Tansu Günay is a false positive

Yanlış pozitif bir web günlüğü
Ne Demiş:
Rabbime sordum Cleveland dedi
(Kocası Kemal Unakıtan\'ın nerede ameliyat olması gerektiği)
Ahsen Unakıtan

İncelediğiniz Etiket: türk

Ara verdiğim dönemleri böyle böyle telafi edeceğiz.  Açılımla başlayalım…

Bir kere açılım bize ters geldi. Şimdi biz, öz be öz Türk ırkının en güzel örneği, ülkenin sahipleri olaraktan açılım yapmaya kalktık. Yani adına ne derseniz deyin, Başbakan olun “Kürt açılımı” deyin mesela. Bu durumda ne oluyor, biz ülke sahibi Türkler açılım yapıyoruz, yani açılma eylemi bize ait, Kürtler sabit. Veya Alevi açılımı, Aleviler sabit, biz açılıyoruz onlara doğru. Yanlış mı? Değil, eğer ki açılım bize ters olmasaydı.

Zira daha ilk günden gördük ki, bizim açılacağımız Kürtlerin ise sabit kalıp mutlu olacakları bir durum falan yok ortada. Bizim hükümet, gündüz vakti havai fişek patlatırcasına bir çoşkuyla açılımayazdı ki, Kürtler iki vurup bir sayıyor. Yani ismiyle müsemma açılım, hiç de öyle bizim eylemlediğimiz, Kürtlerin ise sabit kaldığı bir olay değilmiş. Ha en baştan buna açılım yerine, “Türk-Kürt ortaya karışık” veya benzeri bir isim verselerdi farklı olurdu. Kürtlerin mazlum bir hali bayağıdır yok.

Netekim tez vakitte anlaşıldı ki, amaç üzüm yemek değil DTP’yi en tepki çekmez anda kapatmaktı.

Çok sevgili liberal arkadaşlarımla da, açılım başlamazdan az önce konuştuğum gibi; Evet, bu sorunun artık başka türlü bir çözümü yok. Ne bizim NATO ordumuz kafalarına yağdıra yağdıra bunları bitirebilecek, ne de onlar bizden toprak yada eyalet falan alabilecekler. Adına açılım dedikleri, ancak yukarıda da belirttiğim sebeplerden başka bir şey olması gereken, barışa ve uzlaşmaya yönelik paket veya paketlerle bu işin çözülmesi gerekir ve de tek yol gibidir. Paragrafın başında da söylediğim gibi, liberal arkadaşlarıma söylediğim şey, bu iş bu hükümetin harcı değil. Bu hükümetin böyle bir derdi yok. Bu şekil bir paketi ancak ve ancak, içerisinde en milliyetçisinin de olduğu, DTP (muadili)’nin de olduğu bir koalisyon yapabilir. Bu gerçeği halk (Türk, Kürt, Laz vs) iyice düşünmeli ve bir dahaki seçimlerde ona göre oy vermelidir. Ya da halk (Türk, Kürt, Laz vs), ben avantama bakarım, bal tutan parmağını diyerek AKP’yi gene başa getirir. Bu sorun da bitmez.

Etiketler: , , , , ,

DTP adlı “softcore” terör örgütünün lideri dedi ki:

Abdullah Öcalan’a dönük geliştirilen her türlü politikanın Kürt halkına yönelik olduğu, oradaki en ufak onur kırıcı, irade kırıcı uyulamanın Kürtlerin onur ve iradelerini kırmaya yönelik olduğunu hepimiz biliyor ve görüyoruz.

Öyle diyorsan öyledir.. Ben şahsen Öcalan’ı görürsem, onun beni görmeye fırsatı olur mu veya ne kadar süreyle görebilir beni emin değilim. Kürt müdür, Ermeni midir, başka türlü bir puşt mudur, onu da bilmiyorum ama çevremde fazla nefes alamaz, bundan adım gibi eminim.

Peki, biz “Türk”lerin Apo denen sapığa yaptıklarımız Kürt halkına yönelik derken verilmek istenen mesaj, Apo’nun yaptıkları da Kürt halkına maledilebilir gibi bir anlam da taşıyor mu? Hayır benim askerim, hükümetim veya yetkili herhangi bir merciim Apo’ya işkence yapıyorsa eline sağlık, bu kürt halkına da yapılıyor diyorsan (ki diyorsun), sen bütün Kürtler Apo’dur mu diyorsun?

Bu kafanın sonu belli de, ne zaman?

Etiketler: , , , , , ,

Liberal çok güzel biridir. Hoş görü sahibi, özgürlükçü.

