Liberal

Kategorilenmemiş 3 Yorum »

Liberal çok güzel biridir. Hoş görü sahibi, özgürlükçü.

Şimdi ayıklayalım:

Bizim dinciler liberal. Bunların özgürlük tanımı sadece dinsel ve cinsel özgürlük olduğu için yemiyoruz, çıkartıyoruz bunları.

Eğilip bükülen liberaller, biz bunlara liboş diyoruz. Bunların 0.3 saniyede ulusalcı, komunist, dinci vs olabilme becerileri olduğundan, bunu da yemiyor ve çıkartıyoruz.

Fettoşçular pek bi liberal bu ara ama yorum yok :)

Eski devrimcilerin şöyle bir teorisi var, marksizim ve türevleri çöktüğü için, buna inananların liberalizmden başka çıkış yolu yoktur. El mecbur liberal olacaklardır. Doğrudur, haklılar. Elbette önce okuyup, “Aaaa ben marksistmişim, aaa ben komunistmişim veya marksizmi beğendim öyle olayım” tarzıyla yaşayanlar için, liberalizmden başka bir çıkış yolu yoktur. İmajdan mütevellit çakma karakterli olduklarından, bunları da çıkartıyoruz.

Bir de, benim çevremde de çokça bulunan, facebook profillerine “libertarian” yazıp, açık radyo dinleyip, taraf gazetesi okuyan, evrensel bir bakış açısına sahip, belki de gerçekten liberal olan tipler var. Bunları çıkartmıyoruz, çünkü o zaman kimse kalmıyor ve yazımızın amacı yok oluveriyor.

Şimdi okuyanlara çok ama çok paranoyakça gelecek biliyorum, ama dört bir taraftan kuşatılan ülkemde bunların gerçek olma ihtimali çok fazla. Çok fazla.

Liberal “markası” kaptırılmış durumdadır. Ve son olarak bahsettiğim, bence “gerçek” liberallerin, büyük bir yanlış içinde bulunduklarını görmeleri gerekir. Bir kere yukarıda saydığım bazı tehditleri, tıpkı marksizim okuyup “aaa lan iyiymiş bu marksizm” diyerek marksist olan çakmalar gibi, hoş görme yanlışındalar.

Nerede yanılıyorlar anlatayım. Blogda daha önce yazmıştım ve bir libo arkadaşım “O bahsettiğin gazete bir YTL ile en pahalı gazetedir” demişti. Bahsettiğim de, Taraf gazetesinin Kadıköy’de ücretsiz dağıtılımasıydı. Tıpkı hergün kapımın önüne bırakılan onlarca Zaman gazetesi gibi. Halbuki ben gözlerimle gördüm bedava dağıtıldığını, hatta dağıtan herife “zitti git lan” dedim. Şimdi Taraf üç kuruş yeni türk lirasına düştü sanıyorum.

Sabahları da, liberal olduğuna inanan ve bu yüzden Açık Radyo dinleyen çok sevdiğim biri yüzünden, ağır Ömer Madra ve radyodan okuduğu Taraf gazetesi yorumlarına maruz bırakılıyorum. (Bu faşizmdir, ayrı)

Taraf’ın, Alkım yayınevi tarafından çıkartıldığı, bedava dağıtıldığı, nereden geldiği belli olmayan bir takım kaynaklara sahip olduğu, bazı şeyleri yalnızca onların bildiği gibi gerçekler yüzünden, Açık Radyo’nun da herkese verip veriştirirken (AKP dahil), Fettoş ve Cumhurbaşkanına pek bulaşmaması sebebiyle Fettoşçu olduklarından çok şüpheleniyorum.

Asla Türkiye’nin İran olacağını düşünmüyorum ama, İran’ın Fettoşu Humeyni’nin yurtdışından gelirken, liberaller tarafından desteklendiğini ve o umutların toz olduğunu biliyorum (sdz: Persepolis). Yemeyin dostlarım. Bana kalırsa bu çok büyük bir olasılık ve okuduğunuz gazetenin, dinlediğiniz radyonun ne olduğunun ortaya çıkmasını sağlayın. Ha siz de Tuncay’a inananlar gibi safsanız, eyvallah.

Kardeş Olduğunu…

Kategorilenmemiş Yorum Yap »

Paris’te takılan Kürt Enstitüsü ile Amerika’da takılan Washington Kürt Enstitüsü, birlikte gazetelere tam sayfa ilanlar veriyorlar. Önce Le Monde, sonra Herald Tribune, şimdi de New York Times’da yayınlanan ilanda, “Türkiye’de Kürt Sorununa Barışçıl Çözüm” başlığı altında zırvalanıyor.

