Hizmetlerinden dolayı sevgim var
Deniz Feneri Hakkında, Bülent Arınç

Yazı Sildim

4 Yorum »

Sanıyorum blogdan ilk defa bir yazıyı sildim. Geçen hafta yazdığım, bir Digiturk çalışanının kaba saba e-postası hakkında yazdığı yazı ve dolayısıyla altındaki yorumlar artık yok.

Bu blogda yazılarımı bile düzenlemiyorum halbuki, bazen heyecanla yazdığım bir yazıda imla hatası varsa uyarıyorlar. Onları bile düzeltmiyorum. Çünkü yazı düzeltmek, yazı silmek gibi şeyler bana pek demokratik (sen ne anlarsın demokrasiden faşo)  bir yaklaşım gibi gelmiyor. Düşünün ben siyasi bir yazıda çok büyük bir hata yaptım, veya faka bastım. Karşı düşünceden arkadaşlar bunu değerlendiğinde “haydeyin, tükkan benim” diyebilirim. Veya şunun yapıldığını çokça görüyorum, örneğin adam blogunda yazmış: “Ve Mustafa Kemal kurtuluş savaşını anafartalar’da kazanmış oldu”. Altına hemen bir yorum gelmiş, “Çanakkale savaşı kurtuluş savaşında değil len, dıngıl.” Bizim blogcu da hemen olayı toparlıyor, “özür dilerim, düzeltiyorum yanlışı.” halbuki, cahil olduğun bir konuda yazmışın, açmışsın google’ı yazmışsın işte, neyi topluyorsun daha… Bunu istemiyorum, bu sebeple de yazıları bir şekilde değiştirmemeye gayret ediyorum.

Sildiğim yazıya gelince, kesinlikle içime sinmeyen bir siliş oldu.  Ben o adamın adı aratıldığında o yazının herkesçe okunmasını çok isterdim. Mevzuyu hatırlamayanlar için, internette bir siteden, Youtube benzeri bir sitede yayınlanan maçları veren bir webmaster’a, Digiturk’un “fraud” müdürü, mahalle ağzıyla bir e-posta atmıştı. Bu arkadaş bu postayı popüler bir forumda paylaşınca bana da olayı buraya aktarmak ve malum Digiturk çalışanının yanlışını sergilemek düştü.

Aslında olayda, youtube benzeri sitenin dışında bir suçlu asla yok. Yeni kanuna göre, başka bir sunucuda barındırılan içeriğe, yasadışı da olsa link verebilirsiniz. Sizi bağlamaz. O yüzden bu webmaster arkadaş, tam da Digiturk çalışanın yapmak istediği plana düşmüş oldu. Mahalle ağzıyla yazılmış, direk alır sopayı gelir döverim tadında bir mesajdan çekinilmiş oldu. Halbuki, kanunen bir şey yapabilecek olsa çoktan yapardı, o postayı belki tırsar da kaldırır diye attı.

Bana gelince de, bu webmaster arkadaşı Digiturk avukatları arayıp daha da bir korkutmuşlar belli ki, benden rica etti kaldırmamı. Yazımın kaynağı da bu arkadaş olduğu için kaldırdım.

Ama söylemezsem uykum kaçar, Digiturk’de çalışan büyük bir hödük var:)

Barış Akarsu Deneyi Bölüm 2

14 Yorum »

Hepiniz bu günün gelmesini bekliyordunuz, biliyorum.

Çok sevgili ve terbiyeli Barış Akarsu hayranları lütfen bu yazıma kızmasınlar. Benim amacım Barış Akarsu’nun adını ölümsüzleştirmekten başka birşey değil. Size kalırsa seneye adını hatırlayan kalmaz, ama bu deney doğru çıkarsa sonsuza kadar hatırlanacaktır.

Bilindiği gibi, bendeniz Barış akarsu adlı sanatçıyı, pardon ünlü şahsiyeti, ölmeden önce tanımıyordum. Zorla mı? Tanımıyordum. Şu an da bir çok ünlüyü tanımıyorumdur. Tıpkı bir Barış Akarsu hayranının Cesario Evora ve Haris Alexiou’yu tanımaması gibi, ben de bu şahsı tanımıyordum. Bunu netleştirme gereği duyuyorum, zira gelen bine yakın yorumdan (bir çoğunu sildim) bazılarında benim yalan söylediğimi düşünen hayranlar olduğunu gördüm. Aşkolsun, tanısam ben de yatmaz mıydım hastahanenin önünde?…

Hayranlar hakkında bir diğer yaşamsal problem de, beni Barış Akarsu’yu tanımadağım için, BarışaRock’u bilmemekle suçlamalarıdır. Ne var ki, BarışaRock’ı bilmeme ve bizzati katılmama rağmen Barış Akarsu’yu tanımıyordum. Netekim küçük bir araştırma ile nedenini buldum. Gerçi neden bir neden aradım bilmiyorum, sanırsam bulaşıcı, yani Barış Akarsu’yu tanımayan birine der misin “yuh ayı, sen ne anlarsın zaten BarışaRock’dan?” Ama dediler. Arada ne bağlantı var anlamadım, araştırdım ve buldum. Arada bir bağlantı yok. Barış Akarsu denen şahsiyet bu şenliklere bir kere katılmış (ne söyledi merak ediyorum). Mesela “Işığın Yansıması” diye bir grup bir çok kere katılmış bu festivale (umarım gerizekalı hayranları yoktur) ama ben onları da tanımıyorum (nooolur ölmesinler).