Şimdi ayıklayalım:

Bizim dinciler liberal. Bunların özgürlük tanımı sadece dinsel ve cinsel özgürlük olduğu için yemiyoruz, çıkartıyoruz bunları.

Eğilip bükülen liberaller, biz bunlara liboş diyoruz. Bunların 0.3 saniyede ulusalcı, komunist, dinci vs olabilme becerileri olduğundan, bunu da yemiyor ve çıkartıyoruz.

Fettoşçular pek bi liberal bu ara ama yorum yok :)

Eski devrimcilerin şöyle bir teorisi var, marksizim ve türevleri çöktüğü için, buna inananların liberalizmden başka çıkış yolu yoktur. El mecbur liberal olacaklardır. Doğrudur, haklılar. Elbette önce okuyup, “Aaaa ben marksistmişim, aaa ben komunistmişim veya marksizmi beğendim öyle olayım” tarzıyla yaşayanlar için, liberalizmden başka bir çıkış yolu yoktur. İmajdan mütevellit çakma karakterli olduklarından, bunları da çıkartıyoruz.

Bir de, benim çevremde de çokça bulunan, facebook profillerine “libertarian” yazıp, açık radyo dinleyip, taraf gazetesi okuyan, evrensel bir bakış açısına sahip, belki de gerçekten liberal olan tipler var. Bunları çıkartmıyoruz, çünkü o zaman kimse kalmıyor ve yazımızın amacı yok oluveriyor.

Şimdi okuyanlara çok ama çok paranoyakça gelecek biliyorum, ama dört bir taraftan kuşatılan ülkemde bunların gerçek olma ihtimali çok fazla. Çok fazla.

Liberal “markası” kaptırılmış durumdadır. Ve son olarak bahsettiğim, bence “gerçek” liberallerin, büyük bir yanlış içinde bulunduklarını görmeleri gerekir. Bir kere yukarıda saydığım bazı tehditleri, tıpkı marksizim okuyup “aaa lan iyiymiş bu marksizm” diyerek marksist olan çakmalar gibi, hoş görme yanlışındalar.

Nerede yanılıyorlar anlatayım. Blogda daha önce yazmıştım ve bir libo arkadaşım “O bahsettiğin gazete bir YTL ile en pahalı gazetedir” demişti. Bahsettiğim de, Taraf gazetesinin Kadıköy’de ücretsiz dağıtılımasıydı. Tıpkı hergün kapımın önüne bırakılan onlarca Zaman gazetesi gibi. Halbuki ben gözlerimle gördüm bedava dağıtıldığını, hatta dağıtan herife “zitti git lan” dedim. Şimdi Taraf üç kuruş yeni türk lirasına düştü sanıyorum.

Sabahları da, liberal olduğuna inanan ve bu yüzden Açık Radyo dinleyen çok sevdiğim biri yüzünden, ağır Ömer Madra ve radyodan okuduğu Taraf gazetesi yorumlarına maruz bırakılıyorum. (Bu faşizmdir, ayrı)

Taraf’ın, Alkım yayınevi tarafından çıkartıldığı, bedava dağıtıldığı, nereden geldiği belli olmayan bir takım kaynaklara sahip olduğu, bazı şeyleri yalnızca onların bildiği gibi gerçekler yüzünden, Açık Radyo’nun da herkese verip veriştirirken (AKP dahil), Fettoş ve Cumhurbaşkanına pek bulaşmaması sebebiyle Fettoşçu olduklarından çok şüpheleniyorum.

Asla Türkiye’nin İran olacağını düşünmüyorum ama, İran’ın Fettoşu Humeyni’nin yurtdışından gelirken, liberaller tarafından desteklendiğini ve o umutların toz olduğunu biliyorum (sdz: Persepolis). Yemeyin dostlarım. Bana kalırsa bu çok büyük bir olasılık ve okuduğunuz gazetenin, dinlediğiniz radyonun ne olduğunun ortaya çıkmasını sağlayın. Ha siz de Tuncay’a inananlar gibi safsanız, eyvallah.

Etiketler: , ,

Paris’te takılan Kürt Enstitüsü ile Amerika’da takılan Washington Kürt Enstitüsü, birlikte gazetelere tam sayfa ilanlar veriyorlar. Önce Le Monde, sonra Herald Tribune, şimdi de New York Times’da yayınlanan ilanda, “Türkiye’de Kürt Sorununa Barışçıl Çözüm” başlığı altında zırvalanıyor.

Zırvalanıyor dediğime bakmayın, anlamadım yazılanları ondandır. Ama ne zaman kendine Kürt diyen, hatta Kürt Enstitüsü diyen birilerinin barıştan bahsettiğini görsem gözlerim yanar. Hani sigarayı bırakırsın, 12-14 saat içinde gözlerin terliyormuş gibi gelir.