Zırvalanıyor dediğime bakmayın, anlamadım yazılanları ondandır. Ama ne zaman kendine Kürt diyen, hatta Kürt Enstitüsü diyen birilerinin barıştan bahsettiğini görsem gözlerim yanar. Hani sigarayı bırakırsın, 12-14 saat içinde gözlerin terliyormuş gibi gelir.

Aklıma Türk Yunan dostluğu adına Bülent Ecevit’in yazdığı bir şiirin şu mısrası geldi: “Kardeş olduğunu, sıla derdine düşünce anlarsın”. Kürt enstitülerin ne derdine düştüğünden ve ya ne zaman bir “Kürt” barıştan söz etse gözümün önüne gelen, göğsünden vurulup öldürülmüş bebek fotoğrafından bahsetmeyeceğim.

Canlarım benim, ne kadar sevecensiniz.

Ceylan Ve Pamuk

Kategorilenmemiş 1 Yorum »

Fotoğraflarını çok severim, filmlerine dayanamıyorum.

Bakar durur karakterler, başı sonu “yaa” ile biten diyaloglar, klişe konular ve filmleri sonuna kadar izleyemeyen ben. Ben ki, iyi film kötü film ayırd etmem. Kötü de olsa film seyretmeyi severim. Nuri Bilge Ceylan’ın filmlerini seyretmeye korkuyorum. Hani dayanamadığınız şeyler vardır, mesela yemekte birinin ağız şapırdatması gibi. Duramazsınız orada. İşte bu cümle başına ve sonuna eklenen “yaa” lar bende öyle bir etki yapıyor. Gerçekten seyredemiyorum.

Ama yıllardır Cannes ve bazı diğer sinema ödüllerini nasıl alıyor bu adam diye düşünmüyorum, zira mantıklı geliyor. İnanılmaz iyi bir göz var adamda, fotoğraflarını sevdiğimi söylemiştim. Koyuyor kamerayı bir dağın karşısına, on dakika izletiyor aynı dağı. Sanıyorum Cannes jurisi de “yaa” kelimesini “cool” birşey sanıyor.

Neyse adamın filmlerini sevmediğimi anladınız sanıyorum. Beklendiği üzere Nuri Bilge Ceylan gene Cannes’da ödül aldı. Şimdi biri alıp gelecek yeni filmini, gene mecburi eziyet yaşayacağım diye kara kara düşünen ben Ceylan’ın ödül konuşmasını duydum.

Şimdi bir de diğer bir sanatçıya bakalım. Orhan Pamuk’u ilk defa lisede okudum. Beyaz Kale adlı, “çalıntı” olduğu önsözünde de belirtilen, sonradan haberlere konu olan müthiş bir kitap. Bitirir bitirmez yeniden başlamıştım, ve o günden sonra Orhan Pamuk’un çıkan tüm kitaplarını ilk günden edinip okudum. Çevreme de fazlasıyla tavsiye ettim.

İnsanlarla Orhan Pamuk’un, çalıntılamaları hakkında da çok tartıştığım olmuştur. Tabii ki Pamuk’dan yana çıkardım hep.

Bugün sevdiğim ve sevmediğim bu iki sanatçıya bakarken, bir çok değerin bir çok başka değeri etkilediğini, sanatçıların yarattıkları ile karakterlerini ayrı ayrı değerlendirmek gerektiğini anlıyorum.

Orhan Pamuk’un yeni kitabını alıp okuyacak mıyım? Hayır

Nuri Bİlge Ceylan’ın yeni filmini gidip/alıp seyredecek miyim? Evet

Ne değişti? Siyasal yönüne girmeden, Nobel ödüllerinin gözümdeki değeri çokça değişti. Bu konularda çok düzümdür. Bir Fenerbahçeli olarak, hak etmediği zaman kazandığı maçlara sevinemem. Aynı bunun gibi, Orhan Pamuk da Nobel’i hak edecek bir yazar değildir. Bir çok eseri esinlenme olması bir yana, böyle bir kriter var mı emin değilim ama, 5-6 kitap yazmakla Nobel alınmaz gibime geliyor. Tabi ödülü almadan önce yaptığı ve en azından tüm kitaplarına para ödemiş biri olarak beni açıkça sattığı o konuşmadan sonra, ödülün verilmesi ile birlikte Nobel’in de değeri hayli düştü benim gözümde. Yani Orhan Pamuk ultra yalak bir insan olsa, ödülü almak için değil beni, annesini de ortaya sürebilirdi belki. Ama Nobel buna kanmalı mıydı? Hayır.