Velhasıl Barış Akarsu hayranları hayatlarını “serbest çağrışım” ile geçirdiğinden, sırf içinde “barış” kelimesi geçiyor diye bu şenliğin Barış Akarsu için düzenlendiğini falan sanıyor olabilirler. Barış Manço ile amcaoğlu sananlar, Kıbrıs barış harekatını Akarsu’nun sünnet günü, küresel barış hayallerini de Akarsu’nun bir çam ağacı üzerinde dünyaya geri geleceği gün sananlar olabilir. Saygı duyarım.

Velhasıl, Barış Akarsu aramızdan ayrıldığında, arkasında 12 şarkı’dan (fazla söyledim sanırım) öte, bir dingil ordusu bırakmış. Üreten hiçbir insanın bu kadar geri zekalıyı hayran diye toplamış olabileceğine inanmıyorum, inanamıyorum. Şahan Gökbakar’ın bile çok daha kaliteli bir hayran kitlesi varken, neden Barış Akarsu gibi son derece düzgün işler yapan bir kişi, neden anlamıyorum, neden ya…

Sizce bu kadar “nitelikli” bir kitlenin bir araya gelmesi tesadüf mü?

Ben ortada bir deney olduğuna yürekten inanıyorum. Bu deney ilk teorimdeki ile birebir örtüşüyor olmayabilir. Akarsu bize bir deney yapmış olabilir veya yüce rabbim beni deniyor olabilir, emin değilim….

Uçmam Abi.

13 Yorum »

Bilen bilir, ben uçmayı sevmem. Uçmayı sevmem derken, zaten uçamam da fizyolojik açıdan, ama öyle derler ya, “yarın sabah Paris’e uçuyorum” falan diye.

Uçağa binmememin bir çok sebebi var, tabi temelinde ölüm korkusu geliyor, bunu aslında söylemeye gerek bile yok.

Özel sebeplere gelirsek, bir kere kocaman demir yığınının nasıl olup da uçtuğunu anlamıyorum. Hazarfenin kanat takıp süzülmesine tamam ama, bilmem ne kadar tonluk demirler süzülüyor derseniz, bir dur derim ben de. Şeytan icadı (Televizyonu da anlamıyorum, özellikle naklen yayını).

Diğer bir sebep, uçağı kullanan kişilere zerre güvenmiyor oluşum. Hani ben kullansam belki binerim. Tanıdığım biri gitti bilmem kaç ay bir kursa, pilot oldu şimdi adını vermiyim bir havayolu firmasında pilotluk yapacak. Allah aşkına biner miyim ben o uçağa, adamın düz yolda düştüğünü, nasıl araba kullandığını biliyorum.

Sonra, motoruna kuş girince düşüyor bu meretler. Kuş lan, meteor olsa, ara sıra yağan kurbağalar falan olsa tamam tesadüfün böylesi derim de, kuş girince düşen alet mi olur havada. Düşünsenize, balığa çarpınca batan gemi gibi, ya da asfaltta takla atan araba.

Şöyle derler bir de, bak bakalım yılda kaç kişi trafik kazasında ölüyor, kaç kişi uçak kazasında. Asıl sen bak bakiyim, kaç kişi trafik kazasından kurtuluyor, kaç kişi uçak kazasından kurtuluyor. Al dün 160 kişi öldü, bir kazada bu kadar insan ölür mü yahu? İzan diye bir şey var. Şimdi açıklarlar, kalkışta motorun vidasının gevşemesi sebebiyle…. Yuh ulan bi motor durdu diye katliam mı olur?

Ve en çarpıcı argumanıma geliyorum. Uçaklar dünya dengesini bozuyor. Her hangi bir canlının o hızla, o kadar kısa sürede seyahat etmesinin ekolojiye ters olduğuna inanıyorum. Yani var mı doğada 5 saatte okyanus geçebilen bir canlı? Okyanus geçilecekse, minimun 30 günde geçilmeli. Ondan sonra adam fırt Amerika’dan kalkıp, Irak’a bomba atıyor 10 saatte. Halbuki gelse buraya 45 günde, atar mı o bombaları. Önce bir durup su içer.