Aklıma Türk Yunan dostluğu adına Bülent Ecevit’in yazdığı bir şiirin şu mısrası geldi: “Kardeş olduğunu, sıla derdine düşünce anlarsın”. Kürt enstitülerin ne derdine düştüğünden ve ya ne zaman bir “Kürt” barıştan söz etse gözümün önüne gelen, göğsünden vurulup öldürülmüş bebek fotoğrafından bahsetmeyeceğim.

Canlarım benim, ne kadar sevecensiniz.

Etiketler: , ,

Fotoğraflarını çok severim, filmlerine dayanamıyorum.

Bakar durur karakterler, başı sonu “yaa” ile biten diyaloglar, klişe konular ve filmleri sonuna kadar izleyemeyen ben. Ben ki, iyi film kötü film ayırd etmem. Kötü de olsa film seyretmeyi severim. Nuri Bilge Ceylan’ın filmlerini seyretmeye korkuyorum. Hani dayanamadığınız şeyler vardır, mesela yemekte birinin ağız şapırdatması gibi. Duramazsınız orada. İşte bu cümle başına ve sonuna eklenen “yaa” lar bende öyle bir etki yapıyor. Gerçekten seyredemiyorum.

Ama yıllardır Cannes ve bazı diğer sinema ödüllerini nasıl alıyor bu adam diye düşünmüyorum, zira mantıklı geliyor. İnanılmaz iyi bir göz var adamda, fotoğraflarını sevdiğimi söylemiştim. Koyuyor kamerayı bir dağın karşısına, on dakika izletiyor aynı dağı. Sanıyorum Cannes jurisi de “yaa” kelimesini “cool” birşey sanıyor.

Neyse adamın filmlerini sevmediğimi anladınız sanıyorum. Beklendiği üzere Nuri Bilge Ceylan gene Cannes’da ödül aldı. Şimdi biri alıp gelecek yeni filmini, gene mecburi eziyet yaşayacağım diye kara kara düşünen ben Ceylan’ın ödül konuşmasını duydum.

Şimdi bir de diğer bir sanatçıya bakalım. Orhan Pamuk’u ilk defa lisede okudum. Beyaz Kale adlı, “çalıntı” olduğu önsözünde de belirtilen, sonradan haberlere konu olan müthiş bir kitap. Bitirir bitirmez yeniden başlamıştım, ve o günden sonra Orhan Pamuk’un çıkan tüm kitaplarını ilk günden edinip okudum. Çevreme de fazlasıyla tavsiye ettim.

İnsanlarla Orhan Pamuk’un, çalıntılamaları hakkında da çok tartıştığım olmuştur. Tabii ki Pamuk’dan yana çıkardım hep.

Bugün sevdiğim ve sevmediğim bu iki sanatçıya bakarken, bir çok değerin bir çok başka değeri etkilediğini, sanatçıların yarattıkları ile karakterlerini ayrı ayrı değerlendirmek gerektiğini anlıyorum.

Orhan Pamuk’un yeni kitabını alıp okuyacak mıyım? Hayır

Nuri Bİlge Ceylan’ın yeni filmini gidip/alıp seyredecek miyim? Evet

Ne değişti? Siyasal yönüne girmeden, Nobel ödüllerinin gözümdeki değeri çokça değişti. Bu konularda çok düzümdür. Bir Fenerbahçeli olarak, hak etmediği zaman kazandığı maçlara sevinemem. Aynı bunun gibi, Orhan Pamuk da Nobel’i hak edecek bir yazar değildir. Bir çok eseri esinlenme olması bir yana, böyle bir kriter var mı emin değilim ama, 5-6 kitap yazmakla Nobel alınmaz gibime geliyor. Tabi ödülü almadan önce yaptığı ve en azından tüm kitaplarına para ödemiş biri olarak beni açıkça sattığı o konuşmadan sonra, ödülün verilmesi ile birlikte Nobel’in de değeri hayli düştü benim gözümde. Yani Orhan Pamuk ultra yalak bir insan olsa, ödülü almak için değil beni, annesini de ortaya sürebilirdi belki. Ama Nobel buna kanmalı mıydı? Hayır.

Filmlerini seyrederken bunalıma girdiğim Ceylan ise, fırsat bu fırsattır diyor ve kendisine tek kuruş kazandırmamış olan bendenizi ödülüyle birlikte havaya kaldırıyordu.

Sevgili Ceylan, umuyorum ki meslekdaşın Emir gibi “Bir Zamanlar Bir Ülke Vardı” alt başlıklı filmler yapmazsın günün birinde.

Not:Ayrıca siyah papyon takmış, cahil olsa ceketiyle farklı renkte olurdu.