Filmlerini seyrederken bunalıma girdiğim Ceylan ise, fırsat bu fırsattır diyor ve kendisine tek kuruş kazandırmamış olan bendenizi ödülüyle birlikte havaya kaldırıyordu.

Sevgili Ceylan, umuyorum ki meslekdaşın Emir gibi “Bir Zamanlar Bir Ülke Vardı” alt başlıklı filmler yapmazsın günün birinde.

Not:Ayrıca siyah papyon takmış, cahil olsa ceketiyle farklı renkte olurdu.

Evreka, Evreka!

Kategorilenmemiş 2 Yorum »

ITU öğretim üyesi, antropolog Timuçin Binder, Anadolu’nun 1071 Malazgirt Savaşı ile Türkleştirildiği savına karşı çıkıyor. Diyor ki, genetik araştırmaların sonucunda şu an burada yaşayan Türklerin 40 000 yıl önce de bu topraklarda yaşadığı ortaya çıkıyormuş. O zaman bizim Malazgirt savaşıyla Anadoluya girdiler diye bildiğimiz topluluk Çinliler olsa gerek. 40 000 yıldır burada yaşarken, pardon ama geri zekalı mıyız önce OrtaAsya’ya gidip, sonra kendi insanlarımızla savaşıp geri girelim Anadolu’ya. Muhtemelen bizim tarihçiler bir yerlerde yanıldılar, Alparslan diye bildiğimiz de Tsu-kung olsa gerek.

Bir bilim adamının benim kadar gerizekalı olmadığını sanıyorum, elbette Timuçin Bey işin doğrusunu biliyordur. Benim bu şekilde saçmalama yol açan haberin veriliş biçimi.  Benzer bir haberi, belki 7-8 sene önce Cumhuriyet Gazetesinde görmüştüm. Antalya’da bulunan 2000 yıllık bir mumya, aynı köyde yaşayanlar ile akraba çıkmıştı. Biz de şaşırmıştık.

Kısacası geldiğimiz nokta; biz zaten buradaydık, Türkler geldi, toprakları işgal etti.

Bizim kurduğumuz cumhuriyetin değerlerine ne kadar ters. Eski Yugoslavya dağılma sürecindeyken sevdiğim iki sanatçıyı takip ediyordum. Emir Kusturica ve Goran Bregoviç. İkisi de Yugoslavya dışında yaşıyor ve ülkelerini dışarıdan izliyordu. İkisi de “Büyük Yugoslavya”ya inanıyordu ve ülkelerinin bölünmesini istemiyordu. O zaman bana doğru gibi gelmemişti. Ben olsam gider savaşırdım diye düşündüm. Çünkü o anda, “Büyük Yugoslavya”yı bölünme sürecine getiren yaşananlardan habersizdim. Haberim olmasına gerek yoktu, gelinen noktada bir önem teşkil etmiyorlardı. Biri diğerine zulüm yapmış, öbürü bir diğerine yapmış.

Bu saçmalıklara kanmayalım. Bilimsel her türlü gerçek hazım edilebilir ancak bölünme projesine dahil organlardan çıkan ifadelerde artık alt beyine gönderme aramak gerekiyor.

OrtaAsyadan göç olmamışmış. Sanki biz, lazlarla, çerkezlerle, kürtlerle, rumlarla, yahudilerle elele geldik Malazgirte sanıyorduk. Bu aptal yerine koymaya müsait tartışmalara girmemek dileğiyle.

Not: Ben de kimseyi aptal yerine koymamak için, Türk nedir, Türkiye Cumhuriyeti kimlerden oluşur, OrtaAsya’dan gelenler kimlerdir ve Büyük Yugoslavya ile alakası nedir gibi konuları geçiyorum…

Ben 31 yıl önce geldim bu topraklara

Demokrasi, İnsan Hakları ve Vatan.

Kategorilenmemiş 20 Yorum »

Şehitler ve terör hakkında görüşlerimi belirtmeden önce, fikirlerime ters düştüğü sanılan bir takım kavramları kendime göre netleştirmek istiyorum. Kendime göre, çünkü gene de itirazlar olacağından eminim.

