinde de belirtebilirim.Etmessenizde olsun.Kendiniz bilirsiniz.

Ve benim cevabım:

Öncelikle teşekkür ederim açıklığın için.
Allahtan savcı dernek olarak dava açmamızı kabul etmedi, kişisel olarak açabileceğimi söyledi. Bu süreçleri biliyosan, zaten dava açmadığımı da biliyosundur. Savcı araştırıcak emniyetle birlikte, emniyette bana bilgi vericek araştırma sonucunu ondan sonra ben istersem dava açabilicem. İşleyiş budur yani..
O yüzden henüz ne bana bi bilgi verildi ne de ben dava açtım. Sadece suç duyurusu ve bunun da kamuyla alakası olmadığı için kendi kendilerine dava açamazlar.

Daha önceki suç duyurum bir hack grubuyla alakalıydı gördüysen, ona bile aylar sonra geldi cevap, yani senin için de baya bir sürer cevap vermeleri (bulurlarsa)

Ben ortada affedilecek bişey görmüyorum, zaten konu benim blogla sınırlı kalsaydı sorun da çıkmazdı. Yani ben ve benim blogumla Doctus’u iyi ayırmak lazım. doctus artık kamuya mal oldu..

Kısacası, şu mesajından sonra ben dava falan açmam, eğer savcı bişey yaparsa da elimden geldiğince engel olurum ki eminim yapamaz, (mesajlarını da tam hatırlamıyorum, kamu suçu oluşturcak birşey yoktu herhalde)

Ayrıca bu konu aramızda kalır, istiyorsan bu hesabınla Doctus’da takıl, diğerlerini geri alamayız.

Benim blogda da takılabilirsin, farkettiysen karşı görüşlerden arkadaşlar çoğunlukta zaten, tartışıyoruz, kavga dövüş geçiyo zaman…

Sonuçta birbirimizi kesmediğimiz sürece, birlikte yaşıycaz.
Sağolasın

Bunlar da tüm yazışma ve halen gelen kutusunda durduğunun kanıtları:

11

21

31

Ve bana savcıdan gelen bir takım haberlere rağmen ne mahkemeye verdim, ne bunu blogda forumda vesairede anlattım. Herkesin gözü önünde bana ve aileme küfürler etmiş olmasına rağmen, benden özel olarak özür dilediği için, bunun ortaya çıkartmadım.  Konu kapanmıştı ki, kendine yakışan bir platformda benim hakkımda yazdıklarını yolladılar. Onlara da buradan bakabilirsiniz:

doctus denen site mi?
O site anti-akp forumu resmen.
Site sahibinin bloguna bakarsan anlarsın.
Resmen küfür ediyo partiye herkese.
Daha önce sen o forumda silinen konuları biliyormusun?
Akp aleyhinde küfür etmek alay etmek serbest o forumda.
Akp aleyhinde bir konu aç bak bütün açlar gelecek nasıl alay edecek.Sİte sahibi denen o adam en başta gelir yazar.

Şimdi kafamdan geçenler şunlar,

Ey andaval, “velev ki” anti-akp forumuyuz, sana giren çıkan nedir?

Bir adet AKP veya herhangi bir partiye  hakaret, küfür gösteremezsen Doctus’dan, şerefsizsin. Yok yok,  veledi-i zinasın. (Biliyorum şerefle merefle bir alakan olmadığını)

Allah en kısa zamanda şifa versin.

Velhasıl, Doctus’da herhangi bir AKP karşıtı veya aslen hernagi bir siyasi konu yoktur. Varsa da yıllar yıllar öncesinden kalmıştır. Zira her sayfanın başında (Ki sayfa sayısı 500 000 civarında) “Doctus’da siyasi konuların yeri yoktur” yazar.

Başka lafım yok…

Etiketler: , ,

Arkadaşlar bazı yorumları silmek zorunda kalıyorum.

Bana “içinizi dökebilirsiniz”. Bunu sorun etmiyorum. Ama diğer yorumculara lütfen kimse küfür etmesin. Zira bu tarz yorumları silmek zorunda kalıyorum.

Bir diğer konu da spam’e takılan yorumlarınız. Haftada bir kontrol ediyorum ve yüzlerce spam gelmiş oluyor. Tek tek bunları inceleme fırsatım ve vaktim yok. Hepsini siliyorum. Bugün gördüm ki, bazı arkadaşların yorumlarını aksimet spam olarak engellemiş.

Sesliblog’da yorum yaptığınız anda yayınlanıyor olması gerek. Hiç bir onaylama işlemi kullanmıyorum.  Bu sebeple eğer yorumunuz yayınlanmadıysa bilin ki Aksimet sizi bellemiş. Ne yapabilirsiniz bilmiyorum, başka bir e-posta adresi kullanın mesela.

