Bir iki gün tartışır, sonra konu unutulur. Bundan dolayı kimse Gül'ün namusuna leke süremez. (Kayıp trilyon davası hakkında)
Nazlı ılıcak, 21/08/08

Blogger Da Yasaklanmış…

10 Yorum »

Eee? Ne bekliyordunuz?

Bu ülkenin ilk sansür mağdurlarından biri benim, ve kıçımızı yırttık. Bu konuda kanuni mücadeleden de kısmen galip çıktık. Bu ve benzeri sebeplerle kanunları da hasber kader biliyorum, farkındayım tehlikenin.

Elbette bu konuda bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın tarzı takılanlar çokça, Chip, HaberTurk, SDN gibi sömürü yöneticilere ve aptal okuyuculara sahip siteler bu alemin kaymağını yiyenler ve elbette adi birer çıkarcı olduklarından seslerini çıkartmazlar. Çıkartırlar da çıkartmazlar…Bir çok blogger benzeri sitenin işine gelir bu yasaklamalar, youtube da öyle.

Şimdi gene geçici bir hezeyeandayız, blogger açılınca geçer..

Ha kanunlar, yeni kanunlara göre site kapattırmak o kadar kolay ki. O kadar yani..

Şu bizim dernek bilişim işlerine başladığı andan itibaren, mümkün seviyede bir avukat orduyusuyla bu kanunları öyle bir suistimal edeceğiz ki, hepinizin aklı duracak :)

Neyse, hep birlikte göreceğiz..

Not: Benim sansür banner’ı ve resmimin bu yasaklanma ile alakası yoktur… Daha önceden koymuştum..

İç Savaş Yakındır

2 Yorum »

DTP adlı “softcore” terör örgütünün lideri dedi ki:

Abdullah Öcalan’a dönük geliştirilen her türlü politikanın Kürt halkına yönelik olduğu, oradaki en ufak onur kırıcı, irade kırıcı uyulamanın Kürtlerin onur ve iradelerini kırmaya yönelik olduğunu hepimiz biliyor ve görüyoruz.

Öyle diyorsan öyledir.. Ben şahsen Öcalan’ı görürsem, onun beni görmeye fırsatı olur mu veya ne kadar süreyle görebilir beni emin değilim. Kürt müdür, Ermeni midir, başka türlü bir puşt mudur, onu da bilmiyorum ama çevremde fazla nefes alamaz, bundan adım gibi eminim.

Peki, biz “Türk”lerin Apo denen sapığa yaptıklarımız Kürt halkına yönelik derken verilmek istenen mesaj, Apo’nun yaptıkları da Kürt halkına maledilebilir gibi bir anlam da taşıyor mu? Hayır benim askerim, hükümetim veya yetkili herhangi bir merciim Apo’ya işkence yapıyorsa eline sağlık, bu kürt halkına da yapılıyor diyorsan (ki diyorsun), sen bütün Kürtler Apo’dur mu diyorsun?

Bu kafanın sonu belli de, ne zaman?

Nereye Bakıyoruz?

6 Yorum »

Dün gece “Nat Geo Wild” adlı kanalı izliyordum. Aslında, hayvanları insanlardan daha çok seven ve onlara daha fazla değer veren biri olarak, bu ve benzeri kanalları sıklıkla “ana haber” niyetine izliyorum.  Dün gece annesiz kalmış iki adet “siyah ayı”nın maceralarını izledim.

Barınakta doğmuşlar, ama aklınıza bizim belediye barınakları gelmesin. Neredeyse doğal ortamlarına yakın bir barınak. Anneleri ölmüş ve bu yavru ayılara ne yapacağız diye düşünen bir grup bilm adamı. Bilim adamlarının başında ise, bu yavruların elinde doğduğu bir bilim kadını var. Saatlerce izledim. Doğal hayatın, her türlüsünden gerçekliğini öğrettiler yavrulara. Bir yaşına geldiklerinde her iki yavru da avlanabiliyor, hakkını koruyabiliyor ve doğal ortam ayıları gibi kendi kendini ikame edebiliyorlardı.

Geceli gündüzlü bir yılını bu ayılarla geçiren, doğdukları günden beri onlara annelik yapan, eğitim veren bilim kadını, bu ayıların artık doğal ortamlarına bırakılmaları gerektiğini düşünmeye başladı. Ve bunu görebilmek için, barınağın dışında tam anlamıyla bir doğal ortam yarattılar. İçinde domuzlar, tavuklar ve çeşitli av hayvanları, ağaçlar bulunan büyükçe bir alan. Ve ayıları buraya bıraktılar.

İncelemeler olumluydu, bu barınak ayıları tıpkı doğal ortamında yaşayan hemcinsleri gibi kendi kendilerini yaşatabiliyorlardı. Ve kesin karar verildi, ayılar doğal ortamlarına salınacak. Ancak karar vermek yetmiyor, bir komisyon toplandı, günlerce tartıştılar. Ayılara annelik yapan bilim kadını, onları çok sevmesine rağmen bırakılmalarını istiyordu. Çünkü bunu haketmişlerdi. Ancak uzun tartışmalar sonucunda komisyon, doğal ortamdaki ayıların, saflığını bozabilir endişesiyle ayıların barınakta kalmasına karar verdi. Evet bu iki yavru ayı, barınakta doğmalarına rağmen çok büyük bir gelişme göstermişlerdi. Bunun için inanılmaz harcamalar yapıldı, bir sürü bilim adamı çalıştı. Ama komisyon, doğal ortamdaki ayıların, belki de binde birlik bozulma ihtimalini göze alamadı ve ayılar barınakta kaldı.

