Ve kadınlar,
bizim kadınlarımız:
korkunç ve mübarek elleri,
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yarimiz
ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri
öküzümüzden sonra gelen
ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
ve karasabana koşulan
ve ağıllarda
ışıltısında yere saplı bıçakların
oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan
kadınlar,
bizim kadınlarımız..

Nazım böyle anlatmış, çok da güzel anlatmış ama birşeyler eksik kalıyor gibi. Kadın anadır, avradımızdır ama bunun anlamı nedir? Sadece bizim için değerli olması mı?

Kadın anamızdır, bizi biz yapan. Biz derken sadece sizden, benden bahsetmiyorum. Hani dağdaki terörist, evinde göbeğini kaşıyan ve bizim yöneticilerimizi seçen, veya tam tersi olan duruma göre ama bizim sevmediğimiz insanlar var ya. Onları da onlar yapan kadınlarımız. Çocuklarımızı olacakları adam eden analarıdır, avradımızdır.

Azılı ve acımasız bir katil düşünün, pedofili hastası bir “sapık” düşünün, en sevmediğiniz insanı düşünün. Kimi düşünürseniz düşünün, çok çok büyük bir ihtimalle bir kadının elinden çıkmıştır.

Dünyayı bu hale getirenler erkek değil mi? Kaç tane kadın lider tanıyorsunuz, milyonlarca insanı öldürecek bombaları yağdıran?

Kaç kadının kutuplara kutup ayısı avlamaya gittiğini duydunuz?

Kaç kadının çocuklara tecavüz ettiğini gördünüz üçüncü sayfalarda?

Tanımadığınız kaç kadın size omuz attı yolda yürürken?

Kaç kadın tanıyorsunuz ormanları katleden?

Bu liste uzar.

Kadınlardır adam eden adamı dedik, ama bu listedeki eylemleri gerçekleştirenler adam değiller ve kadınlar bunları, bu eylemleri yapsınlar diye bilerek yetiştirmediler. Her kadın çocuğunu iyi bir adam olsun diye yetiştirmez mi? Peki neden yetiştiremez.

Dünyayı seviyorsanız, bir kadına fiske dahi atarken iki kere düşünün, üç kere düşünün, bin kere düşünün… Dünyaya attığınız dayaktır kadına şiddet.

25 Kasım “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü”nüz hayırlı olsun.