Etiketler: , ,

Sanıyorum blogdan ilk defa bir yazıyı sildim. Geçen hafta yazdığım, bir Digiturk çalışanının kaba saba e-postası hakkında yazdığı yazı ve dolayısıyla altındaki yorumlar artık yok.

Bu blogda yazılarımı bile düzenlemiyorum halbuki, bazen heyecanla yazdığım bir yazıda imla hatası varsa uyarıyorlar. Onları bile düzeltmiyorum. Çünkü yazı düzeltmek, yazı silmek gibi şeyler bana pek demokratik (sen ne anlarsın demokrasiden faşo)  bir yaklaşım gibi gelmiyor. Düşünün ben siyasi bir yazıda çok büyük bir hata yaptım, veya faka bastım. Karşı düşünceden arkadaşlar bunu değerlendiğinde “haydeyin, tükkan benim” diyebilirim. Veya şunun yapıldığını çokça görüyorum, örneğin adam blogunda yazmış: “Ve Mustafa Kemal kurtuluş savaşını anafartalar’da kazanmış oldu”. Altına hemen bir yorum gelmiş, “Çanakkale savaşı kurtuluş savaşında değil len, dıngıl.” Bizim blogcu da hemen olayı toparlıyor, “özür dilerim, düzeltiyorum yanlışı.” halbuki, cahil olduğun bir konuda yazmışın, açmışsın google’ı yazmışsın işte, neyi topluyorsun daha… Bunu istemiyorum, bu sebeple de yazıları bir şekilde değiştirmemeye gayret ediyorum.

Sildiğim yazıya gelince, kesinlikle içime sinmeyen bir siliş oldu.  Ben o adamın adı aratıldığında o yazının herkesçe okunmasını çok isterdim. Mevzuyu hatırlamayanlar için, internette bir siteden, Youtube benzeri bir sitede yayınlanan maçları veren bir webmaster’a, Digiturk’un “fraud” müdürü, mahalle ağzıyla bir e-posta atmıştı. Bu arkadaş bu postayı popüler bir forumda paylaşınca bana da olayı buraya aktarmak ve malum Digiturk çalışanının yanlışını sergilemek düştü.

Aslında olayda, youtube benzeri sitenin dışında bir suçlu asla yok. Yeni kanuna göre, başka bir sunucuda barındırılan içeriğe, yasadışı da olsa link verebilirsiniz. Sizi bağlamaz. O yüzden bu webmaster arkadaş, tam da Digiturk çalışanın yapmak istediği plana düşmüş oldu. Mahalle ağzıyla yazılmış, direk alır sopayı gelir döverim tadında bir mesajdan çekinilmiş oldu. Halbuki, kanunen bir şey yapabilecek olsa çoktan yapardı, o postayı belki tırsar da kaldırır diye attı.

Bana gelince de, bu webmaster arkadaşı Digiturk avukatları arayıp daha da bir korkutmuşlar belli ki, benden rica etti kaldırmamı. Yazımın kaynağı da bu arkadaş olduğu için kaldırdım.

Ama söylemezsem uykum kaçar, Digiturk’de çalışan büyük bir hödük var:)

Etiketler: , ,

Hepiniz bu günün gelmesini bekliyordunuz, biliyorum.

Çok sevgili ve terbiyeli Barış Akarsu hayranları lütfen bu yazıma kızmasınlar. Benim amacım Barış Akarsu’nun adını ölümsüzleştirmekten başka birşey değil. Size kalırsa seneye adını hatırlayan kalmaz, ama bu deney doğru çıkarsa sonsuza kadar hatırlanacaktır.

Bilindiği gibi, bendeniz Barış akarsu adlı sanatçıyı, pardon ünlü şahsiyeti, ölmeden önce tanımıyordum. Zorla mı? Tanımıyordum. Şu an da bir çok ünlüyü tanımıyorumdur. Tıpkı bir Barış Akarsu hayranının Cesario Evora ve Haris Alexiou’yu tanımaması gibi, ben de bu şahsı tanımıyordum. Bunu netleştirme gereği duyuyorum, zira gelen bine yakın yorumdan (bir çoğunu sildim) bazılarında benim yalan söylediğimi düşünen hayranlar olduğunu gördüm. Aşkolsun, tanısam ben de yatmaz mıydım hastahanenin önünde?…

Hayranlar hakkında bir diğer yaşamsal problem de, beni Barış Akarsu’yu tanımadağım için, BarışaRock’u bilmemekle suçlamalarıdır. Ne var ki, BarışaRock’ı bilmeme ve bizzati katılmama rağmen Barış Akarsu’yu tanımıyordum. Netekim küçük bir araştırma ile nedenini buldum. Gerçi neden bir neden aradım bilmiyorum, sanırsam bulaşıcı, yani Barış Akarsu’yu tanımayan birine der misin “yuh ayı, sen ne anlarsın zaten BarışaRock’dan?” Ama dediler. Arada ne bağlantı var anlamadım, araştırdım ve buldum. Arada bir bağlantı yok. Barış Akarsu denen şahsiyet bu şenliklere bir kere katılmış (ne söyledi merak ediyorum). Mesela “Işığın Yansıması” diye bir grup bir çok kere katılmış bu festivale (umarım gerizekalı hayranları yoktur) ama ben onları da tanımıyorum (nooolur ölmesinler).