Demokrasi denilince insanın aklına hemen, özgürlük ve özellikle fikir özgürlüğü geliyor. Her türlü görüşün özgürce tartışıldığı, fikirleri aynı olanlardan, çoğunluğun geri kalanları yönetme hakkı. Azınlıkların haklarının da korunması, başkalarının haklarının da olduğu bilinci gibi bir takım yan öğeleri de vardır. Burada demokrasinin ne olduğunu anlatacak değilim, dileyen okuyucular ilgili wikipedia maddesine göz atabilirler.

Benim tartışmak istediğim şey, önceliklerimiz. Demokrasilerde herkesin fikrini belirtmeye ve bunun için çaba sarfetmeye hakkı vardır, değil mi? Örneğin, sizin Türkiye topraklarında hakkınız olduğunu beyan etmeniz, ve bu konuda çalışmalar yapmanız demokrasidir, öyle mi? Güneydoğu Anadolu bizimdir diye düşünüp burayı almak istemek hakkınızdır, diyorsunuz? Biz buranın ezilen halkıyız, ülkenin geri kalanı bolluk ve refah içindeyken biz burada sürünüyoruz, o zaman biz Türk değiliz Kürdüz ve hakkımızı alırız diyorsunuz, yanılıyor muyum? Demokrasi varsa, kendi milletvekillerimi seçer yollarım meclise, ananızı belletirim bile diyorsunuz. Hakkınızdır, helali hoş olsun.

İnsan haklarına bakalım. Kürtlere yönelik hak ihlallerine son verilmesini sağlamak. Benim Kürt insan hakları projesi adı verilen şeyden anladığım ve bizi ilgilendiren kısmı bu kadar. Biz, biz de kimsek artık, lazların, çerkezlerin, yahudilerin, ermenilerin (bu da karışık), türkmenlerin ve daha bir sürü Türkiye Milletini oluşturduğunu düşündüğümüz grubun haklarını ihlal etmiyoruz da, bir Kürtlere kastımız. Neden bilmiyorum, sevmiyoruz onları…

Şimdi birbirimizi salak yerine koymayalım. Demokrasi, bir ülkenin bütünlüğüne göz koymak, bir ülkenin insanlarının ayaklanıp, başka bir ülke kuracağız diye dağlara düşmesi değildir. Eğer öyle ise de ben demokratiğim diyenlere “hadi ordan” dememiz gerekir, ki böyle sananlara diyeceğiz. Ve eğer ki, Kürt insan hakları projesi diye bir saçmalığın peşindeyseniz, kendiniz kaşınıyorsunuz diyebilirim. Sevgili bir arkadaşım “Kürt olduğum için ilkokulda dayak yedim” demişti. Ne kadar doğru bilemiyorum, ama kandırılmak isteyen insanlara anlatılan efsanelerin, bir müddet sonra bu insanlar tarafından kendi başlarına gelmiş gibi aktarıldığına çok şahit oldum. Ben de bir sürü okula gittim, askere gittim veya başka topluluklarda bulundum. Kimse kimseyi Kürt diye dövmedi.

31 yaşındayım, kardeşim yok. Kardeş yerine koyduğum insanlardan biri lazdır, biri boşnaktır, bir diğeri de Alevidir. Askerde birbirinize emanet edildiğiniz bir sistem vardır, “badilik” derler, bir “badi”n olur ve onunla birbirinizden sorumlu olursunuz. Benim badim, bir karmaşada bana saldırdıklarını düşünüp, on kişinin içine atlamıştı benim için. Kürtdü, Türkçe’yi az biliyordu. Bana, eğer askere gelmese PKK’ya katılmak zorunda olduğunu anlatmıştı. Yengem çerkesdir, ve kimbilir komşum nedir? Hatta kimbilir ben neyim?

Bu benim Türkiyemdir. Sen şerefli bir Türkün olduğu herhangi bir ortamda, bu ülkenin toprağında yaşayıp, bu ülkenin okuluna gidip, bu ülkenin ekmeğini yiyip, ben Türk değilim, kürdüm dersen, evet dayak yersin muhtemelen.

Kürt kardeşlerim, üzgünüm sizler için. Kandırılmakta olduğunuz için, aranızda zekası düşükler olduğu için üzgünüm, “bizim” aramızda da var. Ama o dağlarda soydaşlarınız, bizim askerimize saldırdığı müddetçe, hala “ben önce kürdüm” derseniz öleceksiniz.. Bunun ne demokrasi ile, ne de insan hakları ile alakası var. Bunun adı VATAN

WP Theme & Icons by N.Design Studio
Entries RSS Comments RSS Log in