Bir iki hafta sonra ayılardan biri, sebebi bilinmeyen bir beyin kanaması sebebiyle öldü. Bilim kadını çok üzüldü.

Aynı esnada olmasa da, TV’de izlememle aynı anlarda, bizim ülkemizde de bir komisyon toplandı. Adalet Bakanlığına verdikleri öneride, kızların evlenme yaşının 14′e düşürülmesi ve tecavüzde “evlenirim” denildiğinde suç oluşmaması gibi saçma bir kanunun da 14 yaşa indirilmesini istedi. Yani eğer 14 yaşında bir kız çocuğuna tecavüz ederseniz, evlenirim diyerek yırtabilirsiniz. Atatürkçü düşünceyi faşist kabul eden bu islami düşünce ishali elbette kabul edilmeyecektir, ama nerede olduğumuzu görmemiz açısından manidardır. Hüseyin Üzmez adlı pisliğin de 14 yaşında bir kızla ilişkiye girmesi ardından, aynı ishale kapılan bazı dinci yazarların desteklediğini hatırlatıyorum.

Ha unutmadan, üstteki ayılar ve bilim adamları Tayland’dan. Hani adı çocuk seksi sektöründe anılan Tayland.

Sözün Başlamadığı Yer

32 Yorum »

PKK’ya neden kızıyorsunuz? Silahlı oldukları için mi?

PKK ne istiyor farkında mısınız? Kürt hakları istiyor diyelim, “Büyük Kürdistan” için toprak istiyor diyelim. Ne derseniz onu diyelim. Bu ülkenin bölünmez bütünlüğünü bozmak istiyor eninde sonunda, değil mi? Toprak istiyorsa da böyle, “hayır kardeşim ben Türk değil Kürdüm” diyorsa da böyle. Hele hele silahı eline alıp, dağlarda TSK mensuplarına saldırıyorsa, bu konuda şüphemiz yoktur diyebiliriz.  Bir takım “liberaller”in şüpheleri olabilir, siktirsinler.

Peki neden kızıyorsunuz? Neden kızıyoruz?

Türkiye’nin bölünmez bütünlüğünü bozmak ile, Laik düzeni değiştirmek arasında ne fark var?

Laik düzen değişmedi mi oy birliği ile? Bunun için zamanında kan dökülmedi mi, terör örgütleri yok muydu? Yarın PKK silah bırakıp, kapına bulgurla, kömürle geldiğinde oy vermeyecek misin? Şimdi “hödö hödö” ölmez bölünmez diye haykırdığın şehitlerin kanına tükürmeyecek misin?

Sen marabasın, ağan ne derse o oluyor farkında değil misin?

Değilsin tabi. Sen marabasın. Senin oy verdiğin AKP’li cumhurbaşkanı da, başbakan da, bakanlar da PKK’nın beslendiği tüm kişi ve kurumlarla dost ve müttefik, salak mısın?

Yarın, bugünkü terörist kapına bulgurla geldiğinde vermeyecek misin kanını? Vermedin mi ey yavşak?

Ey Şehit anaları, bacıları, kardeşleri, karıları, evlatları! Bugün de sözün bittiği yer diyorlar, dün de öyle dediler. Söz sizler için zaten hiç olmadı. Ne şeref ne onur, elinizde hiçbirşey kalmayacak. Yaktığın ağıt sen düşünüp de kafayı yeme diye sadece. “şehitler ölmez” yalnızca bir inanç, bir temenni. Ölüyorlar, hem de senin bildiğin gibi değil, sana öğretilen gibi değil.

Karanlığın içinden bir ateş düşüyor vücütlarına. Ne dua edebiliyorlar ne bir şehadet. Son anıları ne bir sevgili ne ana kucağı. Gözleri kapanıyor, bir hayat bitiyor. Senin içinde bir umut var sadece, cennet diyorsun. O gözler kararınca, doğmadan önce neredeyse, oraya gidiyor.

Hafıza Kaybı

2 Yorum »

Oral Çalışlar bugünkü yazısında Boğaziçi Üniversitesindeki türban gerginliğinden bahsetmiş. Bugüne kadar kendi içinde bu sorunu halleden üniversite, yeni rektörle birlikte gerilmiş.

Halbuki Boğaziçi Üniversitesi’nin “özgürlükçü” bir geleneği varmış. Daha da güzeli şöyle demiş; “1968 gençlik hareketleri içinde o zamanki adı Robert Kolej olan Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri etkin şekilde yer aldılar”.

Oral Bey herhalde şaşırdı. Boğaziçi Üniversitesi 68 hareketlerinde eylem yaptı. Yaptı ama, öğrencilere otopark açılsın diye yaptı. Deniz’le katıldığı işgallerde bir tane Boğaziçili var mıymış acaba, iyi bir düşünsün derim.

Boğaziçinden bu gibi konularda pek performans beklememekde fayda var… Şimdi saydıracak bana mezunları, kalpler kırılacak…

WP Theme & Icons by N.Design Studio
Entries RSS Comments RSS Log in