Velhasıl Barış Akarsu hayranları hayatlarını “serbest çağrışım” ile geçirdiğinden, sırf içinde “barış” kelimesi geçiyor diye bu şenliğin Barış Akarsu için düzenlendiğini falan sanıyor olabilirler. Barış Manço ile amcaoğlu sananlar, Kıbrıs barış harekatını Akarsu’nun sünnet günü, küresel barış hayallerini de Akarsu’nun bir çam ağacı üzerinde dünyaya geri geleceği gün sananlar olabilir. Saygı duyarım.

Velhasıl, Barış Akarsu aramızdan ayrıldığında, arkasında 12 şarkı’dan (fazla söyledim sanırım) öte, bir dingil ordusu bırakmış. Üreten hiçbir insanın bu kadar geri zekalıyı hayran diye toplamış olabileceğine inanmıyorum, inanamıyorum. Şahan Gökbakar’ın bile çok daha kaliteli bir hayran kitlesi varken, neden Barış Akarsu gibi son derece düzgün işler yapan bir kişi, neden anlamıyorum, neden ya…

Sizce bu kadar “nitelikli” bir kitlenin bir araya gelmesi tesadüf mü?

Ben ortada bir deney olduğuna yürekten inanıyorum. Bu deney ilk teorimdeki ile birebir örtüşüyor olmayabilir. Akarsu bize bir deney yapmış olabilir veya yüce rabbim beni deniyor olabilir, emin değilim….

Bilen bilir, ben uçmayı sevmem. Uçmayı sevmem derken, zaten uçamam da fizyolojik açıdan, ama öyle derler ya, “yarın sabah Paris’e uçuyorum” falan diye.

Uçağa binmememin bir çok sebebi var, tabi temelinde ölüm korkusu geliyor, bunu aslında söylemeye gerek bile yok.

Özel sebeplere gelirsek, bir kere kocaman demir yığınının nasıl olup da uçtuğunu anlamıyorum. Hazarfenin kanat takıp süzülmesine tamam ama, bilmem ne kadar tonluk demirler süzülüyor derseniz, bir dur derim ben de. Şeytan icadı (Televizyonu da anlamıyorum, özellikle naklen yayını).

Diğer bir sebep, uçağı kullanan kişilere zerre güvenmiyor oluşum. Hani ben kullansam belki binerim. Tanıdığım biri gitti bilmem kaç ay bir kursa, pilot oldu şimdi adını vermiyim bir havayolu firmasında pilotluk yapacak. Allah aşkına biner miyim ben o uçağa, adamın düz yolda düştüğünü, nasıl araba kullandığını biliyorum.

Sonra, motoruna kuş girince düşüyor bu meretler. Kuş lan, meteor olsa, ara sıra yağan kurbağalar falan olsa tamam tesadüfün böylesi derim de, kuş girince düşen alet mi olur havada. Düşünsenize, balığa çarpınca batan gemi gibi, ya da asfaltta takla atan araba.

Şöyle derler bir de, bak bakalım yılda kaç kişi trafik kazasında ölüyor, kaç kişi uçak kazasında. Asıl sen bak bakiyim, kaç kişi trafik kazasından kurtuluyor, kaç kişi uçak kazasından kurtuluyor. Al dün 160 kişi öldü, bir kazada bu kadar insan ölür mü yahu? İzan diye bir şey var. Şimdi açıklarlar, kalkışta motorun vidasının gevşemesi sebebiyle…. Yuh ulan bi motor durdu diye katliam mı olur?

Ve en çarpıcı argumanıma geliyorum. Uçaklar dünya dengesini bozuyor. Her hangi bir canlının o hızla, o kadar kısa sürede seyahat etmesinin ekolojiye ters olduğuna inanıyorum. Yani var mı doğada 5 saatte okyanus geçebilen bir canlı? Okyanus geçilecekse, minimun 30 günde geçilmeli. Ondan sonra adam fırt Amerika’dan kalkıp, Irak’a bomba atıyor 10 saatte. Halbuki gelse buraya 45 günde, atar mı o bombaları. Önce bir durup su içer.

Neyse uzatmayalım daha neler çıkar, binmiycem işte.

Etiketler: , ,