Neyse uzatmayalım daha neler çıkar, binmiycem işte.

Datça’yı Uğurlarken

1 Yorum »

Bir hayalimiz vardı, allahın “sevdiği” kulu olmanın bedeli İstanbul’a bağımlılıktan kurtulur kurtulmaz, “azıcık aşım ağrısız başım”veya “bir tas çorba, sırtımda bir hırka” felsefesi ile yola çıkıp, burası gibi olmayan memleketlere gitmek. Denizi ayrı deniz, havası ayrı hava olan hani…

Datça’yı ilk gördüğümde kıştı, ben gibi Ege iklimine aşikar bir insanın bile aman aman diyeceği bir kış yaşıyordu yarımada. Soğutmayan, üşütmeyen, yakmayan ve de ısırmayan bir kış. En yüksek dağlarına, en rüzgarlı kıyılarına gittim o kış. Aklımın bir kısmını, kalbimin yarısını bıraktım, döndüm.

Sonra hep Eylül ayında gittim. Nefesimi düzeltiyordu Datça, denizi temiz, havası temiz, insanı temiz. İlk zamanlar, Datça tarihi, Datça kültürünü incelerken, son bir kaç yıldır kendimi Datça emlak sitelerini gezerken buldum, Datça’ya gittiğimde ise, önünde en fazla dikildiğim dükkanlar emlakçılar olmuştu. Rota belliydi, para kazanılacak ve Datça’ya yerleşilecek, minimum bir on sene kazanılacak hayattan.

Ne var ki, bu sene Ağustos ayında gitmek kısmet oldu yarımadaya.

İstanbul fiyatları, İstanbul arabaları, İstanbul hanzoları gördüm, “burası gibi değil gideceğim memleket” şarkısı, burada da anlam kazandı. Geceleri tüm Datça’yı inleten türkü bar şarkıcısından kurtardığımda kulağımı, kornalar çaldı.

Datça da karıştı gitti kaosa dedim, Can Baba’nın seneyi devriyesiydi. Lokma dökmüşler, ruhuna değsin dedik, yedik. Gözümün önüne vurulanlar geldi, aklıma “vurulmuşum düşüm gecelerden kara…” diye başlayan şiir gelirdi normalde ama Datça’da Can Baba’nın evine 10 metre mesafede uyurken şu dizeler geldi:

“sararıp dökülmeden önce kızaran yapraklar

ki onlar

şan verdiler ortalığa bütün bir sonbahar

mevsim dönüp yeniden yeşermeye başlayınca rüzgar

çıplağında o atın yine onlar koşacaklar

o çocuklar,

o yapraklar,

o şarabi eşkiyalar

onlar da olmasa benim gayri kimim var.”

Vurulanların neden vurulduğunu düşündüm, Datça’ya baktım bir daha. Döndüm geldim.

Bir hayalimiz vardı hep, duruyor yerli yerinde.

Yorumlar Yeniden Hizmette

4 Yorum »

Biliyorsunuz bir dönem kafayı yiyerek yorumları kaldırmıştım ve yorum yapılmasına izin vermiyordum. Evet hitler bayağı düştü. Ancak yorumları kaldırmamdaki sebep zaten hitleri düşürüp yavaştan toz olmaktı. Ancak görünüşe göre toz olamıyorum.

Yorumları tekrardan açmamın iki önemli sebebi, bir kaç da önemsiz sebebi var.
Önemli sebeplerden biri, yorumlar kapalı olduğu için bazı ziyaretçilerin e-posta ile yorumlara (facebook’dan da mesaj geldiği oluyor) devam etmesi, ve gizli kapaklı bazı tartışmaların hala sürüyor olması. Bu hem yorucu, hem her e-postaya cevap veremediğim için, karşı taraf açısından daha kötüydü.

İkinci önemli sebep, ki bence en önemlisi aynı zamanda, şartların değişmesi. Yani bu blogda yapılan tartışmalarda benim karşı taraf olduğum iki major görüşün de son zamanlarda güç kaybediyor oluşu. Neleri kastettiğimi anlıyorsunuzdur. Karşı taraf daha güçlü göründüğü dönemlerde buradan ağzıma geleni söylerken, şimdi o tarafın söyleyecek şeyleri olduğunda yorumların kapalı olmasını, kendi içsel adalet mekanizmama yediremedim.

Bu sebeple buyurunuz.

Not: Yorumları geri koyunca, yorum yapanlara e-posta gidiyormuş. Tabi çok yorumu olanlar için bu durum can sıkıcı olmuş. Aslında yorumları geri koymadan, yorumlara abonelik eklentisini kaldırdım, yorum yapılınca posta gönder ayarlarını kaldırdım ama gene de gitmiş. Wordpress adına özürlerimi sunarım.

WP Theme & Icons by N.Design Studio
Entries RSS Comments RSS Log in